Semih YILDIZ

HUR-DA-CI

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Savaşın sesi önce uzaktan gelir. Önce söylentiler dolaşır kulaktan kulağa. “Başlayacak”, der biri. “Yok, başlamaz”, der diğeri. Günler geçer, haftalar geçer. İnsanlar alışır bu sözlere. Ta ki bir gün gökyüzü gerçekten yarılana kadar…

Sonunda başladı. Hem de öyle bir başladı ki haritada sadece sınırlar değil, insanlık da titremeye başladı. İran, Lübnan, İsrail, Ürdün, Kıbrıs, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri… Füzelerin nereye düşeceği, kimin evine ateş düşeceği, hangi annenin yüreğinin yanacağı belli değil. Savaşın matematiği yoktur. Ne hesabı tutar ne de sonucu. Çünkü savaşın kazananı yoktur; sadece daha fazla kaybedeni vardır.

Üstelik bu savaş, her zamanki gibi en masum yerden başladı. İlk füzeler çocukların eğitim gördüğü okula düştü. Defterlerin üzerine toz yağdı, kalemlerin üzerine beton. Oysa o sıralarda yazılması gereken şeyler matematik işlemleri değil, hayatın kendisiydi. Ama savaş, çocukların hayallerini bile hedef alacak kadar acımasızdır.

Türkiye için bu yangın uzak bir hikâye değildir. Suriye’den sonra en uzun sınır komşularımızdan biri İran’dır. Komşunun evi yanarken, “Beni ilgilendirmez” diyebilmek ne insani ne de vicdani bir davranıştır. Komşun açken sen tok yatamazsın; komşun ateş içindeyken sen huzur içinde yaşayamazsın. Coğrafya bazen kaderdir derler. Ama aslında kaderi belirleyen şey, insanların vicdanıdır.

Savaşın gölgesi büyürken, kısa da olsa bir gündem daha ortaya çıktı. Ülkemizin güneydoğusuna yanlışlıkla bir füze düştüğü konuşuldu. Stratejik bir durum… Elbette güvenlik açısından incelenmesi gereken, ciddiyetle ele alınması gereken bir mesele.

Ama her olayın etrafında dolaşan bir başka gölge daha vardır: fırsatçılık.

Halk arasında fısıltıyla dolaşan bir söylenti… “Hurdaları çok para ediyormuş.” Denildiğine göre bazı hurdacılar bölgeye yaklaşmaya çalışıyormuş. Savaşın bıraktığı metal parçalarını toplamak için.

İşte tam burada insanın aklı duruyor.

Birileri çocukların üzerine düşen bombaların metaline fiyat biçmeye çalışıyor. Birileri patlamaların bıraktığı demiri kilo hesabıyla tartmanın derdine düşüyor. Birileri yangının küllerinde kazanç arıyor.

Oysa hurda dediğimiz şey sadece metal değildir.

Asıl hurda, insanlığını kaybetmiş vicdanlardır.

Savaş alanında parçalanan şey sadece binalar değildir; insanlığın değerleri de paramparça olur. Ve bazen o parçaların arasında dolaşanlar, ellerinde mıknatıslarla demir arayan hurdacılar gibi görünür. Ama aslında topladıkları şey metal değil, kendi karakterlerinin döküntüleridir.

Bir bombanın parçası yere düştüğünde onu hurda olarak görmek… Bir patlamanın ardından oluşan enkâza kazanç gözüyle bakmak… İşte asıl hurdacılık budur. Demir değil, vicdan toplamak. Ama topladıkça çoğaltmak yerine azaltmak.

Bizler savaşın ortasında insanların ne zorluklar yaşadığını konuşmamız gerekirken, böyle fırsatçı düşüncelerin fısıltı halinde bile dolaşması utanç vericidir. Empati kurmak yerine kazanç hesaplamak, insanlığın en büyük yoksulluğudur.

Gerçek şu ki savaşın hurdası çoktur.

Yıkılmış şehirler, parçalanmış evler, yarım kalmış hayatlar, yetim kalan çocuklar… Ama bunların hiçbiri tartıya konulamaz. Hiçbirinin kilogramı yoktur. Hiçbirinin fiyat etiketi olmaz.

Bu yüzden birilerinin savaşın ardından “hurda” araması, aslında hepimize ayna tutar. O aynada gördüğümüz şey demir parçaları değil, insanlığın sınavıdır.

Ve bu sınavın tek bir doğru cevabı vardır:

Savaşın enkazından kazanç değil, ders çıkarmak.

Çünkü gerçek insan, bombanın düştüğü yerde hurda aramaz; orada insanlık arar.

Semih YILDIZ satırlarının burada sona erdiğini söyler, her nerede, kim veya kimler için neler düşünüyorsanız, iki katının sizlerin olmasını temenni eder.

HUR-DA-CI
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

hurfikir.com.tr Güncel bilgi ve dökümanlar, haber, resim galerisi, bilgi bankası sosyal portal ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!