Kurbanlıklar satışa çıktı
Karabirgül ailesinin mutlu  günü
İlknur’un katilinin yargılanmasına başlandı
Başpehlivan, Cengizhan Şimşek oldu
Bu yazı 15 Nisan 2022, Cuma 09:27:32 tarihinde eklendi. 724 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

DÜNYEVİLEŞME HASTALIĞI(SEKÜLERİZM) - Eyyüp Sabri Erdem

DÜNYEVİLEŞME HASTALIĞI(SEKÜLERİZM)

 

Dünyanın bütün güzellikleri ile cazip olması, insanoğlunun bu güzelliklere meylini ve zaafını arttırdı. Bu sebepten dolayı belki de modern zamanların insanının en büyük imtihanı dünyevileşme günümüz ifadesi ile”Seküler” olmaktır,bu da dini hayatımız önündeki en büyük engeldir.

Dünyevileşme(Sekülerizm), dini inanç toplumsal değer ve davranışların insan hayatından ve toplum hayatından uzaklaştırılması anlamına gelip Alemlerin Rabbi olan Allah’ı hatırdan ve kalpten çıkarıp tamamen dünyaya ve nimetlerine yönelme, dünyaya bağlanma ve ahireti hiç düşünmeme hâlidir. Kişinin Rabbine karşı olan sorumluluklarını unutup veyahut bir kenara bırakıp ahirete yönelik hazırlık yapmaması dünyevileştiğinin en önemli göstergelerindendir.

Dünyevileşme, ahiret inancını ve Allah’a olan imanını kötü yönde etkileyen önemli bir hastalık olarak tanımlanabilir. Dünyevileşmenin en büyük sebebi Allah’a ve ahirete inancın zayıflamasıdır. Ölüm ve hesap verme inancının zayıflaması ya da tamamen ortadan kalkması dünyevileşmenin en büyük tetikleyicisidir.

Dünyevileşme denildiğinde başta manevi ve ahlâkî, siyasi, ekonomik, sosyal kısaca insanı ilgilendiren bütün alanlarda emeğin, gücün ve imkânların dünyevî unsurlara yoğunlaştırılması, İslâmî değerlerin göz ardı edilmesi ve geri plana atılması, yani her şeyde önceliğin dünyaya verilmesidir.

İnsanın kendisini dünyanın cazibesine kaptırması, onun esiri konumuna düşmesi ve İslâmi değerlere Allah’ın emir ve yasaklarına kayıtsız kalmasıdır.

Dünyevileşme Müslümanlar için en büyük musibettir. Peygamber efendimiz(Aleyhisselam )zaman zaman ümmeti için geleceğe dönük mesajlar vermiş, ümmetinin başına gelecek bazı musibetlerden söz etmiş ve buna dikkat etmemizi emir buyurmuştur.

Peygamberimiz (Aleyhisselam ) şöyle buyurmaktadır;

“Yemek yiyenlerin sofralarına birbirlerini çağırdıkları gibi, çeşitli ümmetlerin sizin aleyhinize birleşmeleri yaklaşmaktadır. Ashaptan biri “Ey Allah'ın Resulü! O gün (sayıca) az olacağımızdan mı (aleyhimizde birleşecekler), diye sordu. Resulullah (Aleyhisselam .) “Hayır, bilakis o gün (sayıca) çok olacaksınız. Fakat selin üzerindeki köpük ve çerçöp gibi olacaksınız. Allah, düşmanınızın kalbinden size karşı duyduğu “mehabeti” (korkuyu) çekip alacak ve kalbinize “Vehn” atacak (bu sebeple düşmanınız sizden çekinmeyecek ve korkmayacak) tır” buyurdu. Ashaptan biri “Ey Allah'ın Resulü! ‘Vehn’ nedir?” diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber “Dünya sevgisi ve ölüm korkusu.” diye cevap verdi.” (Ebû Davud)

Efendimiz'in (Aleyhisselam ) hadisinde söylediği “Vehn” büyük bir dünyevileşme hastalığıdır. “Vehn” ahiret hayatına karşılık dayanılmaz bir arzu ve istekle dünyayı tercih etme halidir . “Vehn” dünyayı kazanmak adına büyük bir cesaretle ahiret kazanımlarını gözden çıkarabilme halidir.

Maalesef modern zamanların Müslümanları olarak; “Kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Hâlbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacak yerin (ebedî hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadır.” (Ali İmran, 14) ayetinde bahsedilen dünya hayatının geçici süslerine takılıp dünya ve ahiret ile ilgili dengeyi kaybettik.

Dünyevileşme denilen kavram kendini dünyanın çekiciliğine kaptırma ve tamamen onun esiri hâline gelme anlamına gelir.

