El emeği ürünlerin sergilendiği Emek Pazarı’nda birbirinden farklı tezgâhlarda üretim yapan kadınlarla ve üreticilerle konuştuk. Kimi emeklilik sonrası yeni bir başlangıç yapmış, kimi hayatındaki zorlukları üretime dönüştürmüş, kimi ise yıllardır hayal gücünü ürünlerine yansıtıyor. Ortak söyledikleri şey ise aynı: El emeği büyük sabır istiyor ama hak ettiği değeri her zaman göremiyor.
Mum ve dekoratif tasarımlar yapan 21 yaşındaki Minel Köksal, bu işe tamamen kendi hayal gücüyle yöneldiğini anlattı. El becerilerinin çocukluğundan beri güçlü olduğunu söyleyen Köksal, deneme yanılma yöntemiyle kendi tarzını oluşturduğunu belirtti.
“Elli altmış kilo mum mahvederek kendi yeteneğimi gördüm ve geliştirdim. Sonuçta bu şekilde tasarım ürünler çıktı.”
Tüm ürünlerini kendisinin tasarladığını söyleyen Köksal, bazı özel mumların yapımının beş altı saati bulduğunu ifade etti. El emeğinin yeterince değer görmediğini düşündüğünü belirterek insanların çoğu zaman yalnızca fiyatı gördüğünü söyledi.
Emekli olduktan sonra el işi üretimine başlayan Serap Kesici ise yıllardır hayalini kurduğu işi yaptığını anlattı. Çanta, bluz ve örgü ürünler hazırlayan Kesici, bir ürünün bazen günler sürdüğünü belirtti.
“Bir bluz en az dört gün sürüyor. Fiyat belirlerken hem malzemeyi hem de el işçiliğini düşünüyoruz.”
Takı tasarımları yapan Ebru Bilgin Akpınar ise bu işe tesadüfen halk eğitim kursunda başladığını söyledi. Boncuklu takıların “iğne ucuyla kuyu kazmak gibi” olduğunu anlatan Akpınar, bazı ürünlerin günler sürdüğünü ifade etti.
“Yurt dışında el emeği ürünlerin değeri daha çok biliniyor. Bizde de anlayan bir kesim var ama çoğu zaman insanlar yapılan emeği fark etmiyor.”
Sekiz yıldır Emek Pazarı’nda yer alan Saadet Güler ise deri çanta üretimi yaptığını ve bir çantanın yaklaşık on gün sürdüğünü söyledi. Fiyatları belirlerken öncelikle maliyeti ve emeği hesapladıklarını belirten Güler, el emeğinin yeterince değer görmediğini dile getirdi.
Takı tasarımları yapan Semra Tezsezen ise bu işe eşini kaybettikten sonra başladığını anlattı.
“Psikoloğa gitmedim, bunlarla yendim her şeyi.”
Yaklaşık on sekiz yıldır üretim yaptığını söyleyen Tezsezen, bazı ürünlerin dakikalar içinde, bazılarının ise saatler içinde tamamlandığını belirtti.
Amigurumi oyuncaklar, hırka ve yelekler üreten Fatma Topal da üretime hem stres atmak hem de yalnızlığını paylaşmak için başladığını ifade etti. Ürünlerin günler sürebildiğini belirten Topal, “Umduğumuz kadar değer görmüyor,” diyerek el emeğinin karşılığını bulmakta zorlandığını söyledi.
Emek Pazarı’nın kuruluş sürecinde aktif rol alan Nesrin Göçener ise projenin yıllar süren bir emeğin sonucu olduğunu anlattı. Emeklilik sonrası kurslara giderek üretime başladığını söyleyen Göçener, Emek Pazarı fikrinin yıllar önce ortaya çıktığını belirtti.
“Yaptığımız bütün ürünler hayal ürünü ama sevgiyle yapıyoruz. Fakat satış biraz sıkıntılı.”
Göçener, günümüzde insanların hazır ürünlere yöneldiğini ve el emeğine ayrılan zamanın giderek azaldığını söyledi.
Çanta üretimi yapan Nurdoğan Kurt ise İstanbul’dan Lüleburgaz’a taşındıktan sonra aile bütçesine katkı sağlamak için üretime başladığını anlattı. Kendi sigorta primini ödeyebilmek için çalıştığını söyleyen Kurt, maliyetlerin her geçen gün arttığını ifade etti.
“İpler çok pahalı. Bazen bir çantanın maliyeti dört yüz lirayı buluyor.”
Yüzde 55 engelli raporu olduğunu ve insülin kullandığını da paylaşan Kurt, buna rağmen yardım istemeden kendi emeğiyle ayakta durmaya çalıştığını söyledi.
Emek Pazarı’nda konuştuğumuz üreticilerin hemen hepsi aynı noktada birleşiyor: El emeği büyük sabır, zaman ve göz nuru istiyor. Ancak birçok üretici, insanların ürünlerin arkasındaki emeği yeterince göremediğini düşünüyor. Yine de tüm zorluklara rağmen üretmeye devam ediyorlar; kimi hayallerini gerçekleştirmek, kimi geçimini sağlamak, kimi ise hayata tutunmak için.
Emek Pazarı’ndaki bu tezgâhlar yalnızca ürünlerin değil; sabrın, emeğin, hayata tutunma çabasının ve insanların iç dünyalarının da sergilendiği küçük yaşam hikâyelerine dönüşüyor.
–İrem HANAY – Deva ERKEK




