Burcu CALISKAN
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İÇİMDE OLAN ŞEY BURADA GÜVENDE Mİ?

İÇİMDE OLAN ŞEY BURADA GÜVENDE Mİ?

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir insanın hayatındaki en derin yalnızlık, kimsenin yanında olmaması değildir.

Kendi duygularının yanında tek başına bırakılmasıdır.

Bazı çocuklar ağladığında susturulur.
Bazıları korktuğunda küçümsenir.
Bazıları kırıldığında “fazla hassas” ilan edilir.

Ve zamanla hepsi aynı şeyi öğrenir:
Hissettikleri şeyi saklamayı.

İşte bu yüzden bugün yetişkin bedenlerin içinde, duygularını ifade etmekten korkan çocuklar dolaşıyor aramızda. Konuşurken cümlesini geri alan, hissettiği şeye önce kendi içinde izin isteyen, kırıldığında bile karşısındakini rahatlatmaya çalışan insanlar…

Çünkü bir zamanlar anlattılar.
Ve karşılığında küçümsendiler.

“Abartıyorsun.”
“Bunda alınacak ne var?”
“Çok hassassın.”
“Bunu mu dert ediyorsun?”

Bir çocuğun duygularına yapılan en büyük müdahale, hissettiği şeyi yanlış ilan etmektir. Çünkü çocuk, önce dünyayı değil; kendi içini sorgulamayı öğrenir. Üzüldüğünde utanır. Kırıldığında suçluluk hisseder. Öfkelendiğinde kendinden korkar. Sonra büyür. Ama içinde, duygularını sessizce gömen o çocuk yaşamaya devam eder.

Biz, duyguların küçümsendiği bir toplumda büyüdük.

Sessiz kalmanın “olgunluk”, bastırmanın “güç”, görmezden gelmenin ise “karakter” sayıldığı bir yerde…

Bu yüzden çoğumuz hissetmeyi değil, dayanmayı öğrendik.

Ama insan taşıyamadığı hiçbir şeyi sonsuza kadar bastıramaz.

Yok sayılan her duygu, içeride başka bir şekle dönüşür. Bastırılan kırgınlık öfkeye, görülmeyen ihtiyaç saldırganlığa, ifade edilemeyen acı ise taşlaşmış bir yalnızlığa dönüşür. Sonra insanlar birbirine “neden bu kadar öfkelisin?” diye sorar. Oysa mesele öfke değildir. Mesele, yıllarca insanın kendi varlığı için alan bulamamasıdır.

Çünkü insanın en temel ihtiyacı anlaşılmak değildir aslında.

Yargılanmadan var olabilmektir.

Bir insan size duygusunu açtığında size fikir sormaz çoğu zaman. Çözüm de istemez. Önce güvenmek ister. “Bunu sana bırakırsam incitir misin?” diye bakar. Çünkü insanın içinden çıkan her gerçek duygu, yeni doğmuş bir bebek gibidir. Kırılgandır. Savunmasızdır. İlk temas, o duygunun geleceğini belirler.

Bazı insanlar o bebeği kucağına alır gibi dinler.

Bazıları ise daha ağzınızdan çıkan ilk cümlede onu yargılar:
“Bunu kişisel alma.”
“Çok büyütüyorsun.”
“Ben öyle demek istemedim.”

İşte tam burada insanlar birbirinden uzaklaşır.

Çünkü yakınlık; aynı fikirde olmakla değil, birbirinin iç dünyasına zarar vermeden yaklaşabilmekle oluşur.

Bugün ilişkilerin çoğu neden derinleşemiyor sanıyorsunuz?

Çünkü insanlar birbirini dinlemiyor. Birbirini yönetmeye çalışıyor. Herkes haklı çıkmaya, üstün gelmeye, duyguyu kontrol etmeye uğraşıyor. Oysa gerçek güç, kontrol etmekte değil; karşındakinin duygusunu hemen susturma ihtiyacı duymadan yanında kalabilmektedir.

Bir insanın kırılganlığına tahammül edemeyen herkes, aslında kendi kırılganlığından kaçıyordur.

Bu yüzden bazı insanlar duygular karşısında küçümser.
Bazıları alay eder.
Bazıları manipüle eder.
Bazıları sessizleşir.

Çünkü samimi bir duygu, insanın bütün savunmalarını görünür hale getirir.

Ve kabul edelim:
Biz, duygusal olarak çıplak kalmaktan korkan insanlarız.

O yüzden seviyoruz ama göstermiyoruz.
Kırılıyoruz ama susuyoruz.
Özlüyoruz ama gurura çarpıyoruz.
Yakınlık istiyoruz ama incinmemek için duvar örüyoruz.

Sonra da kimsenin kimseye gerçekten dokunamadığı ilişkiler yaşıyoruz.

Halbuki insan, ancak kırılganlığının utandırılmadığı yerde kendisi olabilir.

Gerçek yakınlık tam olarak budur:
Birinin yanında rol yapma ihtiyacı hissetmemek.

Çünkü herkesin içinde sakladığı bir mağara vardır. Kimi karanlık, kimi çiçek dolu… Ve insan o mağaranın kapısını herkese açmaz. Açtığında da içeri girenin hoyrat değil, şefkatli olmasını ister.

Belki de yetişkinlik dediğimiz şey budur.

Karşımızdaki insanın duygusunu değiştirmeye çalışmadan, onu kendi içimizde tehdit gibi algılamadan dinleyebilmek…

“Senin hissettiğin şeyi ben hissetmek zorunda değilim. Ama onu hissetme hakkına saygı duyabilirim” diyebilmek…

Çünkü insan bazen sadece şunu bilmek ister:

“İçimde olan şey, burada güvende mi?”

Ve belki de hayat boyunca aradığımız tek şey budur.

Birinin yanında küçülmeden ağlayabilmek…
Savunmaya geçmeden konuşabilmek…
Utandırılmadan kırılabilmek…

Çünkü insanı iyileştiren şey, hiç yara almamak değildir.

Yarasını gösterdiğinde, birinin orayı incitmeden tutabilmesidir.

Sevgiyle kalın…

İÇİMDE OLAN ŞEY BURADA GÜVENDE Mİ?
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

hurfikir.com.tr Güncel bilgi ve dökümanlar, haber, resim galerisi, bilgi bankası sosyal portal ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!