Ozlem OBUZ
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yapay Zekâ Çağının Asıl Sorusu: İnsana Ne Olacak?

Yapay Zekâ Çağının Asıl Sorusu: İnsana Ne Olacak?

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yapay Zeka Çağında İnsan: Psikoloji, Kimlik ve İletişimin Dönüşümü

Mütemadiyen sorulan bir soru var bana :

“Hocam, yapay zekâ insanın yerini alacak mı gerçekten ?”

Yapay zekâ olunca mesele,  iki uç görüş arasında gidip geliyor insanlık genellikle:

Bir taraf bunun “insanlığı kurtaracağını”  iddia ediyor !
Diğer taraf ise; “insanlığın sonunu getireceğini”…

Esasen ikisi de yanlış!  Zira yapay zekâ ne bir kurtarıcıdır ne de bir felaket senaryosunun baş aktörü…

Yapay zekâ bir aynadır aslında !

O aynada gördüğümüz şey ise; birebir insanın kendisi…

Uluslararası literatürdeki tanımı ile AI (Artificial Intelligence) ifadesinden çevrildiği hali ve anlam olarak daha doğru olan bir versiyonu ile esasen “Sanal Zekâ” şeklinde adlandırılması gerekirken, güzel dilimize (her nedense ;)  “Yapay Zekâ” olarak çevrilmiş olup,

kimine göre bir kurtarıcı kimine göre ise felaket senaryolarının baş aktörü olan bu müthiş fenomenin gerçekte ne olup ne olmadığını anlatırken,

basit olduğu kadar güçlü bir metafor kullandığımdan ve onu dört bacaklı bir masa ile tarif ettiğim noktada insanların zihninde konunun çok daha net bir şekilde kristalize olduğundan mütevellit, bu köşede de bu metaforu kullanarak mevzuyu ele alacağımdan söz etmiştim en son yayınlanmış olan yazıda..

Yine hatırlanabileceği üzere ; bu masayı ayakta tutan ilk iki bacak olan bilgisayar bilimi ve nörobilim üzerinde durmuştuk,” Yapay Zekadan Doğal Zekaya…” adını verdiğim bu köşede!

(Bilgisayar bilimi bize makinenin nasıl düşünebileceğinin mimarisini verirken, nörobilim ise insan beyninin nasıl düşündüğünü anlamamızı sağlıyordu:)

Ne var ki; mesele burada bitmiyor.

Zira , insan  zihninin  dehlizlerini ziyaret etmediğimiz  sürece, “karşımızda bir insan varmış gibi bir illüzyon  yaratabilen bir zekâ üretmek” mümkün olmadığı gibi, insan davranışını anlamadan “insanla konuşabilen bir sistem”  üretmek de mümkün değil!

İşte tam da bu noktada, masanın üçüncü ve dördüncü bacakları giriyor konuya: psikoloji ve iletişim bilimleri

Zekânın algoritması değil bu , zihnin bir nevi haritası :

Yapay zekâ sistemlerinin en büyük başarısı çoğu zaman algoritmalarında aransa da;  aslında başarılarının sırrı, insan davranışını modelleyebilme becerisinde saklı…

Bir sohbet botunun sizi anlaması için önce insanın nasıl düşündüğünü bilmesi gerekiyor. İnsan ise yalnızca mantıkla değil; sezgiyle, duygu ile, bağlam ile ve çoğu zaman da irrasyonel tercihlerle hareket edebilen bir varlık hepimizin çok iyi bildiği gibi ..

Psikoloji  adını verdiğimiz bilim dalı da tam olarak bu noktada devreye giriyor:

Davranış psikolojisi, bilişsel psikoloji ve karar psikolojisi alanlarında yapılan çalışmalar, bugün kullandığımız pek çok yapay zekâ sisteminin görünmeyen altyapısını oluşturuyor.

Bir algoritmanın bir insanın hangi cümleye nasıl tepki vereceğini tahmin edebilmesi; yalnızca veriyle değil, insan zihninin çalışma biçimi hakkında derin bir kavrayışla mümkün çünkü..

Başka bir ifadeyle ; Yapay Zekâ, bilgisayar bilimcilerin yazdığı kodlarla değil; psikologların yıllardır çözmeye çalıştığı insan zihni bulmacasıyla akıllanıyor.

İnsan ile makine arasındaki gerçek köprü tam olarak burada kuruluyor: iletişim.

Bir yapay zekâ sisteminin gerçekten “akıllı” görünmesini sağlayan şey çoğu zaman hesaplama gücü değil, doğru iletişim kurabilme becerisi zira !

Bir cümlenin tonu, bir kelimenin seçimi, bir soruya verilen cevabın ritmi… Bunların tamamı iletişim bilimlerinin alanına giriyor.

İşte tam da bu yüzden;  bugün dünyanın en gelişmiş yapay zekâ laboratuvarlarında yalnızca yazılımcılar çalışmıyor.

Psikologlar, dilbilimciler, iletişim bilimciler ve davranış araştırmacıları aynı masanın etrafında oturuyor genellikle…

Çünkü insanla konuşabilen bir makine üretmek, yalnızca teknik bir problem değil.

Bu aynı zamanda insanı anlamakla ilgili bir problem

Hakikatte olan şey ne derseniz ?

Esasen Yapay Zeka,  Dijital bir ayna !

Bütün bu tabloya biraz daha yukarıdan baktığımızda ilginç bir gerçek ortaya çıkıyor:

Biz yapay zekâ üretirken, aslında insanı da yeniden keşfediyoruz!

Makinenin nasıl öğrenebileceğini anlamaya çalışırken öğrenmenin ne olduğunu,
Makinenin nasıl karar verebileceğini tasarlarken karar vermenin psikolojisini,
Makinenin nasıl konuşabileceğini öğretirken ise iletişimin doğasını daha iyi kavrıyoruz.

Kısacası yapay zekâ yalnızca teknoloji üretmiyor.

İnsan hakkında yeni bir bilgi çağı da başlatıyor.

Bu noktada başa dönersek…

Yapay zekâ aslında dört bacaklı bir masa gibi demistik ya hani; iste bu dört bacaktan biri eksik veyahut hasarlı olursa şayet, masa devriliverir!

Mesela …Yalnızca bilgisayar bilimcilerin yaptığı bir yapay zekâ soğuk ve mekanik kalacaktır.
Psikolojiden yoksun olursa bir sistem, insan davranışını anlayamaz kesinlikle.
İletişim boyutu eksik olduğunda ise, en gelişmiş algoritma bile kullanıcı için anlaşılmaz bir “kara kutu” oluverir kendisi…

İşte tam da bu yüzden ; yapay zekâ çağını anlamak isteyenlerin yalnızca teknolojiye değil, esasen insana bakması gerekiyor.

Çünkü filmin sonunda fark edeceğimiz şey şu olacak: Yapay zekâ aslında makinelerin zekâsından çok, insan zekâsının dijital bir aynadaki yansıması…

Bu bağlamda; işte size ” yapay yeni dünya” nın büyük keşfi :

Biz makineleri akıllandırırken,
insanın ne kadar karmaşık ve büyüleyici bir varlık olduğunu keşfediyoruz esasen,

yine yeni yeniden…

Yapay Zekâ Çağının Asıl Sorusu: İnsana Ne Olacak?
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

hurfikir.com.tr Güncel bilgi ve dökümanlar, haber, resim galerisi, bilgi bankası sosyal portal ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!