ÖDP Kırklareli İl Başkanlığı’nın açıklaması şöyle; “2015 Eylül’ünü farklı kılan şey de bu. HAZİRAN direnişinin yarattığı direnme eğilimi, direnme zeminleri ve damarları. 2/ Eylül karanlığı , bugün savaş ve faşist saldırılarla büyütülürken HAZİRAN, bunun karşısında kardeşlik ve barış barikatını kurarak dikilecektir. 12 Eylül faşist darbesinin 35.yılında, ülkemiz bu darbenin yarattığı karanlıktan kurtulabilmiş değil. 12 Eylül 1980 faşist darbesi, ülke tarihinde ilk kez halkın aşağıdan yukarıya gelişen isyan dalgasını kırarak, ülkenin tüm özgürlükçü-devrimci birikimini ezmeye çalıştı. 12 Eylül’ün yarattığı en önemli sonuçlardan birisi halkın direnme, kendi kaderine sahip çıkma iradesine vurduğu darbe oldu. Darbe ve sonrasında sistematik şekilde toplum gerici ve piyasacı bir dinamiklerle kuşatıldı. Bu anlamda 12 Eylül, yükselen halk muhalefetini bastırmak ve düzenin yaşadığı krizi neoliberalizmle bütünleşerek aşma doğrultusunda hakim sınıfların bir müdahalesi olarak gelişti. Şimdi, herkesin bildiği gibi 12 Eylül darbesi doğrudan emperyalizme bağımlılık ilişkilerinin bir sonucu olarak, onun onayı ve desteğiyle hayata geçirildi. 12 Eylül faşist darbesiyle, 80 öncesinde Maraş’ta, Çorum’da yaptırılan katliamlar, sıkıyönetim altında geliştirilen baskılar bir ileri noktaya taşınarak tüm muhalefet hareketi yok edilmeye, toplum tümüyle sindirilmeye çalıştı. Böyle bir baskı ortamında emekçi sınıfların hakları budanarak neoliberal ekonomi Özal eliyle uygulanmaya başladı. Aynı zamanda toplumsal alanda dinsel cemaat ve tarikatlar devlet eliyle hızla geliştirildi. Özal, askeri faşist darbe ile birlikte emperyalizme bağımlı yeni ekonomik ve toplumsal düzenin kurucu zeminlerinin oluşmasında önemli bir rol oynadı. Neoliberalizme geçiş ve bu geçişin ortaya çıkardığı siyasal ve ekonomik kriz dinamikleri içerisinde ilerleyen rejim 1990’lardan itibaren önemli kırılmalarla yüz yüze kaldı. AKP, 2002 yılında bir yönüyle 12 Eylül darbesiyle toplum içinde yaygınlaştırılan dincileştirmenin bir uzantısı öte yandan da rejimin yaşadığı krize emperyalizmin ve sermayenin bir yanıtı olarak gelişti. O dönem ekonomik kriz etkisiyle merkez siyasette yaşanan çöküşün yarattığı boşluk içinde, AKP emperyalizmin Ortadoğu’ya yönelik politikalarında ılımlı/uyumlu İslamcılık temelindeki yöneliminin, sermayenin neoliberal geçişte daha radikal bir ilerleyişe duyduğu ihtiyacın üzerinden şekillendi. Kuruluş döneminin hemen ardından iktidara gelen AKP, ilk döneminde küreselleşme/AB çizgisinin uyumlu bir takipçisi olarak, kendini yerleşik hakim güçlerin güvenini ve desteğini kazanmaya çalıştı. Bu ilk dönem ağırlıkla geniş bir ittifak içerisinde, yaratılan statüko-değişim ikilemi çerçevesinde liberal demokratik bir ilerleme çizgisinin öznesi olarak konumlanan AKP, emperyalizmin ve uluslararası sermayenin de desteğiyle yaratılan görece ekonomik gelişme ve siyasi istikrar içerisinde toplumdaki desteğini arttırdı. AKP, bu dönemde statüko-değişim ikilemi içerisine sıkıştırdığı siyaset ekseni içinden devlet içindeki kuvvetini arttırmaya yönelik operasyonlara hem uluslararası alandan hem de içerden önemli bir destek buldu. Burada solun bir kesiminde gelişen ve sonrasında yeni 12 Eylül’de doruk noktasına ulaşan liberal budalalığı da hatırlatmakta fayda var. AKP’nin, bu bir anlamda mevzi savaşı olarak sürdürdüğü geçiş döneminin önemli politikalarından birisi de Kürt sorununda yaşandı. Kürt sorununda, sürüncemeli bir müzakere süreci başlatılarak, Kürt hareketi ile AKP arasında da bir denge oluşturuldu. Kürt sorununda silaha dayanarak geliştirilen politikanın geçersizliğinin devlet içerisinde de kabul edildiği, sürdürülemez hale geldiği noktada AKP, bu sorunun siyaset temelinde çözülmesi noktasındaki bir politikaya yönelmiş görünerek bu mevzi savaşında da asker karşısında inisayitif kazandı. Kürt hareketi ile AKP arasında kurulan çelişkili-çatışmalı denge, AKP’ye bir siyaset alanı da açtı. Kürt hareketinin kimi kritik noktalarda bu dengenin sonucunda AKP karşısındaki hayır hah tutumlar almasına da neden oldu. 12 Eylül referandumundaki boykot tutumu ya da Gezi’deki tereddüt bunun bir sonucu oldu. AKP, bu dönemde Kürt hareketini parçalamaya ya da Kürt halkı içerisinde kendi