İnsan olmak, hiçbir dönemde bu kadar hızlı tanımlanıp bu kadar zor yaşanmamıştı. Güncel olan her şey, insanın özüne dair ne varsa yeniden biçimlendiriyor. Zaman, mekân, ilişki, başarı, mutluluk… Hepsi hızla el değiştiriyor. Biz ise bu değişimin içinde, çoğu zaman farkına varmadan sürükleniyoruz.
Bugün insan, yalnızca var olan bir canlı değil; sürekli kendini kanıtlamak zorunda hisseden bir “performans öznesi”. Ne yaptığımızdan çok, nasıl göründüğümüz önem kazanıyor. Üretmek yetmiyor; göstermek gerekiyor. Düşünmek yeterli değil; paylaşmak bekleniyor. Sessizlik, derinlik ya da geri çekilme, neredeyse bir eksiklik gibi algılanıyor.
Modern hayat, insana her an meşgul olmayı öğretiyor. Boşluk bırakmıyoruz; çünkü boşlukla ne yapacağımızı bilmiyoruz. Takvimler dolu, zihinler kalabalık, duygular ise çoğu zaman ertelenmiş durumda. “Sonra düşünürüm” dediğimiz her şey, bir süre sonra içimizde birikmiş bir ağırlığa dönüşüyor.
İnsan olmanın güncel hali, yorgun ama bunu kabul etmeyen bir hal. Tükenmişlik, bireysel bir sorun gibi sunuluyor; oysa çoğu zaman yapısal bir sonuç. Hız kültürü, rekabet dili ve sürekli karşılaştırma hali, insanı kendine yabancılaştırıyor. Başkalarının hayatlarına bakarak kendimizi ölçüyor, eksiklerimizi çoğaltıyoruz. Oysa bu kıyas, adil değil. Çünkü herkes yalnızca göstermek istediği kadarını görünür kılıyor.
Eğitimden iş hayatına kadar uzanan geniş bir alanda, insandan beklenen şey benzer: Uyum sağla, yetiş, aksama, geri kalma. Bu beklentiler, özellikle gençler üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Hata yapmaya tahammülün azaldığı, deneme-yanılmanın lüks sayıldığı bir dünyada, insanın kendini keşfetmesi giderek zorlaşıyor. Öğrenmek yerini yetişmeye, merak etmek yerini sonuç almaya bırakıyor.
Dijitalleşme, insan ilişkilerini de dönüştürdü. Bağlantılar arttı ama temas azaldı. Her an ulaşılabilir olmak, her an anlaşılabilir olmak demek değil. Kalabalıklar içinde yalnız hissetmek, çağın en sessiz deneyimlerinden biri haline geldi. İnsan, anlatacak çok şeyi varken dinleyecek birini bulmakta zorlanıyor.
İnsan olmanın güncel hali aynı zamanda kırılgan. Ama bu kırılganlık çoğu zaman gizleniyor. Güçlü görünmek bir zorunluluk gibi sunuluyor. Oysa insan, her zaman güçlü olmak zorunda değildir. Yorulmak, durmak, vazgeçmek, yeniden başlamak… Bunlar da insan olmanın parçalarıdır. Fakat modern dil, bu hâllere yeterince alan açmıyor.
Belki de bu yüzden, son yıllarda en çok konuşulan kavramlar “farkındalık”, “iyi oluş”, “denge”. İnsan, kaybettiği şeyi yeniden arıyor. Kendisiyle kurduğu bağı onarmaya çalışıyor. Çünkü tüm bu hızın içinde, asıl ihmal edilen şey insanın kendisi oldu.
İnsan olmanın güncel hali, tam da bu ikilemde duruyor: Bir yanda çağın talepleri, diğer yanda insanın sınırları. Gerçek ilerleme, bu iki alan arasında bir denge kurabilmekte yatıyor. Ne tamamen geri çekilmek ne de sorgusuzca uyum sağlamak… Asıl mesele, insan kalabilmek.
Belki de bugün sorulması gereken en temel soru şu: Tüm bu koşuşturmanın içinde, hâlâ kendimizle temas halinde miyiz? Çünkü insan olmanın en güncel hali, hâlâ bu soruya verdiğimiz cevapta gizli.
Sevgiyle kalın..