Dünyevileşme; toplumun ve insanın dini değerlerinden uzaklaşması, inanç ve amellerini Allah’ın koyduğu kurallar yerine dünya hayatına yönelmesi olarak da tarif edilmektedir.

Dünyevileşme Müslümanın inanç dünyasında dalgınlık ve gaflet hâli olarak ortaya çıkan, Allah'ı,ahiret ve hesap gününü unutma ile mala mülke, makam ve mevkîye olan sevgisinin zaafa doğru yönelmesi hâlidir.

Dünyevileşme, insana, hayata dair her şeye maddi olarak bakma, sadece kişisel olan “ben”merkezli anlayış ve bunu yaşam tarzı hâline getirmedir.

“Onların peşinden namazı zayi eden, şehvetlerine tâbi olan bir nesil gelir ki, onlar azgınlıklarının cezasını göreceklerdir” (Meryem sûresi 59)

Rabbimiz bu ayet-i kerimede dünyevileşmenin ilk iki basamağına işaret etmektedir. Birincisi başta namaz olmak üzere emredilen bütün ibadetleri terk etmek, ikincisi ise (süfli) nefsin ve şeytanın istediği arzulara tabi olmaktır.

Peygamber efendimiz (Aleyhisselam) ümmeti için bu mevzudaki endişesini şu hadis-i şerefleriyle dile getirmektedir: “Korktuğum şeylerden birisi de benden sonra size dünya nimet ve zinetlerinin açılması (sizin de onlara gönlünüzü kaptırmanızdır.)” (Buhârî)

Mevki ve makam tutkusu ile mal mülk ve zenginlikte  dünyevileşmenin en önemli sebeplerindendir.

Yine Peygamberimiz (Aleyhisselam )'in “Dünyalık ve şöhret düşkünü kişinin, dinine verdiği zarar, bir sürüye musallat olan iki aç kurttan daha fazladır.” Hadis-i şerifi de bu hususta önemli ikazlardan biridir.

Mal mülk ve makam sevgisinin tutkuya, şehvete yönelmesi dünyevileşmeye götüren yoldur. Bu sebeptendir ki Hz. Peygamber (Aleyhisselam), ümmetinin fitnesinin mal olduğunu, mal tutkusunun ümmeti birbirine düşman hâle getirecek, helâk edecek bir hastalık hâli olduğunu ifade etmektedir:

“Resulullah aleyhissalâtu vesselâm: “Her ümmet için bir fitne vardır, benim ümmetimin fitnesi de maldır.”buyurmuştur(Tirmizi)

Peygamber Efendimiz,(Sallallahu aleyhi ve sellem)“Âdemoğlu büyürken beraberinde şu iki şey de büyür: Mal sevgisi ve uzun ömür (dileği).” buyurarak  (Buhari) hayatın her safhasında dünyaya ait olan birtakım arzu ve istekler (şehvet) bulunduğunu ifade etmiştir. İnsan küçük yaşından itibaren dünyaya ait olan çeşitli şeylere karşı ilgi duyar.Şan ve şöhret, karşı cins, mal ve mülk, mevki, makam gibi dünyevî menfaatler ve zaaflar hayatın çeşitli dönemlerinde insanın karşısına çıkar ve onu cezbeder. Peygamber efendimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem)söylediklerine göre insanın yaşlanmasına rağmen dünyaya ve nimetlerine karşı olan bu sevgi ve arzuları ihtiyarlamaz, tam tersi yaşamak ve mal sevgisi ömrünün sonuna dek hep diri kalır. Peygamber Efendimiz bunu şöyle ifade eder: “İnsan ihtiyarlasada  kalbi iki şeyi sevme hususunda gençtir; yaşama sevgisi ile mal sevgisi.” (Müslim)

Dünyevileşme, Müslümanların ruh ve duygu dünyalarında ciddi bir tahribata yol açmaktadır. Bu hastalığa yakalanan kimseler makam, mevki, mülk kısaca dünya nimetlerinin peşinde koşar ve bunun için her türlü harama bulaşmaktan kaçınmazlar. Karşı cinsle olan ilişkilerinde Allah'ın koyduğu sınırları ihlal eder ve bunu basit hale getirip sıradanlaştırırlar.

Dünyevileşme hastalığı, kişide karakter bozukluğuna da yol açar. Yani bu kişi artık, aklını ve iradesini kullanamaz. Onun için hayat artık sadece paradan ibarettir.

Dünyayı birinci hedef hâline getiren toplumların sonu mutlak surette maddi ve manevi çöküştür. İbn Haldun, toplumların ve devletlerin çöküşünü, insanların para, mevki ve konfora (rahat yaşama) merakı ile rehavete kapılmalarına bağlar. İsraf etmek,gösteriş, para,mevki ve makama  düşkünlük sadece insanların değil toplumların da sonunu getirmektedir.

