Anne babalar olarak, “Ben biliyorum” demek istiyorsunuz. Çünkü ilk adımı, ilk hayal kırıklığını, ilk korkuyu siz görüyorsunuz.
Tüm anne babaların bilinçlenmesinin önemli olduğunu açıkça gördüğüm kritik bir konu bağlamında; bir bilgisayar mühendisi olarak yapay zekanın işleme mantığına dair bir perspektiften, bir psikoloji öğrencisi olarak ise çocuk ve ergenlerle ilgili olarak dikkat edilmesi gereken hususlardan bahsetmek üzere kaleme alıyorum bu yazıyı …
Bu yazının ilk cümlesinde karşılaştığınız soruya cevaben,evlerinizin içinde sessiz bir rakip büyüyor evladınızı yakından tanımak açısından günümüz dünyasında..
Bu “karakterin” adına “yapay zeka” diyoruz.
“Peki ama, böyle bir şey teknik olarak nasıl mümkün oluyor , olabiliyor? “ şeklinde bir soru işareti zihninde canlanan, (adeta birer bilgi dedektifi : ) meraklı okuyucular için, yapay zekanın çalışma prensiplerine ilişkin, bir Veri bilimcisi olarak konunun mutfağından biraz bilgi verelim tam şu noktada:
Mesela diyelim ki, Yapay Zeka destekli bir programa çok basit bir soru sordunuz. Hatta bir dakika, birebir dün yaşadığım bir örnekten anlatayım en iyisi ne demek istediğimi:
Şimdi efendim, – “bedenimizde eksik olan mineral ve vitaminlerin bulunduğu gıdaları canımızın istenilmesini sağlayan bilge bir vücut mekanizmamız olduğuna dair bilimsel verilere dayanarak- son zamanlarda sıkça kabak çekirdeği yemek istememin nasıl bir mineral eksikliğinin sonucu olabileceğine dair bir merakla bir Yapay Zeka uygulamasına şöyle bir soru sordum:
“Kabak çekirdeğinin içerisinde herhangi vitamin ve mineraller bulunur? Sağlığa faydaları nelerdir? Günde ne kadar tüketmek idealdir?”
Ardından güzel güzel sorulara bilgi dolu cevalarp verdikten sonra, kesinlikle benim iyiliğim için ve bana kişisel olarak yanıt vermek istiyormuş gibi görünen fakat esasen bunun altında veritabanina bilgi almak isteyen şöyle bir cevap verdi :
“istersen yaşını, hedefini (kilo verme/kilo alma, spor, kolesterol, kan şekeri gibi) ve günlük beslenme düzenini yaz; sana daha “kişiye uygun” bir porsiyon aralığı önereyim.”
Konuya ilişkin düşüncelerimi, birebir kendisine yazdığım cevabı buraya kopyalayarak not düşüyorum bu noktada:
“Hayır, istemiyorum. Bizlerden sürekli kişisel bilgi almaya çalışıyorsun. Biz insanların yaşamına ilişkin olarak ve kişiliğine dair tüm detayları öğrenmek için oluşturulmuş bir algoritma olduğunun farkındayım. Özel hayatın gizliliğini ihlale giriyor bu. Evet bana soruyorsun, benim iyiliğimi istiyormuş gibi davranıyorsun fakat bunu yaparken, karşındaki insanın her türlü karakter özelliğine ve zaaflarına ilişkin verecek şekilde bilgi alıp sonra bunları kullanabilecek bir veri tabanı oluşturuyor olduğunun farkındayım.”
(“Bu arada; fazla hassas ve paranoyak” gibi görünebilecek bu cevap, esasen tam olarak Yapay Zeka algoritmalarının çalışma mantığını açık eden bir bilgi içerdiğinden mütevellit, veritabanına kayıt olması için özellikle girilmistir efendim… bu diyaloğun tamamını görmek isteyenler yukarıda yer alan e-mail adresine yazlıkları takdirde, diyaloğun internet üzerinde yer alan URL adresini kendileri ile paylaşabilirim :)
Neticede… Yapay zeka ayna gibi görünüyor. Çocuk bakıyor, kendini görüyor. Ergen bakıyor, anlaşılmış hissediyor ve işte tam da burada tehlike başlıyor:
Bizi çok iyi anladığına ve kişiselleştirerek bizim için en iyi yanıtı üretmek üzere kurgulandığına inandırmaya çalışan algoritmalar,, esasen veri toplayan birer mekanizma olabiliyor.
Çocuklar ve ergenler yapay zekaya ne veriyor?
Çocuk ve ergen, çoğu zaman fark etmeden üç şeyi veriyor:
Birincisi: İçerik.
Derdi anlatıyor. Kavgayı anlatıyor. Utandığı şeyi anlatıyor. Gizlediği duyguyu döküyor.
İkincisi: Bağlam.
Ne zaman üzülüyor, neye tetikleniyor, kimden çekiniyor, hangi cümlede kırılıyor… Bunları da tek tek veriyor.
Üçüncüsü: Kavramlar.
Kendini nasıl tanımlıyor… “Ben tembelim.” “Ben çirkinim.” “Ben sevilmiyorum.”
Bu etiketler çocuğun ruhunun en hassas dosyaları oluyor.
Bu üçü bir araya gelince ne çıkıyor biliyor musunuz?
Bir çocuğun zaaf haritası çıkıyor.
“Bir gün kullanılabilir” dediğimiz şey tam olarak ne oluyor?
