1. Haberler
  2. Yerel
  3. TEMA VAKFI’NIN LÜLEBURGAZ ATIK YAKMA TESİSİ – HKT BİLGİ NOTU 

TEMA VAKFI’NIN LÜLEBURGAZ ATIK YAKMA TESİSİ – HKT BİLGİ NOTU 

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

TEMA VAKFI Lüleburgaz’daki Atık Yakma Tesisi ile ilgili rapor hazırladı.

TEMA VAKFI’nın raporu şöyle, “Proje: Tehlikeli ve Tehlikesiz Atıkların Yüksek Sıcaklıkta Gazlaştırılması ile Elektrik Üretimi Tesisi

Şirket: 4R Çevre ve Enerji San. ve Tic. A.Ş.

Yer: Kırklareli-Lüleburgaz-Eskibedir Köyü

Alan: 24.472 m²

Projenin Temel Özellikleri

Lüleburgaz’da kurulması planlanan tesis, tehlikeli ve tehlikesiz atıkların yüksek sıcaklıkta gazlaştırılması yoluyla bertaraf edilmesini ve bu süreçte elektrik üretimi yapılmasını amaçlamaktadır. Tesiste yılda 150.000 ton atık yakılması planlanmaktadır. Tesis günde 500 ton atık yakacak ve 24 saat kesintisiz çalışacaktır. Atıkların gazlaştırılması sonucunda 12 MWe elektrik üretimi planlanmaktadır. Yakma işlemi sonucunda günde yaklaşık: 90 ton taban külü, 20 ton uçucu kül oluşacağı belirtilmektedir. Bu da yılda yaklaşık 33.000 ton kül ve cüruf oluşması anlamına gelmektedir.

Tehlikeli Atıkların Yakılması ve Toksik Emisyon Riski

Projede yakılacak atıkların içeriği incelendiğinde tesisin yalnızca sıradan evsel atıkları değil, çok geniş bir yelpazede tehlikeli endüstriyel atıkları kabul edeceği görülmektedir. Bu atıklar arasında petrol ve kimya sanayi atıkları, organik çözücüler, boya ve vernik atıkları, metal yüzey işleme çamurları, PCB içeren yağlar, tıbbi atıklar, sitotoksik ilaçlar ve çeşitli kimyasal üretim atıkları bulunmaktadır.

Bu tür atıkların yüksek sıcaklıkta yakılması sırasında yalnızca enerji üretimi gerçekleşmez; aynı zamanda çok sayıda toksik kirletici açığa çıkma potansiyeline sahiptir. Atık yakma tesislerinden kaynaklanan başlıca kirleticiler arasında:

• azot oksitler (NOx)

• kükürt dioksit (SO₂)

• karbon monoksit (CO)

• hidrojen klorür (HCl)

• hidrojen florür (HF)

• ağır metaller (cıva, kurşun, kadmiyum vb.)

• dioksin ve furanlar bulunmaktadır.

Bu maddelerin önemli bir bölümü kalıcı organik kirleticiler (POP’lar) veya toksik ağır metaller sınıfında yer almakta ve çevrede uzun süre kalabilmektedir. Özellikle dioksin ve furanlar, çevresel toksisite açısından bilinen en güçlü kimyasal kirleticiler arasında yer almakta ve uluslararası sözleşmeler kapsamında kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Bu maddeler çok düşük konsantrasyonlarda dahi insan sağlığı üzerinde ciddi etkiler yaratabilmekte; kanser riskinin artması, bağışıklık sisteminin baskılanması, üreme ve gelişim bozuklukları gibi etkilerle ilişkilendirilmektedir.

Tehlikeli atıkların yakılması sırasında ortaya çıkan kirleticilerin bir diğer önemli özelliği ise biyobirikim potansiyelidir. Özellikle ağır metaller ve kalıcı organik kirleticiler, toprak ve su ortamında birikebilmekte; bitkiler, hayvanlar ve gıda zinciri aracılığıyla insanlara kadar ulaşabilmektedir. Bu durum atık yakma tesislerinin etkilerinin yalnızca tesis çevresi ile sınırlı kalmayabileceğini, tarım alanları ve gıda üretimi açısından da risk oluşturabileceğini göstermektedir.

Yakma süreçlerinde teorik olarak yüksek sıcaklıkların kirleticilerin parçalanmasını sağlayabileceği ifade edilse de, pratikte atıkların kimyasal bileşiminin heterojen olması, yanma koşullarındaki değişkenlikler ve proses dalgalanmaları nedeniyle bu tür kirleticilerin oluşumu tamamen engellenememektedir. Ayrıca özellikle dioksin ve furanların yanma sonrası soğuma aşamasında yeniden oluşabildiği bilimsel çalışmalarda ortaya konmuştur.

Bu nedenle atık yakma tesisleri dünya genelinde en sıkı emisyon kontrolüne tabi tesisler arasında yer almakta ve çevresel etkileri uzun yıllardır bilimsel ve politik tartışmaların konusu olmaktadır.

