“Her şey mümkün” diyorlar.
Bu cümleyi nereye baksak görüyoruz artık. Bir kahve bardağının üstünde, bir Instagram gönderisinde, bir kişisel gelişim kitabının kapağında. İnsan ister istemez düşünmeden edemiyor: Her şey mümkün mü, gerçekten?
Kulağa ne kadar umut verici geliyor, değil mi? İnsana bir cesaret, bir hayal kurma hakkı tanıyor sanki. “Sen yeter ki iste” diyor. Ama sonra hayat geliyor, isteklerinle yüzleşiyor. Çok isteyip de elde edemediklerinle. Tüm gücünü verip de yıkıldığın yerlerle. Yalnız kaldığın anlarla. Ve bir noktada şu soruyu kendine sormaya başlıyorsun: Ya mümkün değilse? Ya elimden gelen her şeyi yapmama rağmen olmuyorsa?
Bugünlerde güçlü olma baskısı o kadar arttı ki, insan mutsuzluğunu bile saklamak zorunda hissediyor. Sanki üzülmek ayıp, yorulmak zayıflık, hayal kırıklığı yaşamak başarısızlık gibi algılanıyor. Sosyal medyada herkes gülümsüyor, başarı hikâyeleri anlatıyor, sürekli “pozitif kal” mesajları veriyor. Ama kimse geceleri sessizce ağladığından, bazen yataktan kalkacak gücü bulamadığından, çok istediği şeylerin bazen sadece “olmadığından” bahsetmiyor.
“Her şey mümkün” söylemi işte tam burada içten içe bir baskıya dönüşüyor. Olmuyorsa, demek ki yeterince istemedin, yeterince çabalamadın, yeterince olumlu düşünmedin… Suç sende. Bu, insanın kendi iç sesine düşman olmasına yol açan sessiz bir suçlama aslında. Çünkü hayat her zaman adil değil. Herkesin başlangıç çizgisi aynı değil. Bazılarımız daha ağır yüklerle başlıyoruz bu hayata. Kimi hayatta kalma mücadelesi verirken, kimi sadece daha iyi bir konum arıyor. Ama “her şey mümkün” denildiğinde, tüm farklılıklarımız yok sayılıyor. Sanki hepimiz eşit şartlarda yarışıyormuşuz gibi.
İnsan zamanla kendini affetmeyi unutur hale geliyor. Hep daha fazlasını başarması, daha mutlu olması, daha “pozitif” yaşaması bekleniyor. Ama bazı günler sadece ayakta kalabilmek bile bir başarıdır. O gün gülümseyemediysen, bu seni eksik yapmaz. Bazen sadece nefes alıyorsun, ama yetiyor. Bu da insanca bir şey. Hayat sadece büyük zaferlerden ibaret değil. Küçük adımlar da önemli. Sabah alarmı ertelemeden kalkmak, yalnızken bile yemek pişirmek, bir arkadaşına hâlini hatırını sormak… Bunlar da hayata tutunma biçimleri.
Belki de cümleyi şöyle kurmalıyız: Her şey mümkün değil. Ama bazı şeyler hâlâ mümkün. Ve insan, o bazı şeylere tutunarak yaşar zaten. Sevdiğin bir şarkıyı tekrar dinlemek. Gökyüzüne dalıp bir anlığına her şeyi unutmak. Uzun zaman sonra gelen bir “merhaba” mesajı. Tesadüfen karşılaştığın biriyle bir süreliğine bile olsa içini ısıtan bir sohbet… Bazen tüm motivasyon cümlelerinden daha kıymetlidir bunlar.
Eğer bugün bir hayalin olmadıysa, kendine yüklenme. Olmayan şeylerin ardından kendini hırpalama. Hep daha pozitif olmak zorunda değilsin. Güçlü olmak zorunda hiç değilsin. İnsan bazen sadece yorulur. Durur. Bekler. Bir süre bir şey hissetmez. Bu da geçer. Ama geçene kadar kendine nazik davranmak, belki de en büyük güçtür.
Hayat her zaman istediğimiz gibi gitmiyor. Ama bazen hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşündüğümüz anda, küçük bir şey değişiyor. Belki de asıl mümkün olan, tam da budur.
“Unutmayın; mümkün olmayanın içinde saklı olan umut, bazen en büyük gerçektir.”
Sevgiyle kalın…




