Bugün bayram…
Sokaklarda yine aynı telaş var belki.
Telefonlar susmadan mesaj bildirimi veriyor.
Kimi yollara düşecek, kimi misafir ağırlayacak, kimi sadece sessizce camdan dışarıyı izleyecek.
Ama kabul edelim…
Eskisi gibi değil.
Bayram sabahları artık biraz eksik başlıyor güne.
Çünkü insan büyüdükçe yalnızca yaşı ilerlemiyor;
hayatı da eksiliyor.
Oysa bir zamanlar bayram demek tarifsiz bir heyecandı.
Bayramdan önceki gece uyku tutmazdı bizi.
Başucumuzdaki yeni ayakkabıları karanlıkta bile dönüp dönüp kontrol ederdik.
Sabah olunca ilk onları giyecektik çünkü.
Bir çift yeni ayakkabı, bir çocuğun dünyası kadar büyük mutluluktu o zamanlar.
Sabah erkenden kalkılırdı.
Evde tatlı bir telaş olurdu.
Mutfaktan gelen sesler…
Kolonya kokusu…
Ütü sıcaklığı sinmiş bayramlık kıyafetler…
Babamız bayram namazından dönerdi.
Biz kapıda beklerdik.
Sanki o gün herkes biraz daha iyi, biraz daha merhametli olurdu.
Kapılar kapanmazdı eskiden.
Misafir eksik olmazdı.
Şekerlikler dolar taşardı.
Çocuk sesleri apartman aralarında yankılanırdı.
Şimdi dönüp bakınca insan bir şeyi daha iyi anlıyor:
Meğer bayram dediğimiz şey yalnızca takvimdeki özel gün değilmiş.
Bayram;
aynı sofranın etrafında eksiksiz oturabilmekmiş.
Ama zaman acımasız…
Önce dedeler kalkıyor sofradan.
Sonra anneanneler, babaanneler…
Sonra çocukluğumuz sessizce çekip gidiyor hayatımızdan.
Bir gün geliyor, koşarak gittiğiniz o evin kapısı artık hiç açılmıyor.
İşte insan en çok o zaman büyüyor.
Bugün hiçbir bayram çocukluğumuzdaki kadar büyük gelmiyor bize.
Çünkü o yıllarda kaybetmek yoktu.
Sevdiklerimiz vardı.
Zaman çoktu.
Hayat bu kadar acele etmiyordu.
Biz gerçekten bayram yaşardık.
Sokakta top oynayan çocukların arasına karışır,
poşet poşet şeker toplardık.
Tanımadığımız insanların bile elini öperdik.
Şimdi ise aynı evin içinde bile birbirine uzak insanlar var.
Herkes başka bir ekrana bakıyor.
Aynı masada oturup başka dünyalarda kayboluyoruz.
Ama ne olursa olsun…
Bayram sabahlarının insanın içinde uyandırdığı bir şey hâlâ var.
Bir kolonya kokusunda…
Eski bir bayram şarkısında…
Kapı zilinin sesinde…
Bir anda yıllar öncesine gidiyoruz.
Annemiz hâlâ mutfaktaymış gibi geliyor.
Babamız birazdan salondan seslenecek sanıyoruz.
Kaybettiklerimiz sanki kapıdan içeri girecekmiş gibi bekliyoruz.
Olmuyor.
Ama insan yine de bekliyor.
Çünkü bazı insanlar öldüğünde sadece gitmiyor;
birlikte çocukluğumuzu da götürüyorlar.
Bugün hâlâ anne babasının elini öpebilenler biraz daha uzun sarılsın onlara.
Çocuk seslerine sabırla kulak versin.
Kalabalık sofraların kıymetini bilsin.
Çünkü gün geliyor, insan en çok geçmişteki küçük anları özlüyor.
Ve yıllar sonra yine bir bayram sabahında,
içimizden aynı cümle geçiyor:
“Meğer ne güzel günlermiş…”
Sevdiklerinizin eksilmediği, sofralarınızın bereketle dolduğu, çocuk kahkahalarının hiç susmadığı bir bayram olsun.
Bayramınız mübarek olsun.