Baca Gazı Emisyonları ve Bölgesel Hava Kirliliği

Proje kapsamında yakma ve gazlaştırma işlemleri sonucunda oluşan baca gazlarının atmosfere salınacağı belirtilmektedir. Bu gazların çeşitli arıtma sistemlerinden geçirileceği ifade edilse de atık yakma tesislerinde emisyonların sıfırlanması mümkün değildir. Filtre ve arıtma sistemleri kirleticilerin bir kısmını tutabilse de bu kirleticilerin önemli bir bölümü atmosfere yayılmaya devam eder.

Trakya bölgesi halihazırda yoğun sanayi faaliyetleri, organize sanayi bölgeleri ve lojistik faaliyetler nedeniyle yüksek sanayi baskısı altındaki bölgelerden biridir. Böyle bir bölgede yeni bir atık yakma tesisinin kurulması, bölgedeki mevcut hava kirliliği yükünü artırabilecek yeni bir kaynak yaratmaktadır.

Özellikle ince partikül maddeler ve ağır metal içeren emisyonlar, atmosferde uzun mesafelere taşınabilmekte ve tarım alanları ile yerleşim yerleri üzerinde birikebilmektedir. Bu durum yalnızca tesis çevresini değil, geniş bir bölgeyi etkileyebilecek bir hava kirliliği riski yaratmaktadır.

Yakma Sonucu Oluşacak Kül ve Tehlikeli Atık Problemi

Atık yakma tesislerinin önemli bir özelliği, atıkları tamamen ortadan kaldırmamalarıdır. Yakma işlemi sonucunda atığın önemli bir kısmı kül ve cüruf formuna dönüşmektedir.

Proje kapsamında günde yaklaşık 110 ton kül ve cüruf oluşacağı, bunun yılda yaklaşık 33.000 tona ulaşacağı belirtilmektedir.

Bu küller özellikle uçucu kül fraksiyonunda yüksek miktarda ağır metal ve toksik madde içerebilmekte ve çoğu zaman tehlikeli atık olarak sınıflandırılmaktadır. Uçucu külde başta cıva, kadmiyum, kurşun, arsenik gibi ağır metallerin yanı sıra dioksin ve furan gibi kalıcı organik kirleticiler bulunabilmektedir. Bu maddeler çevrede uzun süre kalabilen, toprak ve su ortamında birikebilen ve canlı organizmalar üzerinde toksik etkiler yaratabilen kirleticiler arasında yer almaktadır.

Yakma tesislerinde baca gazı arıtma sistemlerinde tutulan filtre tozları ve uçucu kül fraksiyonu genellikle yüksek konsantrasyonda ağır metal ve toksik bileşik içerdiği için tehlikeli atık depolama tesislerinde bertaraf edilmesi gereken özel atıklar olarak kabul edilmektedir. Bu durum yakma tesislerinin yalnızca atıkları bertaraf eden tesisler olmadığını, aynı zamanda önemli miktarda yeni tehlikeli atık akışı üreten endüstriyel tesisler olduğunu göstermektedir.

Bu nedenle yakma tesisleri atığı tamamen ortadan kaldırmak yerine onu farklı bir forma dönüştürmekte ve yeni bir bertaraf sorunu yaratmaktadır. Yakma işlemi sonucunda oluşan bu tehlikeli kül ve filtre atıklarının güvenli biçimde depolanması ve uzun vadede çevreye sızmasının engellenmesi ayrı bir çevresel risk alanı oluşturmaktadır.

Dolayısıyla bu tesis yalnızca bir enerji üretim tesisi değil, aynı zamanda yılda on binlerce ton tehlikeli özellik gösterebilecek kül ve filtre atığının oluşmasına neden olabilecek bir endüstriyel faaliyet niteliği taşımaktadır.

Tarım Arazileri ve Gıda Güvenliği Açısından Risk

Proje alanı imar planlarında sanayi alanı olarak görünse de üst ölçekli çevre düzeni planlarında tarım arazisi olarak tanımlanmakta ve “tarımsal açıdan birinci öncelikli korunacak alanlar” içerisinde yer almaktadır.

Trakya bölgesi Türkiye’nin en önemli tarım üretim alanlarından biridir. Bölgede yoğun şekilde:

• buğday

• ayçiçeği

• mısır

• hayvancılık

faaliyetleri yürütülmektedir.

Atık yakma tesislerinden kaynaklanan ağır metaller ve kalıcı kirleticiler atmosfer yoluyla tarım alanlarına taşınabilmekte ve toprak ile bitkilerde birikebilmektedir. Bu durum uzun vadede gıda güvenliği ve tarımsal üretim açısından ciddi riskler doğurabilir.

Atık Yakma Politikalarının Geri Dönüşüm Üzerindeki Etkisi

Atık yakma tesisleri genellikle yüksek kapasitede ve uzun süreli çalışacak şekilde planlanmaktadır. Bu durum tesislerin ekonomik olarak sürdürülebilmesi için sürekli ve büyük miktarda atık tedarik edilmesini gerektirir.

