Bugün yaptığım bir araştırma sırasında eski bir gazete kupürüyle karşılaştım.
2 Mart 1937 tarihli Ulus gazetesi…
Haber kısa ama insanın zihninde uzun süre yer ediyor:
“Bu sene bütçede 17 milyon lira fazlalık var.
Ne yeni vergi konacak, ne de vergi artırılacak.”
Durup düşündüm.
O yıllarda Türkiye’nin nüfusu yaklaşık 17 milyon.
Yani devlet isterse bu fazlayı vatandaşa dağıtsa, kişi başına 1 lira düşüyor.
Ama devletin tercihi bu olmamış.
Aynı metinde açıkça yazıyor:
Bu kaynak eğitime, sağlığa, ormanlara ve sanayiye ayrılacak.
Yani bugüne değil, geleceğe harcanacak.
Şimdi bugüne bakalım.
Bugün bırakın yarını düşünerek yatırım yapmayı, geçmişin borcunu çevirebilmek için bütçe açığı giderek büyüyor.
2026 bütçesinde rakamlar oldukça net.
Devletin toplam gideri yaklaşık 18,9 trilyon lira,
geliri ise 16,2 trilyon lira.
Aradaki fark yaklaşık 2,7 trilyon liralık bir bütçe açığı.
Deyim yerindeyse, yorgan kısa, ayaklar dışarıda.
Üstelik bu açık; yeni okul, yeni fabrika, yeni sağlık ocağı için değil,
büyük ölçüde eski borçların faizini ödeyebilmek için veriliyor.
Bugün Türkiye’de doğan bir çocuk, yaklaşık 100 bin liralık kamu borcu payıyla hayata başlıyor.
Bu, kimsenin kucağına bırakılmış bir borç senedi değil elbette.
Ama o çocuğun büyürken karşılaşacağı hayatın çerçevesi.
Daha pahalı eğitim.
Daha pahalı sağlık.
Daha yüksek dolaylı vergiler.
Ve her yıl biraz daha kabaran faiz yükü…
1937’de devlet,
“Bu fazla nereye harcansın?” diye düşünürken,
bugün “Bu açığı nasıl kapatalım?” sorusu masada.
Şimdi burada şapkayı önümüze koyup düşünmek gerekiyor.
Ortada süslü cümlelerle örtülemeyecek kadar net bir tablo var.
İki dönem, iki farklı bütçe dengesi, iki farklı yaklaşım…
Bir dönem bütçe fazlası,
ayağını yorganına göre uzatan bir anlayışın sonucuydu.
Bugünkü bütçe açıkları ise,
borçla dönen değirmenin artık gıcırdadığını gösteriyor.
Ekonomi bazen karmaşık grafiklerle anlatılır.
Ama bazen küçücük bir gazete kupürü,
gerçeği görmemize yeter.
O kupür şunu söylüyor:
Gelecek, borçla değil; akılla kurulur.
Ve bazı ülkelerde çocuklar hayata umutla başlar.
Bazılarında ise daha beşiğindeyken
hesap kitapla tanışır.
Umarım 2026, bu gidişe “dur” diyebildiğimiz bir yıl olur.
Çocuklarımız için…

