Semih YILDIZ
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Sporun Dili Aynı, Vicdanı Neden Farklı?

Sporun Dili Aynı, Vicdanı Neden Farklı?

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Spor evrenseldir” deriz. Doğrudur. Bir topun yuvarlanışı, bir koşucunun çizgiye uzanışı, bir hakemin düdüğü dünyanın neresinde olursa olsun aynı anlamı taşır. Kurallar değişmez; ofsayt dünyanın her yerinde ofsayttır, faul her yerde fauldür. Sahanın çizgileri aynı kalınlıkta, kalelerin ölçüsü aynı yüksekliktedir. Kısacası sporun dili ortaktır. Peki, bu ortak dil neden bazen ortak bir vicdana dönüşemez?

Spor, yalnızca bir müsabaka değildir; görünmeyen bir göç hareketidir. Bir şehrin takımını desteklemek için yollara düşen taraftarlar, aslında küçük birer turisttir. Gittikleri şehirde bir kahve içer, bir lokantada yemek yer, bir dükkândan atkı alır, bir otelde konaklarlar. Tribünler, sadece tezahüratın değil, ekonominin de nabzını tutar. Bu yönüyle spor, bavuluna forma koymuş bir turizmdir.

Ama gelin görün ki, bazı zihinlerde bu bavulun içine sevgi değil, öfke dolduruluyor. Meşaleler ışık saçmak yerine korku yayıyor; maytaplar bayram değil, kaos ilan ediyor. Döner bıçakları, satırlar, keskin öfkenin paslı simgeleri hâline geliyor. İnsan, “Maça mı gidiyorsunuz, cepheye mi?” diye sormadan edemiyor.

Sorun yalnızca eğitimsizlik değildir; mesele, sporun ruhunun yanlış tercüme edilmesidir. Çünkü spor, rakibi düşman değil, oyunun zorunlu ortağı olarak görmeyi öğretir. Rakip yoksa oyun da yoktur. Bu kadar basit bir hakikat, nasıl olur da bu kadar karmaşık bir nefrete dönüşür?

İşin bir de görünmeyen matematiği var. Spor, duygularla oynanır ama sayılarla kazanılır. Zamanlama, açı, hız, denge… Hepsi birer hesap işidir. Bir pasın şiddeti, bir şutun açısı, bir koşunun ritmi; hepsi matematiğin sessiz diliyle konuşur. Sahada akıl ve hesap galip gelmesi gerekirken, tribünde kontrolsüz duyguların galip gelmesi ne büyük çelişkidir.

Yöneticiler ve antrenörler ise bu denklemin çarpanlarıdır. Ağızdan çıkan her söz, tribünde yankı bulur. Bir kıvılcım, binlerce kişilik bir yangına dönüşebilir. Söz, bazen bir taktikten daha güçlüdür. Bu yüzden sorumluluk, yalnızca sahada değil, mikrofonun ucundadır.

Cezalar mı? Elbette gereklidir. Ama ceza, tek başına bir çözüm değildir; sadece sonucu törpüler, nedeni değil. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az misali… Asıl ihtiyaç, spor kültürünün doğru anlatılmasıdır. Fair play, sadece bir pankart değil, bir karakter meselesidir.

Belki de yeniden hatırlamamız gereken şudur: Spor, kazanmanın değil, insan kalmanın provasını yapmaktır. Tribünler birer sınıf, sahalar birer kürsüdür. Orada verilen ders, sadece skor tabelasında değil, hafızalarda yazılır.

Sporun dili aynıysa, gelin vicdanını da aynı yapalım. Çünkü oyun bittiğinde geriye kalan tek şey, nasıl oynadığımızdır.

Semih YILDIZ satırlarının burada sona erdiğini söyler, her nerede kim veya kimler için neler düşünüyorsanız, iki katının sizlerin olmasını temenni eder.

Sporun Dili Aynı, Vicdanı Neden Farklı?
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

hurfikir.com.tr Güncel bilgi ve dökümanlar, haber, resim galerisi, bilgi bankası sosyal portal ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!