Hayat dediğimiz o uzun ve kıvrımlı yol, çoğu zaman dış dünyayı keşfetme telaşıyla geçip gidiyor. Daha çok kazanmak, daha hızlı ilerlemek, daha görünür olmak… Peki tüm bu koşturmacanın ortasında durup kendimize şu soruyu en son ne zaman sorduk: Ben kimim?
Modern çağın en büyük yanılgısı belki de burada başlıyor. Başkalarının çizdiği hedeflere ulaşmayı “başarı” sanıyoruz. Oysa insanın asıl meselesi, nereye vardığı değil; hangi yoldan ve kim olarak geçtiğidir.
Kendini bulmak, sanıldığı gibi romantik bir arayış değil. Aksine, oldukça gerçek ve çoğu zaman rahatsız edici bir yüzleşmedir. Çünkü bu yolculukta insan, başkalarını değil, en çok kendini sorgular. Ne hissettiğini, neye inandığını, neyi gerçekten istediğini…
Geçmişimiz de bu yolculuğun en önemli parçasıdır. Çoğu zaman bir yük gibi taşıdığımız anılar, aslında içimizdeki haritanın ta kendisidir. Yaşadığımız kırılmalar, kayıplar, sevinçler… Hepsi bugünkü “biz”i inşa eder. Mesele, o anıların altında kalmak değil; onları okuyabilmektir.
Fakat kabul edelim, insan en çok kendinden kaçmayı başarır. Gürültülü hayatlar, kalabalık ortamlar, bitmeyen meşguliyetler… Hepsi biraz da iç sesimizi bastırmanın yolları değil mi? Oysa insan, kendini en iyi sessizlikte duyar. Dış sesler sustuğunda, içimizdeki gerçek konuşmaya başlar.
Ve o ses her zaman kolay şeyler söylemez.
Bazen size, yıllardır sürdürdüğünüz bir hayatın aslında size ait olmadığını fısıldar.
Bazen bazı insanların artık sizin yolunuzda olmadığını…
Bazen de en zorunu söyler: Değişmeniz gerektiğini.
İşte tam da bu yüzden kendini bulmak sabır ister. Hız çağında yaşıyoruz; her şeyin çabuk olmasını bekliyoruz. Ama insanın kendini tanıması, bir gecede varılan bir sonuç değil, zamanla olgunlaşan bir süreçtir. Tıpkı toprağa bırakılan bir tohum gibi… Kök salmadan filiz verilmez.
Bu süreçte belirsizlik kaçınılmazdır. İnsan, en çok ne olacağını bilmediği yerde tedirgin olur. Ama ilginçtir ki, tam da o belirsizlik anlarında gerçek dönüşüm başlar. Çünkü artık başkalarının çizdiği haritalar anlamını yitirir.
Ve insan, ilk kez kendi pusulasını aramaya başlar.
Kendini bulmak; kusursuz olmak değildir. Aksine, kusurlarıyla yüzleşebilmektir. Güçlü yanlarını bilmek kadar zayıflıklarını da kabul edebilmektir. Çünkü insan, ancak kendini olduğu gibi gördüğünde değişmeye başlar.
Bugün kendinize küçük ama dürüst bir soru sorun:
Koşuşturmanın içinde kaybettiğiniz o sesi en son ne zaman duydunuz?
Cevap hemen gelmeyebilir. Ama doğru sorular, insanı her zaman doğru yere götürür.
Ve unutmayın:
En uzun yolculuk, insanın kendine attığı ilk adımla başlar.
Sevgiyle kalın…

