Siyasette bazen hangi tercihi yaparsanız yapın, bedel kaçınılmazdır. Bugün öfkelendiğimiz kişilerden çok, bu öfkenin zeminini hazırlayan “delege düzeni” ni konuşmamız gerekiyor.
Masalın sonunu hepimiz biliriz…
Bey sorar:
— “Kırk satır mı istersin, kırk katır mı?”
Cariye şımarık bir kahkaha atar:
— “Ay aman beyim, ne yapayım kırk satırı… verin bana kırk katırı; gezerim, tozarım, keyfime bakarım!”
Bey bir an durur, sonra yaverlerine döner:
— “Getirin kırk katırı…”
Cariyenin gözlerindeki pırıltı donar. Katırlar bağlanır, bir ‘deh’ sesiyle ortalık toz duman olur… Toz dağıldığında, cariye kan ter içinde, gözlerindeki ışıltı çoktan sönmüştür.
Ve işte ironisi: Bu soruda ne cevap verirsen ver, sonunda bedelini ödersin.
İhanetin cezası, en ağırından kesilir.
*
O masaldaki gibi, siyasette de bazen seçenekler farklı görünür ama sonuç aynıdır.
Dün “Topuklu Efe” diye alkışladığınız kişi, bugün AKP rozeti taktı diye öfkeleniyorsunuz.
Peki dün o alkışları atarken hiç mi altını kazımadınız?
Kazısaydınız, o topuğun altından tahta takunya çıkacaktı.
Hakkında kitaplar yazılmış, MASAK raporlarında adı geçmiş, iddialar ayyuka çıkmıştı.
Üç genel başkan değişmiş, kimse sesini çıkarmamıştı.
O koltukta büyümüş, güçlenmiş, etrafına duvar örmüştü.
Ve bugün, siz “ihanet” dediğiniz tercihle karşı karşıya kaldınız.
Peki tek suçlu Çerçioğlu mu?
Ya bugüne kadar üç genel başkan bu tabloya sessiz kaldıysa?
O zaman asıl suçlu, bu düzeni yaratan ve yaşatan sistemdir.
*
İşte o sistemin adı: Delege Düzeni.
Üye, delegeyi belirler; delege ilçe başkanını, il başkanını, kurultay delegesini… En sonunda partinin yönünü belirler.
Ama bu süreçte, kurultay delegeliği pazarlıkları, belediye başkanı pazarlıkları, vekil pazarlıkları, ihale pazarlıkları döner durur.
Tam da bu dönem, delege ağlarının kanlandığı dönemdir.
Ve bütün bunların finansmanını kim sağlar? Bilen biliyor…
*
Lüleburgaz’da sivil toplum örgütleriyle tanınan Enver Kenar, bir önceki yazıma şu yorumu yapmıştı:
“Delege ağalığı diye bir terimimiz var. Milletvekilliği, belediye başkanlığı ve il genel meclis üyeliği adaylıklarında üye bazında ön seçim, maliyeti yükseltti sadece. Nitelikli adayların bu sistemde rekabet etmesi zorlaştı. Kırklareli’nde son yerel seçimde bunun ters teptiğini gördük.”
Haklı.
Taşıma üyelikle demokrasi olmaz; sayı çok diye özgür irade artmaz.
Üye yapıp “benim üyem” diyerek iradeyi kilitlemek… İşte demokrasi böyle öldürülür.
Ve bunun için paraya ihtiyaç var. Parası olan, iradeyi satın alır.
*
Eğer bir ilçe başkanı, üzerinde adı yazan il başkanının kredi kartıyla hesap ödüyorsa…
Eğer köylerin yarım kalmış kanalizasyonunu, çalışmayan arıtma tesislerini bırakıp gri pasaport peşinde efelenenler varsa…
Eğer meclis kapısında iş adamlarını, müteahhitleri karşılayan seçilmişler varsa…
Bil ki, başka bir Çerçioğlu çoktan yetişiyordur.
Yanlış tercihler, Ergene Nehri’nin suyu kadar kirli bir geleceği beraberinde getirir.
Geleceğinin o su kadar kirli olmasını istemiyorsan, özgür iradenle karar ver.
Ve bu sadece temenni değil; somut adımlar atılmadıkça hiçbir şey değişmez.
Türkiye’nin kurucu partisi CHP, artık Avrupa’daki gibi üye bazında seçime geçmelidir.
Herkesin cebinde cep telefonu var; istediği ilçe başkanına, il başkanına, hatta genel başkana doğrudan oy atabileceği bir dijital sistem kurulabilir.
Bu sisteme geçilmedikçe, gerçek CHP’lilerin önü açılmaz; delege ağalığı bitmez.
Unutma:
Susarsak, sıradaki “kırk katır” zaten hepimizi bekliyor olacak.
Aramızda kalmasın. Aramızda kalmasınlar

