Gurcan KIRIM
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Nehre İtende, Sonra Kurtarıcı Rolüne Sığınan da…

Nehre İtende, Sonra Kurtarıcı Rolüne Sığınan da…

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Jack London’ın hikâyesindeki sahne aslında Türkiye’de siyasetin çalışma biçimini anlatıyor.

Bir adam, yanında yürüyen kadını ansızın nehre iter.
Kadın çırpınır, “Boğuluyorum!” diye bağırır.
Adam tam o anda elini uzatır, onu sudan çıkarır.
Kadın sevinçle boynuna sarılır.
Adam içinden şöyle der:

“Onu nehre attığımı ne çabuk unuttu…”

İşte narsisizmin zirvesi budur:
Hem seni felakete sürükler, hem seni kurtardığına inandırır.
Üstelik minnet bekler.

Ve Türkiye’de siyaset kurumu yıllardır tam bunu yapıyor.

Siyasetin görevi krizi öngörmektir.
Önlem almaktır.
Halkı uyarmaktır.
Kanunlaşmadan önce konuşmaktır.

Ama ne oluyor?

Ergene zehirlenirken siyaset yok.
Yeraltı suyu çöküyorken siyaset yok.
Mera, orman, kıyı talan edilirken siyaset yok.
Enerji anlaşmaları memleketi bağımlı hâle getirirken siyaset susuyor.

Oysa uyarmak, önceden görmek, risk doğmadan harekete geçmek siyasetçinin asli görevidir.
Kriz çıktıktan sonra fotoğraf çektirmek değil.

Halk boğulmaya başlayınca siyaset sahneye çıkıyor.
Halk artık dayanamayınca,

“YAN-I-YO-RUZ!”
“BOĞULUYORUZ!”

diye haykırınca…

Bir anda o yılların sessiz siyasetçileri ortaya çıkıyor:

“Soru önergesi verdik.”
“Takipçisiyiz.”
“Yanınızdayız.”

Soru önergesi kimsenin umurunda değil.
Takip ettikleri tek şey sosyal medya akışları.
“Yanındayız” dedikleri şey de, eylemde poz verip gitmekten ibaret.

Ama halk, o anda çaresizlikle uzanan eli görünce —
tıpkı nehre atılıp kurtarılan kadın gibi —
o elin kendisini daha önce nehre atan el olduğunu unutuyor.

Siyaset de tam bu unutkanlıktan besleniyor.

Bu, tüm yapıyı kapsayan bir narsisist siyaset döngüsüdür:

Önce sessizlik.
Uyarmıyorlar.
Öngörmüyorlar.
Planlamıyorlar.

Sonra kriz.
Halk boğuluyor, yanıyor, çırpınıyor.

Oy zamanı sahneye çıkış.
Siyasi poz veriliyor.
“Biz buradayız” deniyor.
Kahramanlık taslanıyor.

Ve en acısı:
Halk o elin daha önce kendisini suya atan el olduğunu unutuyor.

Sonuç: Halk boğuluyor, siyaset geç geliyor, sistem hiç değişmiyor.

Bu döngü kırılmadıkça
Trakya da kurtulmaz,
Ergene de temizlenmez,
Su krizi de çözülmez,
Enerji politikaları da adil olmaz.

Çünkü sorun, tek bir vekil değil;
tek bir belediye değil;
tek bir parti değil.

Sorun:
Siyasetin uyarmayan, önlem almayan, risk yönetmeyen,
felaket çıkınca kahraman rolüne sığınan alışkanlığıdır.

Ve unutmadan…

Siyasetçinin sorunu büyük,
çevresindeki akbabaların açlığı daha büyük.

Peki ya halk?

Aramızda kalmasın…

Nehre İtende, Sonra Kurtarıcı Rolüne Sığınan da…
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

hurfikir.com.tr Güncel bilgi ve dökümanlar, haber, resim galerisi, bilgi bankası sosyal portal ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!