Bir zamanlar şaşırmak, insan olmanın en sahici reflekslerinden biriydi. Beklenmeyene verilen dürüst bir tepkiydi; bir anlamda vicdanın göz kırpması, aklın “dur, burada bir tuhaflık var” diye seslenmesiydi. Bugün ise şaşırmak, neredeyse safdillik sayılıyor. Sanki hayat, olağandışını sıradanlaştıran uzun bir prova sürecine dönüşmüş gibi.
Eskiden kalma bazı cümleler vardır; ağızdan ağıza dolaşır, yerleşir, kök salar. “Siyasetçiler yalan söyler”, “Herkes futbol yorumcusudur” gibi. Bu cümleler artık sadece birer gözlem değil, aynı zamanda birer kabulleniştir. İnsanlar bu kabullerin içine yerleşir, onları sorgulamaktan vazgeçer. Çünkü sorgulamak, şaşırmayı gerektirir; şaşırmak ise yorucudur.
Günümüzün ironisi tam da burada başlıyor. Aynı davranış, farklı kişilerde bambaşka anlamlar kazanıyor. Bir kadın bir erkeğe mesaj attığında bu, gündelik bir iletişimdir. Ancak bir erkek aynı şekilde bir kadına ulaştığında, niyet çoğu zaman en baştan yargılanır. İletişim, içeriğinden bağımsız olarak kimliğin gölgesine düşer. Sözün kendisi değil, söyleyenin kim olduğu belirleyici olur. Bu da toplumsal algının terazisinin artık dengede olmadığını gösterir.
Örneğin, henüz lise çağındaki bir genç kız, zorunlu staj yaptığı yerde yaşadıklarını en ince ayrıntısına kadar ailesine anlatıyor. Bu, bir yönüyle açıklık ve güven göstergesi olarak görülebilir. Ancak diğer yönüyle, iş hayatının doğasında bulunan sınırların ve profesyonelliğin henüz kavranamadığını da gösterir. Ailenin bu durumdan memnuniyet duyması ise ayrı bir mesele: Gelecekte karşılaşılabilecek sorunların tohumları, çoğu zaman iyi niyetle atılır.
Ve futbol sahası… Henüz çocuk sayılabilecek yaşta oyuncuların bulunduğu bir maçın ardından, “Golleri kim attı kardeşim?” diye sorulan basit bir soruya verilen sert bakışlar… Bu bakışlar, sadece bir çocuğun tepkisi değildir; toplumun genel ruh halinin küçük bir yansımasıdır. Güvensizlik, mesafe ve savunma refleksi artık çok erken yaşlarda öğreniliyor.
Tüm bu örnekler, aslında aynı hikâyenin farklı cümleleri. Toplum, yavaş yavaş şaşırma yetisini kaybediyor. Çünkü her şey, en uç haliyle bile “olabilir” kategorisine giriyor. Olağandışı olan, artık sadece bir seçenek; sürpriz değil.
Ama asıl tehlike burada başlıyor. Şaşırmamayı erdem zannetmek, duyarsızlığı bilgelik sanmak demektir. Oysa şaşırmak, hâlâ bir şeylerin yanlış gittiğini fark edebilmenin en temel göstergesidir. Şaşırmayan insan, zamanla kabullenir; kabullenen insan ise değiştirme ihtiyacını duymaz.
Belki de mesele, şaşırmanın aptallık olup olmadığı değil. Mesele, şaşırmayı bıraktığımızda neye dönüştüğümüzdür. Çünkü insan, en çok da alıştığı şeyler yüzünden değişir. Ve bazen en büyük felaketler, kimsenin artık şaşırmadığı anlarda başlar.
Semih YILDIZ satırlarının burada sona erdiğini söyler, her nerede, kim veya kimler için neler düşünüyorsanız iki katının sizlerin olmasını temenni eder.