etkinliğini, cemaat-tarikat yapıları ile birlikte güçlendirerek Kürt hareketinin toplumsal tabanını daraltmaya çalıştı. Buna kimi zaman baskı ve şiddet de eklenerek, çatışmalı ve çelişkili bir müzakereci dönem yaşandı. Bu ilerleme içerisinde en önemli kırılma noktası kuşkusuz ki 12 Eylül 2010 referandumu oldu. AKP, mevzi mücadelesi ile devletin stratejik baskı aygıtları üzerinde kurduğu etkinliğini bir üst aşamaya taşımak, yargıya tümüyle hakim olmak için 12 Eylül’de bir referandum gerçekleştirdi. Bu referandum AKP tarafından, 12 Eylül 80 ile hesaplaşma olarak gösterilen, soldan devşirilenlerle birlikte bir başka algı yaratılmak istendi. O dönemde AKP’ye HAYIR çizgisi karşısında yer alan, boykot tutumuyla AKP’ye dolaylı olarak destek veren çizgilerin desteğiyle AKP ve Türkiye için yeni bir döneme girildi. Bu anlamda 12 Eylül 2010 referandumu, 80 darbesini güncelleyen ve onu bir başka kurucu aşamaya sıçratan bir rol oynadı. AKP, referandum sonrasında devlet içerisindeki gücünü yoğunlaştırarak İslami faşist doğrultuda rejim değişikliğini gerçekleştirme olanaklarına sahip oldu. Bu süreç aynı zamanda, hakim sınıflar içerisindeki güç dengesinin AKP lehine belirleyici bir biçimde değiştiği, AKP’nin büyük sermayeden–kimi çelişkilerine karşın- onay aldığı aynı zamanda kendi organik sermayesini de güçlendirdiği bir süreç oldu. HAZİRAN Direnişi, AKP’nin bu kuvvetle rejimi köklü biçimde değiştirecek anayasa hamlesini erçekleştirmeye yöneldiği, toplumsal muhalefeti tümüyle tasfiye etmeye yöneldiği bir dönemde ortaya çıktı. Dinsel gelişmelerin toplumsal yaşamı boğduğu, yağma ve talan politikalarının yoğunlaştığı dönemde Gezi’de başlayarak yayılan isyan dalgası AKP’nin ilerleyişini kırdı. Halk 13 yıllık AKP boyunduruğuna ARTIK YETER! Dedi. Bu devrimci halk isyanı, AKP ile hesaplaşma olduğu kadar 12 Eylül askeri faşist darbesiyle de gerçek bir hesaplaşmanın yolunu açtı. 12 Eylül askeri darbesiyle sindirilen, iradesiz bırakılan halk kesimleri kendi öz gücüne dayanarak, kendi söz ve eylemiyle ülkenin geleceğine el koydu. Bu isyan, AKP’nin yönetme gücünü büyük oranda elinden aldı. Hakim sınıflar içerisindeki çelişkiler bu isyanın yarattığı sarsıntı ile derinleşti. AKP’nin kuruluşunda oluşan misyonu ve ittifakları dağıldı. Türkiye, bu isyanla birlikte bir geçiş dönemi içerisine girdi. AKP, hem devlet içinde yaşanan çatışmalar hem de toplumsal zeminde biriken direnme eğilimleri karşısında giderek Saray merkezine toplanmış ve daralmış, tümüyle baskıya dayanan bir politika ile direnişe geçti. Bugün, yeni baskı yasalarına, polis gücüne, sokaktaki militer güçlere ve şimdi savaşa dayanarak yönetilmeye çalışılan Saray rejimi, tüm çürümüş ve çözülmüş yapısıyla ortada yıkılmayı bekliyor. 12 Eylül 2015’te AKP Kongresi gerçekleşiyor. Kongre öncesinde, AKP’nin içindeki çatlaklara ilişkin spekülasyonlar bir yana bugün B.Arınç’ın, ‘bizdik ben olduk’ sözlerindeki ‘dava işi bitti’ minvalindeki sözleri, AKP’nin çözülüş sürecinin ve geleceğinin nasıl olacağının önemli bir işareti. Tüm baskı gücü, savaş ve sokakları faşistleştirmeye dayanan politikalarına karşın AKP, karşısındaki çok geniş ilerici-demokrat ve laik direnme damarlarını bastıramadığı için yeniliyor. Bugün, Kürt hareketi ile girdiği savaşta 1 Kasım seçimlerinde tek başına iktidar olma hayalleriyle oy saysa da artık AKP’nin eskisi gibi devam etmesinin mümkün olmadığı zamanlardayız. Ancak tüm bu gelişmelere rağmen, geleceğin bundan daha iyi olabilmesi, Saray rejiminin gerçek anlamda yıkılabilmesi ancak HAZİRAN direnişinin devrimci dinamiklerinin siyasete etkin müdahalesine bağlı. Böyle bir müdahale olmadan bugünkü durum, kimi rötüşlarla birlikte sürüp gidecek. 2015 Eylül’ünü farklı kılan şey de bu. HAZİRAN direnişinin yarattığı direnme eğilimi, direnme zeminleri ve damarları. Ve elbette bu direnme damarlarını güçlendirmeyi, birleştirmeyi esas alarak gelişen Birleşik HAZİRAN. Kavga çok sade ve duru. Bir yanda çürümüş saray rejimi bir yanda halkın Haziran kavgası var. Eylül karanlığı ilelebet değil HAZİRAN’ın başladığı yerden, bu zorbalığı kırarak eşitliğin, özgürlüğün, kardeşliğin ülkesi doğacak. Eylül 2015 işte bunun için bir direnme, Eylüllerle hesaplaşma çağrısıdır.”
Haber Merkezi




