Hiç düşündünüz mü?
Nasıl oluyor da insan zihni, bilgisayar yazılımlarını üretecek kadar karmaşık, yaratıcı ve yüksek kapasiteli bir yapıdayken, aynı insan zihni çoğu zaman kendi hayatındaki en basit hedefleri bile gerçekleştirmekte zorlanıyor?
Bilgisayarlar hedeflerini şaşırmaz.
İnsanlar sıklıkla şaşırır.
Bilgisayarlar yorulmaz.
İnsanlar tükenir.
Bilgisayarlar duygulanmaz.
İnsanlar çoğu zaman duygularının içinde kaybolur.
Bu tabloyu genellikle insan olmanın doğal bir sonucu olarak kabul ederiz. Zaaflara sahip olmak, hayatta ve sanatta derinlik yaratır. Buna itirazım yok. Fakat belirli bir hedefe giderken aynı dağınıklığı sürdürmek, özellikle içinde yaşadığımız çağda, ağır bedeller doğurabiliyor.
ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği bölümünde insan beynini modellemeye odaklanan bir müfredat stratejisi ile bilgisayar yazılımları üzerine çalışırken; algoritmalarla, net hedeflerle, hata payı düşük sistemlerle düşünmeye alıştım. Ardından klinik psikoloji yüksek lisans programı ve nörobilim doktora programlarında üzerine çalıştığım konular bağlamında, insan beynini bu kez nörolojik ve davranışsal boyutuyla anlamaya yöneldim.
İşte o noktada güçlü bir ironiyle yüzleştim:
İnsanı taklit etmeye çalışan makineler, hedef konusunda bizden daha istikrarlıydı!
Tam bu nedenle şunu sormaya başladım:
Belirli hedefler söz konusu olduğunda, insan zihnine bilgisayarların çalışma prensiplerine daha yakın bir yapı kazandırmak mümkün mü?
Şimdi burada küçük bir duraklama yapmakta fayda olabilir: Bugüne kadar kendimden ve eğitim yolculuğumdan çok fazla söz etmedim, zira ortada güçlü bir bağlam yoksa bunun anlamlı olmadığını düşünürüm daima…
Fakat bugün başka bir yerdeyiz!
Zira; esasen İngilizce dilinden birebir çeviri ile ” Sanal Zeka “ olarak adlandırmamız gerekirken – burada girmeyeceğim nedenlerle- ” Yapay Zeka ” ismiyle ülkemizde anılan bu kritik konu artık yalnızca bir teknoloji başlığı değil! Psikolojinin konusu olmaya başladı. Felsefenin merkezine doğru ilerliyor.
İnsan olmanın ne anlama geldiğini, karar verme biçimlerimizi ve kimliğimizi yeniden şekillendiren bir eşikteyiz.
Bu yeni dünyada ayakta kalabilmek, sadece teknik becerilerle mümkün değil!
Psikolojik sağlamlık artık bir tercih değil, temel bir gereklilik…
İşte tam bu nedenle; bugüne kadar yapay zekanın teknolojik tarafını anlatan biri olarak, bugünden itibaren bilinçli bir geçiş yapıyorum:
Teknolojiden psikolojiye doğru…
Şimdiye kadar beni çoğunlukla bilgisayar mühendisliği şapkasıyla dinlediniz. Algoritmaların nasıl çalıştığını, sistemlerin nasıl kurulduğunu konuştuk. Bu taraf artık yeterince görünür.
Bugün ise, şu anda öğrencisi olduğum psikoloji biliminin şapkasıyla konuşuyorum.
Çünkü değişen dünyada asıl soru şu:
İnsan, yapay zeka karşısında nasıl duracak?
Bu sorunun cevabı kodlarda değil.
Bu sorunun cevabı insan zihninde…
Bu tabloyu daha önce de yaşadık.
Sosyal medya ilk ortaya çıktığında, saf bir teknoloji konusu olarak ele alındı. Hız, bağlantı ve erişim konuşuldu. Zamanla başka etkiler görünür hale geldi. Duygusal manipülasyon, dikkat dağınıklığı, toplumsal yönlendirme gücü, kimlik inşası.
Bugün sosyal medyayı teknoloji başlığı altında değil, psikolojik ve sosyolojik bir çerçevede tartışıyoruz.
Yapay zeka da aynı eşikten geçiyor.
Artık ne yaptığı kadar, bize ne yaptığı önemli.
Önümüzdeki on yıl içinde beyaz yaka olarak tanımlanan pek çok meslek ya dönüşecek ya da ortadan kalkacak. Bu bir felaket senaryosu değil, bir dönüşüm gerçeği!
Yapay zeka tekrarlanabilir işleri devralacak.
Muhakeme gerektirmeyen süreçleri üstlenecek.
Duygusal yük taşımayan görevleri optimize edecek.
Geriye ne kalacak?
Karar verme.
Bağlam kurma.
Anlam üretme.
Belki de en önemli nokta ise ; psikolojik sağlamlık….
Geleceğin beyaz yakası yalnızca teknik bilgiyle ayakta kalamayacak. Zihinsel esneklik, duygusal regülasyon ve algoritmik düşünebilme becerisi birlikte var olmak zorunda.
Yani paradoksal biçimde, yapay zeka çağında ayakta kalmak için daha sistemli düşünmeyi ve daha insan kalabilmeyi aynı anda öğrenmemiz gerekiyor.
Bugün merkezi sınav sistemlerinde muhakeme gerektiren soruların artması da bu ihtiyacın bir yansıması… Eğitim sistemi ise bu dönüşümü taşıyacak insan ve materyal kaynağını henüz yeterince oluşturabilmiş değil.
İşte bu noktada teknoloji, doğru kurgulandığında, destekleyici bir kaldıraç haline gelebilir.
Yapay zeka bize şunu soruyor:
“Sen tekrar edilebilir misin?”
Eğer cevap evet ise, risk altındayız.
Eğer cevap hayırsa ve bu hayır; düşünebildiğimiz, bağlam kurabildiğimiz, duygularımızı düzenleyebildiğimiz ve zihnimizi yapılandırabildiğimiz için söyleniyorsa…
İşte o zaman ; senin için şahane bir yaşam ve harika bir gelecek, tam da bu noktada başlayacak demektir.

