Hiç bu kadar çok şey bilip bu kadar az anlamamıştık.
Gündem hiç durmadan akıyor. Her gün yeni bir haber, yeni bir tartışma, yeni bir kriz… Biz de bu akışın içinde nefes almadan ilerliyoruz. Her şeyi takip ediyoruz, her konuda bir fikrimiz var. Ama garip bir şekilde, hiçbir şeyi gerçekten kavrayamıyoruz. Çünkü hızlandıkça derinliği kaybediyoruz.
Belki de en başta, durup düşünme becerimizi kaybediyoruz. Bir başlık görüyor, okumadan yorum yapıyoruz. Bir görüntü izliyor, arka planını bilmeden hüküm veriyoruz. Birkaç saniyede fikir sahibi oluyor, ama o fikrin sorumluluğunu taşıyacak kadar düşünmüyoruz. Artık tepki vermek, anlamanın önüne geçmiş durumda. Oysa anlamak, zaman ister; sessizlik ister; sabır ister.
Bir diğer kırılma noktası ise dinleme kültürünün zayıflaması. Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten duymuyor. Farklı bir görüşle karşılaştığımızda anlamaya çalışmak yerine, pozisyon alıyoruz. Tartışmak yerini savunmaya, diyalog yerini monoloğa bırakıyor. Oysa bir toplum, seslerin çarpışmasıyla değil; birbirine değmesiyle gelişir.
Empati ise giderek aşınan bir başka değer. Artık bir olayın içinde olanı anlamaya çalışmak yerine, dışarıdan hızlıca hüküm veriyoruz. İnsanları değil, fikirleri hedef alıyor gibi görünsek de, aslında birbirimizi tüketiyoruz. Çünkü empati kaybolduğunda, geriye sadece mesafe kalır.
Günlük hayatın içinde de benzer bir körlük var. Sürekli daha fazlasını isterken, elimizde olanı fark etmiyoruz. Bir selamı, kısa bir sohbeti, içten bir gülümsemeyi değersiz görüyoruz. Oysa tam da bu küçük anlar, bir toplumu ayakta tutan görünmez bağlardır. Büyük kırılmalar çoğu zaman bu küçük ihmalden doğar.
Belki de en tehlikelisi, ortak değerlerimizi yavaş yavaş yitirmemiz. Farklılıklarımız üzerinden ayrışırken, bizi bir arada tutan zemini aşındırıyoruz. Saygı azalıyor, anlayış zayıflıyor, birlikte yaşama iradesi sessizce geri çekiliyor. Oysa güçlü toplumlar, aynı düşünenlerden değil; farklı düşünebilen ama birlikte kalabilen insanlardan oluşur.
Sonuç olarak, kaçırdığımız şeyler büyük değil. Ama etkileri büyük. Düşünmek, dinlemek, empati kurmak ve bağ kurmak… Bunlar kaybolduğunda geriye sadece gürültü kalır.
Bu kadar çok sesin içinde, aslında kimse birbirine ulaşamıyor.
Gürültü arttıkça, birbirimizi değil, sadece kendi yankımızı duyuyoruz.
Belki de bu yüzden, birbirimizi yeniden duymaya ihtiyacımız var.
Sevgiyle kalın…

