Ozlem OBUZ
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Beğeniyle Beslenenler Neden Hep Aç Kalır?

Beğeniyle Beslenenler Neden Hep Aç Kalır?

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Hırs !”

Tek hecelik bir kelime. Ağzımızdan kolayca çıkıyor. CV’lere yakışıyor, motivasyon konuşmalarında alkış alıyor. Başarıyla yan yana durunca masum sanılıyor.

Oysa dilin hafızası, insanın inkâr ettiklerini saklar.

Hırs kelimesinin  hafızasında ise bir deve var! Üstelik bu deve, sandığımızdan çok daha tanıdık..

Deve çölün filozofudur. Ölçülüdür. Dayanıklıdır. Susuzluğa katlanmayı bilir. Yani bugünün dünyasında “olgun birey” diye alkışlanacak bir profil…


Ta ki harisa bitkisiyle karşılaşana kadar …

Bu bitki bir illüzyondur.
Hem su tutar hem tuzla yüklüdür.
Deve susadığında bu bitkiden yer. İlk lokmada rahatlar. “Oh be!” der bedeni. Kısa bir ferahlık. Mini bir zafer. Dopamin anı.

Ne var ki;  mesele orada bitmez!

Hatta o bitkiyi yediği anda , ölümcül bir döngüye  girmiştir farkında olmadan..

Nasıl mı ?

Çünkü  harisa bitkisinin içinde yalnızca  su yoktur, aynı zamanda tuz da vardır! Dolayısıyla deve, suyla birlikte vücuduna tuz da almıştır.

“Tuz da  bedenin temel bir ihtiyacı , ne  kötülük doğabilir ki bundan !…”  şeklinde düşünmek elbette mümkün ilk bakışta, eyvallah… Ne var kiNe var ki ;

Deveyi burada ölümcül  döngüye sokan, farkına varmadan  kapısından geçmiş olduğu bilimsel bir hakikattir:

Zira hepimizin çok iyi bildiği gibi, tuz vücutta kalamaz. Bedenden atılması gerekir.

Peki… Atılması için ne gerekir?
Daha fazla su!…

Susuzluk artar, deve tekrar aynı bitkiye döner.

İşte hırs tam burada başlar.

Çözüm sandığı şey problemi büyütür!
“İyileşiyorum” zannederken bağımlı olur.
“Kurtuluyorum” derken bağlanır.

Yetmezmiş gibi bitkinin dikenleri vardır.
Yaralar. Kanatır. Acıtır.
Ne var ki;  deve artık acıyı duyamaz. Çünkü odak tek bir şeydedir: biraz daha rahatlama.

Bir noktadan sonra susuzluk bile ana mesele değildir.
Artık mesele hayatta kalmak değil, döngüdür.

Yedikçe susar.
Susadıkça yer.
Nihayetinde;  kendisini kurtardığını sandığı şeyin içinde tükenir. ( Bu arada; çoğu zaman insanı dayıkan şey, düşman sandığı değil, kurtuluş bildikleri değil midir zaten ?)

İşte harissa! İşte hırs…

Bu hikâye bir masal değildir. Kelimenin etimolojisinin içinde yaşayan bir metafordur.

Şimdi bu sahneyi alalım.
Çölü değiştirip ekrana koyalım.
Bitkinin yerini,  ” sosyal medyada alınan beğeni sayısı ” ile dolduralım.

Sanal yeni dünyanın harisa bitkisi sosyal medyadır.

İlk beğeni masumdur.
Bir fotoğraf.
Bir düşünce.
Bir paylaşım.

Beyinde küçük bir dopamin kıvılcımı yanar.
“Görüldüm” hissi ortaya çıkar.
“Varım” duygusu oluşur.

Dopamin ise minnet bilmez.
Alışır.
Eşiği yükseltir.

Aynı haz için bu kez biraz daha ister.

Bir beğeni daha.
Bir yorum daha.
Bir paylaşım daha.

Böylece tuzu yemeye başlarız.

Beğeni arttıkça doyum artmaz. Aksine susuzluk derinleşir.