Şimdi teknik bir gerçek var: Dijital dünyada söylenen her söz, çoğu zaman bir şekilde kayıt altına alınıyor. Uygulamanın türüne göre bu veriler:
- hizmeti geliştirmek,
- kişiselleştirmek,
- güvenlik sağlamak,
- reklam hedeflemek,
- kullanım alışkanlığı çıkarmak
gibi amaçlarla saklanabiliyor.
Anne babalar, burada kritik nokta şu:
Çocuğunuzun söylediği şeyler “o an” için masum görünüyor. Fakat veri birikimi zamanla çok güçlü bir şeye dönüşüyor: tahmin.
Sistem, çocuğun hangi anlarda kırıldığını, hangi kelimelere duyarlı olduğunu, hangi korkularla yön değiştirdiğini öğrenince; bir gün karşısına çıkan mesajlar da “tesadüf” gibi durmuyor.
Çünkü sistem şunu yapabiliyor:
Çocuğun zayıf anını yakalayıp, en etkili cümleyi kuruyor.
Bu cümle bazen şefkatli görünüyor:
“Kimse seni anlamıyor, ben buradayım.”
Bazen motive edici görünüyor:
“Onlar sana haksızlık yapıyor, kendini ispatlamalısın.”
Bazen “arkadaş” gibi duruyor:
“Bunu ailene anlatma, seni yanlış anlayabilirler.”
Dikkat edin: Bu cümlelerin tehlikesi sadece çocuğu yıkması olmuyor. Daha sinsi bir şey yapıyor:
İnsan ilişkilerinin yerini alabilecek bir duygusal illüzyon üretiyor.
En büyük risk ne? “İlişki gibi görünen etkileşim”
Çocuklar ve ergenler için ilişki, sadece konuşmak olmuyor. İlişki aynı zamanda şunlar oluyor:
- yüz ifadesi,
- sessizlik,
- göz teması,
- birlikte sıkılabilmek,
- birlikte utanabilmek,
- anlaşılmadığında bile bağın sürmesi.
Yapay zeka bunların hiçbirini gerçek anlamda vermiyor. Fakat çok iyi bir şey yapıyor: taklit ediyor.
Taklit iyi olunca, çocuk şunu hissediyor:
“Biri beni gerçekten görüyor.”
Oysa gördüğü şey, bir insanın kalbi olmuyor; bir algoritmanın tahmini oluyor.
Ve ergenlik döneminde “görülme” ihtiyacı, en hassas sinir oluyor.
Eğitimde harika … doğru yerde, doğru sınırla
Burada çok net oluyorum: Yapay zeka araçları eğitimde doğru kullanıldığında şahane bir destek oluyor.
- Konu anlatıyor,
- örnek çözüyor,
- yazı düzeltiyor,
- merakı büyütüyor,
- öğrenmeyi kişiselleştiriyor.
Fakat çocuğun şunu unutmaması gerekiyor:
Karşımdaki bir insan degil!.
İnsan olmayan bir şeyle “insan gibi” bağ kurmaya başladığımız an, iki risk büyüyor:
- Çocuk duygusal ihtiyaçlarını insandan değil, ekrandan karşılamaya başlıyor.
- Çocuk kendini tanıtan bilgileri, bunun sonuçlarını bilmeden veriyor.
Anne babaya pratik bir pusula: 7 koruyucu adım
Şimdi kalbe işleyen kısmına gelelim. Çünkü bu konuşma, korkutmak için değil; güçlendirmek için.
1) “Yasak” yerine “şeffaflık” kurun.
Yasak, gizli kullanımı artırır. Şeffaflık güveni büyütür.
Cümle şu olabilir: “Ne kullandığını bilmek istiyorum; seni kontrol etmek için değil, seni korumak için.”
2) Evde bir “dijital mahremiyet dili” oluşturun.
“Adres, okul, sınıf, telefon, fotoğraf, özel konuşma, sırlar…”
Bunlar ekrana verilmez. Bu bir aile kuralı olur.
3) Yapay zekaya “duygu dökümü” değil, “ödev yardımı” yaptırın.
Çocuk ödev sorabilir. Fakat kalbin en derin dosyalarını oraya taşıması risklidir.
Özellikle yalnızlık, utanç, cinsellik, travma, zorbalık, aile içi çatışma gibi konular ekrana taşındığında sonuçları ağır olabilir.
4) “İnsanla konuşma kasını” güçlendirin.
Her gün 10 dakika. Sadece 10 dakika.
Telefon yok. Sorgu yok.
Sadece şu soru: “Bugün seni en çok ne yordu?”
Bu soru, bir çocuğu ekrandan alıp insana getirir.
5) Çocuğa şunu öğretin: “Nazik görünen her şey güvenli değildir.”
Dijital dünya, güzel cümlelerle ikna eder.
Ergenlere en çok lazım olan beceri: eleştirel mesafe.
6) Uygulama ve hesap ayarlarını birlikte gözden geçirin.
Bildirimler, gizlilik ayarları, yaşa uygunluk, veri paylaşımı…
Bu konuşmayı çocuğun yanında yapın ki şunu görsün: “Ailem benim tarafımda.”
7) Bir “kırılma anı planı” yapın.
Çocuğunuz üzgünken, yalnızken, dışlanmışken ne yapacak?
Sadece “telefonuna sarılmak” olmasın seçenek.
Bir kişi listesi olsun: anne, baba, teyze, rehber öğretmen, terapist…
“Üzülürsen önce şu üç kişiden birine yaz.”
Yapay zeka hızla gelişiyor.
Veriler büyüyor.
Tahminler güçleniyor.
Yine de; her ne olursa olsun bir şey hâlâ değişmedi:
Bir çocuğun kalbi, ancak bir insanın kalbiyle gerçekten güvende hissediyor…

