Burcu CALISKAN
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. YAŞAMA SEVİNCİ BİR DİRENİŞTİR

YAŞAMA SEVİNCİ BİR DİRENİŞTİR

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir süredir mutluluğu yanlış yerde arıyoruz. Daha fazla kazançta, daha hızlı yükselişte, daha parlak hayatlarda… Sanki her şey yoluna girdiğinde mutlu olacağız. Sanki mutluluk, hak edilmesi gereken bir ödülmüş gibi.

Oysa tam da bu yüzden elimizden kayıp gidiyor.

Çünkü içinde yaşadığımız çağ, mutluluğu bir sonuç olarak pazarlıyor. “Biraz daha” çalış, “biraz daha” kazan, “biraz daha” ilerle… Sonra mutlu olursun. Ama o “sonra” bir türlü gelmiyor. Hayat, ertelenmiş mutlulukların arasında usulca akıp gidiyor.

Belki de en başta şunu yanlış anladık: Mutluluk bir sonuç değil, bir tavırdır. Hatta daha ileri gidelim—yaşama sevinci bir direnç biçimidir.

Günlük hayatın ağırlığını düşünelim. Sabah uyanır uyanmaz ekranlara düşen haberler, bitmeyen ekonomik kaygılar, hızla akan zaman ve yetişememe hissi… İnsan, bu yükün altında ezilirken iyi hissetmeyi neredeyse bir lüks gibi görmeye başlıyor. Önce her şey düzelecek, sonra sıra mutluluğa gelecek sanıyor.

Ama hayat, tam da o “sonra”larda tükeniyor.

İşte tam burada yaşama sevinci devreye giriyor. Ama öyle büyük, gösterişli bir mutluluk değil bu. Küçük bir kahve molasında saklı, kısa bir sohbetin içinde, beklenmedik bir gülümsemede kendini gösteren bir şey. Sessiz, sade ama ısrarcı.

Ve çoğu zaman hafife alınıyor.

Yaşama sevinci, ciddiyetsizlik sanılıyor. Oysa gerçek yaşama sevinci, hayatın ağırlığını inkâr etmez; onu bilerek var olur. Bir tür bilinçli inat gibidir. “Her şeye rağmen” diyebilme hâli… İşte bu yüzden yaşama sevinci, pasif bir duygu değil, aktif bir tutumdur.

Dahası var.

Bugünün dünyası, sürekli bir eksiklik hissi üretiyor. Daha iyisini istememiz, daha fazlasını arzulamamız teşvik ediliyor. Bu, bir noktaya kadar doğal. Ama sınırı aşıldığında insanın içini kemiren bir yetersizlik duygusuna dönüşüyor. Ve bu duygu, en çok da mutluluğu hedef alıyor.

Çünkü yaşama sevincini koruyan insan kolay yönlendirilmez.

Belki de bu yüzden yaşama sevinci, farkında olmadan bir karşı duruşa dönüşüyor. Her şeye rağmen gülebilmek, küçük anların kıymetini bilmek, keyif alabilmek… Bunlar basit tercihler gibi görünür. Ama aslında güçlü birer itirazdır.

“Ben sadece koşullarımın ürünü değilim” demenin sessiz bir yolu.

Elbette bu, hayatın kolay olduğu anlamına gelmiyor. Hayat çoğu zaman bizim lehimize kurulmuş bir düzen değil. Ama yaşama sevinci, bu gerçeği değiştirmese bile, ona verdiğimiz cevabı değiştirir.

İnsan, kontrol edemediği bir dünyada, en azından kendi iç sesini belirleyebilir.

Ve o ses bazen sadece şunu söyler:
“Bugün de vazgeçmiyorum.”

Yaşama sevincini bir lüks olmaktan çıkarıp bir ihtiyaç olarak görmek gerekiyor. Çünkü insan sadece hayatta kalmak için değil, iyi hissetmek için de yaşar. Ve iyi hissetmek, her zaman büyük değişimlerin sonucu değildir. Bazen bir pencereyi açmak, derin bir nefes almak, bir şarkıya eşlik etmek kadar basittir.

Belki de mesele, mutluluğu beklemekten vazgeçmektir.

Onu bir gün gelecek büyük bir ödül gibi görmek yerine, bugünün içinde küçük parçalar halinde yakalayabilmek… Çünkü hayat, çoğu zaman o küçük parçaların toplamıdır.

Ve belki de en büyük direniş, tam olarak burada başlar:

Dünyaya rağmen değil,
tam da onun içinde yaşama sevincini koruyabildiğimiz yerde.

Sevgiyle kalın…

YAŞAMA SEVİNCİ BİR DİRENİŞTİR
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

hurfikir.com.tr Güncel bilgi ve dökümanlar, haber, resim galerisi, bilgi bankası sosyal portal ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!