İnsanı gaflete düşüren, dünyaya gelme sebebi olan imtihan bilincini unutturan her türlü günahın arkasında dünyevileşme vardır.

Bize düşen, hayatın her safhasında Kur’an-ı Kerim’den ve Peygamber efendimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem)söylediklerinden beslenerek mütevazi olmak,haddini bilmek, sömürüye ve zulme karşı, adil olmak ve insanlar arasında dayanışma içinde olmak, kontrolsüz ve sınırsız büyümeye,sınırsız ve gereksiz tüketime (israf) karşı, tutumlu olmak ve Allah’ın verdiği nimetleri yine kulları İle paylaşmak  (infak etmek),cinsel aşırılığa ve her türlü sapkınlığa karşı, aileye karşı sadakatli olmak, her türlü bozulmaya çözülmeye karşı İslami ve ahlâki  değerlerin ikamesi ve güçlendirilmesi için çalışmaktır. Son ve evrensel din olan (İslâm'ın) ölümsüz değerlerini insanlığa sunmamız gerekmektedir. Kur’ân-ı Kerim dünya ile ahiret arasında bir tercih olursa elbette ahiretin tercih edilmesini emretmektedir. Çünkü ahiret hayatı daha hayırlı ve daha kalıcıdır. (Duhâ sûresi 4)

Kur’ân-ı Kerim’de “Arz”, coğrafî; “dünya” ise dinî ve ahlâkî bir terim olarak yer almış; dünya kötülenir veya basite indirgenip hafife alınırken (varlığı değil); burada sürdürülen ve ahiret kaygısını geri plânda bırakan hayat tarzı kastedilmiştir. Dünya, hadis-i  şeriflerde bu anlamda kullanılır. Kur’ân-ı Kerim’de kötülenen dünyadan maksat ise, madde ve şahsî çıkardır. Mal, mevki, şehvet, lüks ve israf gibi tutku ve eğilimler kınanırken manevi değerlere ve uhrevi hayata bağlılık gösterilmesi istenmiştir,yoksa dünya Peygamber efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem tarafından “Dünya ahiretin tarlası olarak vasıflandırılmıştır”

Hz. Peygamber, yaşadığı hayatı itibarıyla dünya karşısında takınılması gereken tavrın nasıl olması gerektiğini göstermiştir. Nitekim “Uhud Dağı kadar altınım olsa üç günden fazla saklamazdım.” (Buhârî) demiş, hayatı boyunca dünyalığa önem vermemiş, vefatından sonra birkaç şahsî eşyasından ve çok az miktarda maldan başka bir şey bırakmamıştır.

Ondan sonra gelen dört halifesi de bu yolda onu takip etmiştir. Bununla beraber Hz. Peygamber, “Dünya malı tatlıdır, çekicidir.” (Buhârî) sözüyle herkesin dünyaya ve maddeye karşı kendisi gibi davranamayacağını da ifade etmiştir.

DÜNYEVİLEŞMEDEN KURTULMAK İÇİN ÇÖZÜM YOLLARI

Dünya ve nimetlerinin  gelip geçici olduğunu, bir imtihan aracı olduğunu bilen ve böyle inanan müslümanın dünyevileşme buhranına ve tehlikesine karşı neler yapması gerekmektedir;belki de en mühim nokta burasıdır. Zira hastalığın teşhisini koymak yetmemektedir.Bununla birlikte tedavi konusunda da kesin çözüm yolları ortaya konulmalıdır.

Müslüman her gün ve her gece, namazlardan sonra, günlük işlerinin arasında özellikle ölümü, kabir hayatını, tekrar dirilişi, kıyamet gününü, mahşeri,hesaba çekileceğimizi, cennet ve cehennemi, işlediğimiz günahları, Allah'ın nimetlerine şükrümüzdeki  kusurlarımızı derin derin düşünmeli ve bunu her zaman kendine vazife edinmelidir. Yaşadığımız dünyadaki rahatımızdan ve konforumuzdan fedakarlıklar yapalım.

Hem dünyada rahat etme hem de ahirette rahat etme gibi imkânsız olan hayalden vazgeçelim. Allah'ın dinini yaşayamıyor, emir ve yasaklarını yerine getirmiyorsak ve müslümanca hayat süremiyorsak Müslüman olarak ölmenin de zor olduğunun şuuruna varalım.

Allah'a kul olmayı hayatımızın merkezine koymalı ve onu insanlara da anlatmalıyız, Allah'a kul olmanın icaplarını kendi hayatımızda uygulamalı ve bunu çevremizdekilere öğretmeliyiz.

