CHP’nin 81 ilde başlattığı saha çalışması önemli bir adımdır.
Halkın kapısına gitmek, yurttaşın sesini dinlemek, siyaseti yeniden mahalleye, sokağa, eve ve mutfağa taşımak değerlidir. Çünkü siyaset yalnızca parti binalarında, toplantı salonlarında ve kürsülerde yapılmaz. Gerçek siyaset, halkın derdine dokunabildiği yerde başlar.
Ama bu çalışmanın sandıkta karşılık bulabilmesi için yalnızca kapı çalmak yetmez. Halkla parti arasında gerçek bir köprü kurulmalıdır.
Çünkü halkın kapısına gitmek seçim çalışmasıdır; halkı parti kürsüsüne taşımak ise demokrasi çalışmasıdır.
CHP’nin bugün yapması gereken tam da budur. Kapısına gidilen yurttaş sadece dinlenip bırakılmamalıdır. O yurttaş partiye davet edilmeli, kendini ifade edebileceği bir alan bulmalıdır. “Seni dinlemeye geldik,” demek önemlidir; ama “Gel, sen de kendi sözünü söyle,” diyebilmek çok daha önemlidir.
Bu girişim yalnızca bir seçim hazırlığı olarak görülmemelidir. Bu, aynı zamanda partiyle toplum arasındaki temsil bağını yeniden kurma denemesidir. Çünkü halkın derdini seçim bildirgesine yazmak başka, o derdi halkın kendi ağzından duymak başkadır.
Bunun yolu da önce partinin kendi içindeki küskünlükleri gidermesinden geçer.
CHP bu mücadeleyi yalnızca belli gruplarla, belli yöneticilerle, belli çevrelerle yürütemez. Gerçekten topyekûn bir çalışma yapılacaksa; üyelerle, emek verenlerle, gençlerle, kadınlarla, yıllardır kenarda bekleyen ama umudunu kaybetmeyen insanlarla yapılmalıdır.
Bir örtüyü masaya sermek istiyorsanız, yalnızca bir ucundan tutamazsınız. Bir köşesi açıkta kalırsa o örtü masayı kaplamaz.
Bugün CHP’nin ihtiyacı olan şey de budur: Eksik bırakmadan, kırgın bırakmadan, dışarıda bırakmadan yürümek.
Bir başka mesele de kürsülerdir.
Lüleburgaz’da pazartesi toplantıları yapılıyor. Adı halk toplantısı. O hâlde kürsü de halkın olmalıdır.
Eğer halk toplantısı deniyorsa, orada halk konuşmalıdır.
Kapısı çalınan emekli gelmeli, maaşıyla nasıl geçinemediğini kendi anlatmalıdır. Pazardan eli boş dönen kadın gelmeli, mutfaktaki yangını söylemelidir. İşsiz genç gelmeli, umutsuzluğunu dile getirmelidir. Esnaf siftahsız günü, çiftçi toprağın derdini, öğrenci geleceksizliğini anlatmalıdır.
Partililer de o salonda konuşmak için değil, dinlemek için bulunmalıdır.
Artık her hafta aynı kişilerin parmak kaldırdığı, aynı yüzlerin kürsüyü işgal ettiği, aynı cümlelerin tekrarlandığı düzen değişmelidir. Özellikle aday adayları, halkın partiye geldiğini görüp bunu kendilerini gösterme fırsatına çevirmemelidir.
O kürsü halka bırakılmalıdır.
Çünkü halkın geldiği yerde siyasetçinin görevi öne çıkmak değil, bir adım geri çekilip dinlemektir.
Gençler meselesi de burada çok önemlidir.
Gençlerden kapı kapı dolaşmaları, pankart açmaları, broşür dağıtmaları, sandıkta beklemeleri, sahada enerji harcamaları isteniyor. Ama sıra fikre, söze, kürsüye gelince gençler geri planda kalıyorsa, burada samimiyet sorgulanır.
Gençleri yalnızca saha emeği olarak görmek, onları siyasetin öznesi değil, aparatı hâline getirir.
Oysa gençlerin fikri vardır, sözü vardır, cesareti vardır, başka bir dünya kurma hayali vardır. Eğer bu parti bir yere taşınacaksa, gençlerin yalnızca ayaklarıyla değil, aklıyla ve sözüyle de taşınacaktır.
Bu yüzden gençlere yalnızca görev değil, söz hakkı da verilmelidir. Halkın kapısını çalan genç, o halkın derdini parti kürsüsüne de taşıyabilmelidir.
CHP’nin 81 ilde başlattığı bu girişim doğru bir adımdır. Ama bu adımın gerçek bir halk hareketine dönüşmesi için samimiyet şarttır.
Halkın kapısına gidilecekse, halk partiye de çağrılmalıdır.
Parti halka açılacaksa, kürsü halka bırakılmalıdır.
Gençlerden emek istenecekse, gençlere söz de verilmelidir.
Aday adayları görünmek için değil, halkı dinlemek için orada olmalıdır.
Çünkü gerçek halkçılık, halk adına konuşmak değildir.
Halka konuşma hakkı vermektir.
Kürsü artık halkın olmalı.
Aramızda kalmasın.

