Semih YILDIZ
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. KALABALIKLARDA ÜŞÜMEK

KALABALIKLARDA ÜŞÜMEK

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yalnızlık…

Bir odada tek başına olmak değil artık. Bir sofrada yedi kişi otururken, kimsenin kimseyi duymaması. Aynı cümleyi herkesin kurup, kimsenin aynı şeyi söylememesi. Kalabalıkların ortasında, içi boş bir sandalyeye dönüşmek.

Ahlaklı insanların artması mı?,  Psikolojik bir bozukluk mu?,  Yaşlılığın sessiz provası mı?

Karakteri aşınmış bir toplumun doğal neticesi mi?,  Yoksa geleceğin daha kötü nesillerini sezmenin ağır yükü mü?

Belki de hepsi. Ama asıl mesele, hangisinin baskın olduğu değil; hangisinin konuşulmadığıdır.

Bugün yalnızlık, yüksek sesli bir sessizliktir. Kimse “yalnızım” demez; herkes meşguldür. Telefonlar parlar, ekranlar kayar, bildirimler yağmur gibi yağar ama insanın içine tek bir damla düşmez. Çünkü yalnızlık artık eksiklikten değil, fazlalıktan doğar. Fazla bilgi, fazla yüzeysel ilişki, fazla ama anlamsız temas…

Eskiden yalnızlık bir durmaktı; insan dinlenirdi. Şimdi çıkmaz bir sokak; insan kaybolur.

Ahlaki insanların yalnızlığı mesela…

Bir tesadüf değil. Ahlak, kalabalıkta yük olur. Dürüstlük, pazarda yüksek sesle bağırmaz. Vicdan, hızlı tüketilen bir şey değildir. O yüzden ahlaklı insan, bugünün dünyasında yavaş kalır. Yavaş kalan ezilir, ezilen geri çekilir, geri çekilen yalnızlaşır. Bu yalnızlık bir erdemin bedelidir ama kimse faturayı görmek istemez.

Psikolojik bozukluk mu?

Hayır, ama psikolojiyi bozan bir iklim. İnsan, sürekli güçlü görünmeye zorlanırsa, bir gün kırılgan olmayı unutur. Unutulan her duygu, içerde çürür. Yalnızlık bazen bir hastalık değil, hastalıklı bir düzene verilen sağlıklı bir tepkidir.

Yaşlılık belirtisi mi?

Belki biyolojik değil ama ruhsal olarak evet. İnsan, hayal kırıklıklarıyla yaşlanır. Bir nesil, daha kırkına gelmeden yetmiş yaşındaki suskunluğa ulaşabiliyor. Çünkü umut erken yoruluyor, güven erken ölüyor. Yaşlılık artık takvimde değil, kalpte başlıyor.

Belki de en acı soru bu. Çünkü karakter bozulması sessiz olur. Önce sözler değerini kaybeder, sonra söz verenler. Sonra “ayıp” kelimesi arkaikleşir, “utanmak” mizah malzemesi olur. Böyle bir toplumda derinlik arayan herkes yalnız kalır. Çünkü sığ sularda yüzmek kolaydır; derinlik cesaret ister.

Diplomalar çoğaldı ama kelimeler azaldı. Okullar var, ama düşünce yok. Bilgi var, ama bilgelik yok. Eğitim; insanı yalnızca bir mesleğe değil, bir hayata hazırlanmalıdır.

Aksi halde insan kalabalıkta iş bulur ama hayatta yerini kaybeder.

Evet. Çünkü bugünün yalnızlıkları, yarının uyarıcılarıdır. Çocukların suskunluğu, ebeveynlerin gürültüsünden gelir. Gençlerin umursamazlığı, büyüklerin umursamazlığının mirasıdır. Gelecek kötü değil; kötü hazırlanıyor.

Yalnızlık bazen bir aynadır. İnsan orada kendini görür.

Ama sürekli aynaya bakmak, bir süre sonra insanı yorar. Toplum, bireyi yalnızlığa mahkum edip sonra “neden mutsuz?” Diye soruyor. Bu, yağmurda ıslatıp “neden kurulanmadın?” Demek gib bir şey.

Sonuçta yalnızlık ne bir suçtur ne de bir kusur. Bazen bir sığınak, bazen bir sürgün.

Ama şurası kesin:

Yalnızlık bu kadar yaygınsa, sorun bireyde değil; düzendedir.

Ve belki de asıl soru şu olmalı: Bu kadar insan yalnızsa…

Biz neyi yanlış birlikte yapıyoruz?

Semih YILDIZ satırlarının burada sona erdiğini söyler, her nerede, kim veya kimler için neler düşünüyorsanız, iki katının sizlerin olmasını temenni eder.

KALABALIKLARDA ÜŞÜMEK
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

hurfikir.com.tr Güncel bilgi ve dökümanlar, haber, resim galerisi, bilgi bankası sosyal portal ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!