İslâm dünyasında ve Müslümanların hayatında İslâmî anlayışın, İslâmî şuurun zayıflığı ve yanlışlığı dünyevileşmenin etkin sebeplerinden biridir.

Müslümanların dünyevileşme tehlikesinin önüne geçmesi için ilimle meşgul olmaları gerekir. Bu da müslümana farzdır. İlmi para ve makam kaynağı olarak değil Allah rızası için öğrenmek ve öğretmek temel amaç olmalıdır.

Dünyevileşme hastalığının tedavisi, cemaatten ayrılmamak, Müslümanın müslümanla olan kardeşlik ve ümmet bilincini hiçbir zaman kaybetmemesidir.

Dünyevileşme hastalığına karşı tedavi edecek olan ahiret bilincini kaybetmememiz gerekmektedir. “Dünya hayatının oyun ve eğlence, birbirimizin arasında öğünme nedeni olduğunu ardından ahiret yurdunun daha hayırlı ve devamlı olduğunu hatırlatır bize Kur’ân-ı Kerim(Hadid sûresi 20)”

Ayrıca Kur’ân-ı Kerim'de “…dünyadan nasibini de unutma”(Kasas sûresi  77)denmesi dünya ve ahiret meselesinde dengeli olunması gerektiğini de hatırlatır.

Dünyevileşmek istemeyen müslümanların Allah’ın emir ve yasaklarına uyarak ahiret için çalışması gerekir. Nefsiyle ve vesvese veren şeytanla gerekli olan mücadeleyi yapıp ahiret yurdunu yani ebedi hayatı seçmelidir.

Müslümanların dünyevileşmemeleri için yaşadıkları hayatın her safhasında vahiyden ve sünnetten ayrılmamaları gerekmektedir. Müslümanlar günümüzde  İslâm dininin değerlerine sımsıkı sarılmalı, bu sapmalara/kaymalara karşı İslâm dini ile olan bağlarını sağlamlaştırmalıdır.

Dünyevileşmeye karşı sağlam durulmalı. Şunu asla unutmamalıdır ki sekülerleşme,dünyevileşme müslümanı dinden, dini değerlerden uzaklaştırıp kendi heva ve hevesine göre, kendi aldığı kararlara göre hayatını sürdürerek insanı dini yaşantıdan uzaklaştırmaktadır.

“Bütün kötülüklerin başı dünya sevgisidir.” (Beyhaki)hadisini unutmamamız lazımdır. Ahiret inancımızı kendi dünyamıza iyice yerleştirmeliyiz ve ağız tadını bozan ölümü çokça hatırlamalıyız.

Kur’ân ve Sünnet merkezli hayat sürüp bunu sürekli kendi gündemimizde tutmalıyız. Tahsil ettiğimiz ilimleri ve öğrendiğimiz her şeyi Kur’ân ve Sünnet süzgecinden geçirmeliyiz.

Peygamber efendimizin  (Sallallahu aleyhi ve Sellem)sünnettinden ayrılmamalıyız. Peygamber Efendimizin hayatını ve hadisleri sahih kaynaklarından öğrenmeliyiz ve öğrendiklerimizi de hayatımızın her anında  uygulamalıyız.

İbadetlerimize ve bize emredilenlere gereken önemi mutlak surette vermeliyiz. Cibril Hadisinde geçen  “ihsan”ı (Allah’ın bizi her zaman gördüğü inancını) ibadetlerimize yerleştirmeliyiz.

Kıldığımız namazlarımızda “huşu”yu yakalamalıyız. Müslümanları eleştirme ve gıybet hastalığından kurtulmalıyız.

Kendi eksiklerimizi,kendi hatalarımızı düşünmeli ve ortadan kaldırmaya çalışmalıyız.Kendi hatalarımızı görsek başkalarının hatalarını bulma uğraşısına vaktimiz kalmayacaktır.

Takvalı yaşamaya çalışmalıyız. Lüks yaşantıdan,israftan, gösterişten uzak olmalıyız.

Cemaat içerisinde bulunmalıyız. İslâm'ın yaşanılması, anlatılması, yaygınlaştırılması (iyiliği emredip kötülükten sakındırma) için çokça çalışmalıyız.

Yazımızı Alemlerin Rabbi olan Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de bildirdiği bir ayetle bitirelim;“Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışlaması en çok olan sensin sen.” (Al-i İmran sûresi 8)

Selam ve Dua İle

Eyyup Sabri Erdem

Ensar Vakfı Lüleburgaz Şube Başkanı

Yazdır Paylaş
Diğer Eyyüp Sabri Erdem Yazıları
hurfikir.com.tr’da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hürfikir Gazetesi sorumlu tutulamaz.
Tasarım by Webdestek