Akşamki canlı yayında Sayın Emin Halebak’ı izlerken, aklımda tek bir soru vardı:
Bu kenti kim için yönetiyoruz?
Emin Halebak’ı seversiniz ya da sevmezsiniz;
bu yazı onunla ilgili değil.
Bu yazı, Lüleburgaz’ın nasıl bir şehir olarak kalacağıyla ilgili.
Kent merkezine çok katlı otopark yapılacağı,
üstelik bunun belediyeye ait arsaların satışıyla finanse edileceği konuşuluyorsa,
burada artık bir “proje” değil, kent anlayışı tartışılır.
Konuşulan şey, Lüleburgaz’ın kalbine ne yapılmak istendiğidir.
Kent merkezine çok katlı otopark yapmak masum bir ulaşım kararı değildir.
Bu kararın şehircilikte tek bir anlamı vardır:
Arabayı merkeze çağırmak.
Aracı merkeze davet ederseniz ne olur?
Trafik azalmaz, patlar.
Yaya kaybolur.
Meydan ölür.
Kamusal alan araç deposuna dönüşür.
Bu bir görüş değil, şehircilik bilimidir.
Avrupa kentlerinde saatlerce yürüyorsak,
bunun nedeni “şans” ya da “düzen” değil;
bilinçli bir tercihtir.
Avrupa kentleri şunu çoktan öğrendi:
Kent merkezleri arabaya teslim edilmez.
Avrupa’nın 20. yüzyılda terk ettiği bu anlayışı,
2025’te Lüleburgaz’a dayatamazsınız.
Meydan demek sadece boşluk demek değildir.
Meydan demek:
• toplanma alanıdır,
• itirazdır,
• bayramdır,
• yas tutmaktır,
• hafızadır.
Meydanın altına ya da yanına çok katlı otopark koymak,
o hafızayı betonla boğmaktır.
Ama asıl öfkem burada başlıyor.
Bu otoparkın,
belediyeye ait arsalar satılarak finanse edileceği konuşuluyor.
Burada durun.
Belediye arsası satmak,
ne akıllıca bir finansman modelidir
ne de meşru bir yönetim tercihidir.
Bu, kentin geleceğini satmaktır.
O arsalar sizin değil.
O arsalar bugünkü yönetimin değil.
O arsalar Lüleburgaz halkının ortak malıdır.
Bir kez sattınız mı, geri gelmez.
Bir kez sattınız mı, bir sonraki projede
yine satmak zorunda kalırsınız.
Bu bir kısır döngüdür.
Bu bir kent yoksullaştırma sürecidir.
Ve hemen arkasından tanıdık bir savunma gelir:
“Gelir lazım.”
Hayır.
Bu savunma ikna edici değildir.
Belediyelerin asli görevi:
• arsa satmak değildir,
• kenti yaşanabilir kılmaktır.
Üstelik arsa satışı:
• tek seferlik gelir sağlar,
• satıldı mı bir daha yoktur,
• her yeni bütçe açığında yenisini satma baskısı yaratır.
Bu yol, belediyeyi
kendi mülkünü tüketen bir şirkete çevirir.
Bu yönetim değildir.
Bu, varlık eritmedir.
Peki Avrupa’da neden böyle yapılmaz?
Çünkü Avrupa’da belediyeler bilir ki:
• merkezdeki arsalar satılmaz,
• kiralanır,
• uzun vadeli kullanım hakkı verilir,
• ya da kamusal amaçla değerlendirilir.
Çünkü orada şu denklemin farkındadırlar:
Arsa = güç
Arsa = planlama aracı
Arsa = kamusal denge
Merkezde arsa satan belediye:
• planlama gücünü kaybeder,
• özel sermayeye bağımlı hale gelir,
• kentin geleceği üzerindeki söz hakkını devreder.
Üstelik bunu,
Kongre Meydanı’nın altında zaten bir otopark varken yapıyorsanız,
artık “ihtiyaç” masalını kimseye anlatamazsınız.
O zaman şu soruyu sormak zorundayız:
Sayın Murat Gerenli,
siz Lüleburgaz’ı insan için mi,
yoksa hafızasızlaştırmak için mi yönetiyorsunuz?
Kent merkezini arabaya teslim etmek mi istiyorsunuz?
Meydanı, hafızayı, kamusal alanı
geri dönülmez biçimde dönüştürmek mi istiyorsunuz?
Şunu açıkça söylüyorum:
Otopark yapmak için belediye arsası satmak asla kabul edilebilir değildir.
Bu bir proje tartışması değildir.
Bu bir estetik meselesi hiç değildir.
Bu, kent hakkı ihlalidir.
Sayın Murat Gerenli,
Lüleburgaz’da yapılan tercihler,
insanı merkeze alan bir kent anlayışına değil,
kamusal alanı daraltan ve kenti insan karşıtı bir mekâna dönüştüren bir yönetime işaret ediyor.
Bu tercihin arkasında duruyor musunuz?