Bu tür tesisler çoğu zaman geri dönüşüm politikalarını zayıflatabilmekte, atık azaltım politikalarının uygulanmasını zorlaştırabilmekte, atığın yakılmasını ekonomik olarak daha cazip hale getirebilmektedir. Oysa modern atık yönetimi politikalarında öncelik: atık oluşumunun azaltılması, yeniden kullanım ve geri dönüşüm olmalıdır. Yakma tesisleri ise bu hiyerarşide daha alt basamakta yer almaktadır.

İklim Krizi ve Atık Yakma Tesisleri

Atık yakma tesisleri genellikle “enerji geri kazanımı” veya “atıkların enerjiye dönüştürülmesi” söylemiyle sunulmaktadır. Ancak bu tesisler aynı zamanda önemli bir sera gazı emisyonu kaynağıdır.

Atıkların yakılması sırasında karbon dioksit ve diğer sera gazları açığa çıkmakta, özellikle plastik içerikli atıkların yakılması fosil yakıt benzeri karbon emisyonları yaratmaktadır.

Bu nedenle atık yakma tesisleri birçok ülkede iklim politikaları kapsamında tartışmalı tesisler haline gelmiştir. İklim kriziyle mücadele kapsamında atık yönetiminde öncelik, atık üretimini azaltan ve geri dönüşümü artıran sistemlere yönelmek olmalıdır.

Sorularımız:

1. Proje alanı üst ölçekli çevre düzeni planlarında tarım arazisi ve tarımsal açıdan korunması gereken alanlar içerisinde yer alırken, bu bölgede tehlikeli atık yakma tesisi kurulmasının planlama ilkeleri açısından gerekçesi nedir?

2. Tesiste yakılacak atıkların yalnızca Lüleburgaz’dan değil Trakya bölgesindeki sanayi tesislerinden ve lisanslı atık tesislerinden temin edileceği belirtilmektedir. Bu durumda tesisin bölgesel bir tehlikeli atık yakma merkezi haline gelmesi söz konusu mudur?

3. Atık yakma tesisleri çoğu zaman geri dönüşüm ve atık azaltım politikaları ile çelişebilmektedir. Bu tesisin kurulmasının bölgesel geri dönüşüm ve atık azaltım hedefleri üzerindeki etkisi değerlendirilmiş midir?

4. Tesiste yakılacak atıkların önemli bir kısmı petrol türevleri, plastik içerikli atıklar ve kimyasal üretim atıklarıdır. Bu atıkların yakılması sonucu oluşacak sera gazı emisyonlarının iklim krizi açısından etkileri ile halk sağlığı üzerindeki etkileri değerlendirilmiş midir?

5. Tesiste yakılacak atıkların hangi illerden ve hangi sektörlerden geleceği net olarak belirlenmiş midir? Bu tesis başka illerin atıklarını da kabul edecek midir?

6. Trakya bölgesi Türkiye’nin önemli tarım üretim alanlarından biridir. Atık yakma tesislerinden kaynaklanan ağır metaller ve kalıcı kirleticilerin tarım alanları ve gıda güvenliği üzerindeki etkileri değerlendirilmiş midir?

7. Proje dosyasında tesisin enerji üretimi sağlayacağı belirtilmektedir. Ancak yıllık 150.000 ton atığın yakılması sonucu üretilecek elektriğin oldukça sınırlı olduğu görülmektedir. Bu durumda tesisin asıl amacı enerji üretimi mi yoksa atık bertarafı mı olacaktır?

Sonuç olarak:

Planlanan tesis yılda 150.000 ton atığın yakılacağı büyük ölçekli bir atık yakma tesisi niteliğindedir.

Bu tesis çok çeşitli tehlikeli atıkların yakılması, yılda 33.000 ton kül ve cüruf üretimi, tarım açısından korunması gereken bir bölgede kurulması, bölgesel hava kirliliği ve sağlık riskleri, iklim krizi açısından yaratacağı emisyonlar nedeniyle büyük bir çevresel yıkıma neden olacaktır. ÇED Başvuru dosyasında proje amacının atıkların “çevreye zarar vermeden bertaraf edilmesi” olarak yazılmıştır ancak bu şekilde bir yakma prosesisinin çevreye olan zararları, kimyasal maddelerinin yakılmasının yol açacağı emisyonların yok sayılması demektir.

Planlanan proje, Anayasa’nın 56. maddesinde güvence altına alınan herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını ve devletin çevreyi koruma yükümlülüğünü ihlal etme riski taşıdığından, çevresel ve toplumsal etkileri de dikkate alınarak ÇED süreci bu aşamada sonlandırılmalıdır.”

Haber Merkezi

TEMA VAKFI’NIN LÜLEBURGAZ ATIK YAKMA TESİSİ – HKT BİLGİ NOTU 
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

hurfikir.com.tr Güncel bilgi ve dökümanlar, haber, resim galerisi, bilgi bankası sosyal portal ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!