Paylaşım artık bir ifade değildir. Bir ihtiyaç hâline gelir.
Görünmek bir keyif olmaktan çıkar, zorunluluğa dönüşür.

Tam bu noktada çok kritik bir şey olur.
Zihin bunu ilerleme sanır.
Beden ise yavaş yavaş kan kaybeder.

Kendilik algısı yaralanır.
Değer, dışarıdan ölçülmeye başlanır.
Sessizlik tehdit gibi algılanır.

Beğeni gelmediğinde hissedilen şey basit bir boşluk değildir.
Bu, yokluk hissidir.

İşte hırsın modern yüzü tam olarak budur.
Arzunun aşırı hâli değil.
Arzunun kendini sabote eden biçimi…

Sosyal medyada beğeni aldıkça daha fazla beğeni ihtiyacı duymak güçlenmek değildir. Bu, sinir sisteminin ustaca kandırılmasıdır.

Gerçek ihtiyaç doyurur.
Hırs ise iştah açar.

Gerçek doyumdan sonra durmak mümkündür.
Hırstan sonra durmak zordur.

Sosyal medya döngüsü bu mekanizmayı kusursuz biçimde çalıştırır. Kısa vadeli bir rahatlama sunar, lakin uzun vadeli bir açlık üretir.

Bu açlık kişiye şunu fısıldar:
Biraz daha paylaş.
Biraz daha görün.
Biraz daha beğenil.

Oysa susuzluğun sebebi görünmemek değildir.
Susuzluğun sebebi, değeri yanlış yerden aramaktır.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Bu beni gerçekten besliyor mu, yoksa yalnızca oyalıyor mu?

Bazı şeyler vardır, aldıkça iyi gelmez.
Bazı şeyler vardır, çoğaldıkça eksiltir.

Bazı döngüler ise hızlandıkça insanı ileri taşımaz; içe doğru çökertir.

Dil bazan psikolojiden daha dürüst davranır.
Hırs
kelimesi bunu yüzyıllar öncesinden fısıldamıştır.

Kurtuluş gibi görünen şey, yavaş bir tükeniş olabilir.

Sosyal medya kullanımı sırasında alınan her beğeni, beyinde dopamin salınımını tetikler. Bu mekanizma, kumar bağımlılığında, madde bağımlılığında ve ödül temelli davranış bozukluklarında görülen devreyle aynıdır ! Aradaki fark şudur: Sosyal medyada ödül belirsizdir. Ne zaman geleceği, kaç tane olacağı bilinmez. Beyin belirsiz ödüle, kesin ödülden daha güçlü bağlanır.

Bu yüzden bir beğeni yeterli olmaz.
Bu yüzden “son kez bakıyorum” diye açılan uygulama kırk dakika sonra kapanır.
Bu yüzden bildirim sesi, bedende gerçek bir uyarılma yaratır.

Araştırmalar şunu net biçimde gösteriyor:
Sosyal medyada geçirilen süre arttıkça , öz değer duygusu azalıyor.
Karşılaştırma artıyor.
Yetersizlik hissi derinleşiyor.

En çarpıcı bulgu ise şu:
Beğeni sayısı arttıkça mutluluk artmıyor.
Beğeni sayısı azaldığında ise mutsuzluk keskin biçimde yükseliyor.

Bugün yapılacak en devrimci şey şudur:
Değerini ölçen yerden bir adım geri çekilmek.
Susuzluğu nesnede değil, içeride aramak…

Hırs kelimesinin  etimolojik kökeninde yer alan harisa bitkisi ile ilgili bu metaforik hikayedeki en çarpıcı hakikarinaltını çizerek bugünlük vedalaşalım:

Deve bitkiden yemeyi bıraktığında ölmez.

Bilakis; bitkiden yemeyi bırakAMAdığından mütevellit ölür!…

Beğeniyle Beslenenler Neden Hep Aç Kalır?
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

hurfikir.com.tr Güncel bilgi ve dökümanlar, haber, resim galerisi, bilgi bankası sosyal portal ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!