Dünya siyasetini çok iyi anlatan bir söz vardır: “Siyaset, insanların, kendilerini en çok ilgilendiren konular hakkında düşünmelerini engelleme sanatıdır.” Dünyada, Türkiye’de ve bölgemizde bize temas eden, geleceğimizi karartabilecek birçok sorun mevcutken bizler suni gündemlerin, yalan yanlış ifadelerin güdümünde hayatlarımızı devam ettirmekteyiz. Bunlar, bizleri öylesine meşgul ediyor ki sorunlarımızın gerçek sebeplerini göremediğimiz gibi çözümlerin ancak taşın altına elimizi koymamıza bağlı olduğunu da algılayamamaktayız. Dahası insanların sisteme olan güvenleri o denli düşük seviyelerde ki seçimlerde oy verme dışında bir çözüm algılanamıyor. Siyaseten sıkışmış, hukuken açmaza girmiş, demokratik açıdan çelişkilerle dolu sistemimiz işte böylece geleceğimizi karartmaktadır. Buna hep birlikte “dur” demedikçe bu böyle devam edecektir.
Küresel anlamda savaşlar, iklim değişikliği ve kuraklık gibi sorunlar gezegenimiz için ciddi riskler yaratırken ulusal ölçekte siyasi yozlaşma ve yolsuzluğun yanı sıra toplumsal açıdan kimlik sorunları ve de çevresel açıdan betonlaşma ve ormansızlaşma gibi sorunlar, ilgi ve bilgi sahibi sorumlu yurttaşları endişelendirmektedir. Bölgemizde de bu sorunların uzantılarıyla karşı karşıyayız. Açıktır ki bu sorunların, sadece seçimlerde aday belirlenmesi ya da bir parti için oy kullanılması ile çözümlenebilmesi mümkün gözükmemektedir. Bunun mümkün olmadığı bugüne kadar edindiğimiz tecrübelerle sabittir. Sorunların çözümünde bilgili ve yetkin yöneticiler olduklarına inandıkları kişilere güvenmek isteyen insanımız, her defasında aldatılmıştır. Bunun önüne geçilebilmesi, ancak ilgili ve bilgili yurttaşların sorumluluk almasıyla mümkün olabilir.
Bölgemizdeki durumu ele alacak olursak, seçilmişlerin ya da atanmışların Ergene Havzası’ndaki sorunlara vakıf olmadıklarını, vakıf olana kadar da görev sürelerinin bittiğini söyleyebiliriz. Bu, haksız rant peşinde koşan, doğal varlıkları, tarım topraklarını keyfe keder zapt etmek isteyen zihniyetin en çok yararlandığı durumdur. Çünkü soruna vakıf olmayanın, sorunun boyutu ve gideceği olumsuz nokta hakkında yeterince bilgisi olmayanın çözüm bulması imkansızdır. İnsanın bir davayı çözebilmesi için öncelikle o davanın adamı olması gerekmektedir. Fakat siyasi kültürümüz bir yandan insanlarımızın siyasetin dışında kalmasını sağlarken diğer yandan dava adamlarının önünü açacak bir yapıdan yoksundur. Bu yoksunluğu çözecek olanlarsa sorunlardan bıkmış insanların kendileridir. Ağlamayan çocuğa emzik verilmeyeceği aşikardır.
Ergene Havzası’na sahip çıkmak, Trakya’daki kent ve köylere sahip çıkmanın ilk adımıdır. Çünkü toprağın ölüme terk edildiği plansızlık ortamında, çiftçi ekim yapamazken, yaptığı ekimden fayda sağlayamazken köyde yaşayamaz. Bununla birlikte, kentte yaşayanlar da doğru planlanmış bir kent arzularlar. Ancak ilginçtir ki birebir konuşmalarda birçok sorun dile getirenlerin talepleri kamuoyuna yansımamaktadır.
“Toplumsal barış topraktan gelecektir” fikriyle hareket eden bir liderliğin devamında, içine düştüğümüz vizyonsuzluktan acilen çıkmamız gerekmektedir. Siyaset, insanların, kendilerini fazlasıyla ilgilendiren sorunlara müdahale edebilmelerinin aracı olmalıdır. Bu müdahale ise gerçekten demokratik yöntemlerle yapılmalıdır. Bunu yaparken, geleceğimizi olumlu yönde şekillendirecek planları olanlarla olmayanları birbirlerinden ayırt etmek gerekmektedir. Atatürk’e, Cumhuriyet’e ya da ilkelerimize lafta değil, özde sahip çıkmalıyız. Geleceğimize sahip çıkmalıyız!




