Türkiye’de iklim endişesi yükseliyor
Türkiye’de halkın yüzde 82’si iklim değişikliğinden bireysel olarak zarar görmekten endişe ediyor; en büyük kaygı ise kuraklık ve susuzluk. Bu durum, iklim krizine dair farkındalığın arttığını ve toplumun değişime hazır olduğunu gösteriyor.
Türkiye’de toplumun %75’inin en büyük endişesi, kuraklık ve susuzluk. Aynı oran 2015’te %35’miş. Bu durum farkındalığın artması ile ilgili. ‘‘İklim değişikliği bir köpekbalığı ise dişleri su güvenliğidir, suya yönelik tehdittir,’’ diye bir söz vardır. Su, çok boyutlu bir konu; su güvenliği deyince işin içine gıda güvenliği de giriyor çünkü tarımla da doğrudan bağlantılı.
Türkiye’de bu endişe çok ayrışarak artmış ve diğer ülkelere yaklaşmış. Bu çalışma kapsamında yer alan diğer ülkelerde de temel olarak su ve gıda güvenliğine yönelik endişe artmış bulunmaktadır. İnsanların hayatını doğrudan etkileyebilecek bir konu olduğundan bu endişenin öne çıkması normal. Geçen yıl İstanbul Politikalar Merkezi’nde yapılan çalışmada da en büyük endişe olarak su güvenliği çıkmıştı. Her yıl yaz aylarında ‘‘İstanbul’un barajlarında iki aylık/15 günlük su kaldı,’’ gibi haberler görüyoruz. Dolayısıyla toplum bununla yüz yüze geliyor ve doğrudan hayatını etkileyen bir tehdit olarak hissediyor. Çevresel konularla ile ilgili uluslararası toplumdaki dönüşüme baktığımızda da insanların farkındalığının, buna bağlı gayretlerin, Çernobil faciası ya da ozon tabakasının incelmesi gibi tehlikelere maruz kaldıktan sonra arttığını görüyoruz. Baraj sularının azalması, yangınlar ya da seller gibi insanları doğrudan etkileyen tehditler karşımıza çıktıkça, Türkiye’de de insanların farkındalığı artıyor.
Yangınların iklim değişikliği ile ilişkisi göz ardı ediliyor Hem Türkiye’de hem de dünyanın genelinde, sıcak hava dalgalarına dair endişe çok düşük. Aslında bildiği gibi Türkiye’de son beş yılda çok büyük yangınlar yaşadık. 2021’de yaygın ve büyük çaplı yangınlar oldu. Bu konu da her yaz toplumun ve siyasetin gündeminde yer alıyor. Buna karşın sıcak hava dalgalarına yönelik endişenin çok düşük olduğunu görüyoruz.
Sıcak hava dalgalarının tehdit olarak öncellenmemesi, yangınlar ile sıcak hava dalgaları arasındaki ilişkiye dair farkındalığın henüz oluşmamasından kaynaklanıyor. Bu konuda, farklı grupların yangınları çıkardığına dair birçok iddia ortaya atılıyor ve böylelikle iklim değişikliğinin yarattığı temel etki göz ardı ediliyor. İnsanların bu gibi daha basit açıklamalara inanması çok daha kolay.
Ama aslında yangınların iklim değişikliği ile ilişkisi, bilimsel olarak netlikle ortaya konulmuş bir şey. Sıcak hava dalgalarından dolayı hem havadaki nem hem de ormandaki yanıcı maddelerin nemi azalıyor ve yanıcılığı artıyor. Yangınların sıklığı ve şiddeti artıyor. Oysa Türkiye gündeminde, bu temel ilişkiden ziyade, yangınların ortaya çıkmasındaki farklı sebepler tartışılıyor. Belki de bu nedenle, sıcak hava dalgaları henüz çok önemsenen bir tehdit gibi görünmüyor.
İklim değişikliğinin varlığı, sorumluluktan kurtarmaz
Yangınlarla ilgili bir düşman belirlerseniz – örneğin ‘‘teröristler yaktı’’ derseniz – suçluyu bulmuş ve kalan herkesi aklamış oluyorsunuz. Bazı sorumluluklardan da kaçınmış oluyorsunuz böylece.
Öte yandan yangınları tamamen iklim değişikliğine bağlamak da sorumluluktan kurtulma aracı haline gelebilir. Eskiden hayatımızda ‘‘trafik canavarı’’ diye bir kavram vardı; tüm trafik kazalarının trafik canavarlarından kaynaklandığı şeklinde bir algı yaratılıyor ve yolların daha iyi yapılması gerekliliği, cezaların ağırlaştırılması gibi tedbirler, tartışma kapsamının dışına atılıyordu. İklim değişikliği ve yangınlar söz konusu olduğunda da, sorumluluğu tamamen soyut ve yenilmesi mümkün olmayan bir ‘‘iklim canavarına’’ atmak, sorumluluktan kurtulmak için bir yöntem olabilir – bu riski de unutmamak gerek.
Hayatında değişiklik yapma isteği düşük
Bu çalışmanın iki temel kısmı var. İlkinde algılara bakıyor: İklim değişikliğini bölgemiz için tehdit olarak görüyor muyuz? Bireysel olarak endişeli miyiz? Hangi tehdidi önceliyoruz?
Bu noktada diğer ülkeler gibi Türkiye’de de farkındalık ve endişe yüksek. Toplum, iklim değişikliğinin tehlikeli olduğunu ve kendi hayatlarını etkileyeceğini biliyor.
Anketin ikinci kısmı ise iklim değişikliği ile başa çıkmaya dair. ‘‘İklim değişikliği ile mücadeleden kim sorumlu? Kimler bu tehditle başa çıkmada başarı sağlayabilir? Kimler, hayatında değişiklikler yapmaya ne derece gönüllü?’’ sorularına odaklanıyor.
Türkiye işte burada diğer ülkelerden ayrışıyor. Evet, farkındalık yüksek ama bireysel olarak hayatlarında değişiklik yapma isteği diğer ülkelerde %80 iken Türkiye’de %57.
Bunda neler etkili olabilir? Öncelikle şunu söyleyeyim: Geçen sene yapılan ankette, Türkiye’de iklim değişikliği konusunda yetkililerin yeterince tedbir almadığını söyleyenlerin oranı %80 çıkmıştı. Bu çalışma ise bireysel değişiklik yapma konusundaki gönüllülüğün çok düşük olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla aslında tedbir alınmasına dair bir istek var. Ama ‘‘tedbiri ben bireysel olarak almayayım, devlet alsın,’’ gibi bir yaklaşım söz konusu . Bu meselenin aslı, araştırılmaya muhtaç. Türkiye’de vatandaşla devlet arasındaki ilişkinin bu durumuna etkisinin araştırılması gerekiyor olabilir.
(Devamı var
Vicdan ALADAĞ
Orman Yüksek Mühendisi

