Cumhuriyetin nasıl kazanıldığı, ne anlama geldiği ve kimlerin bedel ödediğini araştırmalarıyla bizlere aktaran CHP Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu “Mustafa Kemal’i “her attığı adımda ne yapabileceğini gayet iyi hesaplayan bir kurmay” olarak tanımlayan Rasih Nuri İleri, Atatürk ve Komünizm adlı eserinin 16. sayfasında bakın neler diyor:
“Ve hepsi unuttular ki, Atatürk olmasaydı, Türk – Sovyet dayanışması olmasaydı, bugün Anadolu’muzda ne Türk ve ne de Kürt olurdu. Ege, Trakya, Batı Anadolu ve belki de Karadeniz ‘Büyük Yunanistan’, Trabzon, Siirt, Antalya üçgeni de ‘Büyük Ermenistan’… Antalya bölgesi ise İtalyan mandası. Hepimiz, Balkan Müslümanları gibi ya ezilmiş bir azınlık olur veya asimile edilirdik. Bugün Türk kapitalizmi de olamazdı, Türkiye işçi sınıfı da. Sevr, bu demekti.”
Ve unutulmamalıdır ki, “Kurtuluş Savaşı’nın ve Anadolu İhtilâlinin en muhâtaralı aşamalarında; en ünlü Türkçülerde, en ünlü Müslümanlar da, en ünlü Komünistler de Gazi’nin yanı başındaydılar”.dedi.
İşte Hürfikir Gazetesi olan CHP Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu ile yaptığımız röportaj;
Sayın Kesimoğlu, bugün için 90. Yaşını Kutladığımız Cumhuriyetimiz Hakkında Neler Söylersiniz?
Kesimoğlu: Bugün, tüm gerici ve yobaz saldırılara karşı, ülkemizde sokaklar, meydanlar, dağlar, tepeler yeniden çoban ateşleriyle aydınlanıyor…
Bizim öykümüz, bizim bağımsızlık ateşimizin ilk kıvılcımı, Bandırma Vapurunun bacasındaki kıvılcımlarla 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı ile başladı.
Bu ilk kıvılcımı, Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi ve hani “manda ve himayenin asla kabul edilmeyeceğini” yedi düvele haykıran Sivas Kongresi kor ateşe dönüştürdü. “Ak koyunla kara koyunun geçitte belli olduğu günlerdi o günler”.
Kolay değildi…
Kolay olmadı da bu toprakların yeniden yurt yapılması. Bakmayın siz bir avuç nankörün, bağnazın, yobazın vefasızlıklarına.
Hatırlayınız, 23 Nisan 1920. TBMM’nin Ankara’da açılışını. Ve Mustafa Kemal’in Reis Paşa oluşunu. Reis Paşa, yani o dönemin Mustafa Kemal’i, “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek sürdürdü, kurtuluşu…kuruluşu..yeniden inşayı…
İşte o düsturu, altın harflerle tarihe kazıyan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bugün, utanmadan, sıkılmadan, yüzleri hiç kızarmadan “diktatördü” diyen zavallılar türedi.
Tanıyalım o zavallıları ve unutmayalım o Cumhuriyet düşmanlarını….
Bu topraklar, büyük Türk Şairi Nazım Hikmet’in de dediği gibi, “Ateşi ve ihaneti” gördü.
Evet, o günlerde “kanlı banker pazarlarında memleketi satanları” gördü. Tıpkı bugünkü gibi.
Ateşi ve ihaneti görenler, Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde, kökleri Kuvayı Milliye de olan muzaffer orduları ile ateşi ve ihaneti, yani emperyalizmi, 30 Ağustos 1922’de tarihin derinliklerine gömdü.
Bağımsızlığını kazandı.
Ne kadar övünsek, ne kadar gurur duysak azdır.
Sol memelerinin altındaki cevahiri karartanlara inat, daha bir coşku ve daha bir inançla sahip çıkıyoruz, çıkacağız da bu kutsal isyana.
Bizle, bu “kutsal isyanın” mirasçılarıyız.
Ve bu mirası hiçbir zaman unutmayacağız. Buna yürekten inanıyorum.
Bakın bu kutsal isyanı, bu yoktan varoluşun çetin mücadelesini unutturmak isteyen, küçümseyen gerici-piyasacı yobaz ittifakının itikadını bozmalı ve gerçekleri haykırmalıyız. Gerçekleri bütün çıplaklığıyla haykırabilmek için de özellikle yakın dönem tarihi okumalı ve çok iyi öğrenmeli ve de çokça anlatmalıyız.
Sayın Kesimoğlu, Kurtuluş Savaşından Cumhuriyetin ilanına kadar geçen süreçteki yaşananlar da çok önemli değil mi?
Kesimoğlu: Çok haklısınız. Bakın, Ulusal Kurtuluş Savaşı biterken Anadolu toprakları, Savaşı, ölümü, ihaneti görmüş, direnci, dayanışmayı ve dostluğu geçirmişti.
Yaralı ve yoksuldu belki ama, Özgür, Bağımsız, Eşit ve Onurlu bir ülke idi…
Cumhuriyetimizin kuruluşunun öncesine tekabül eden, 24 Temmuz 1923’te yani içinde yaşadığımız yıl 90. Yılını kutladığımız Lozan Barış Anlaşmasının unutmamalıyız.
Bakın, İsmet Paşa, anılarında Lozan süreci için “biz kendimizi örs – çekiç arasında kalmış gibi hissettik” demektedir. İyi ki de örs ile çekiç arasında kalınmıştır.
Kalınmıştır ki; Cumhuriyetimizin iradesi çelikleşmiştir.
Lozan’da, Ankara ile yani Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le sürekli temas halinde olan İsmet İnönü başkanlığındaki Türk delegasyonu özellikle iktisadi bağımsızlık için gerilimli bir uğraş vermiştir. Bir anlamda, Emperyalistler, Lozan’da, askeri olarak zafer kazanmış bir ulusa devlet kurdurmamak için var güçleri ile bastırmaktadır.
Ama zafer, sizin de bildiğiniz gibi Türkiye’nin olmuştur.
Sayın Kesimoğlu, Bu Süreçte Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliği konusundaki görüşlerinizle söyleşimizi tamamlayalım isterseniz
Kesimoğlu: Atatürk’ün stratejik önderliği bu sürecin ana omurgasını oluşturur. Rasih Nuri İleri’nin ‘büyük bir gerçekçi’ olarak değerlendirdiği Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu süreci, Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık’ın tabiriyle bir Erkân-ı Harp Subayı titizliğinde berrak bir stratejiyle kurgulamıştır.
Mustafa Kemal’i “her attığı adımda ne yapabileceğini gayet iyi hesaplayan bir kurmay” olarak tanımlayan Rasih Nuri İleri, Atatürk ve Komünizm adlı eserinin 16. sayfasında bakın neler diyor:
“Ve hepsi unuttular ki, Atatürk olmasaydı, Türk – Sovyet dayanışması olmasaydı, bugün Anadolu’muzda ne Türk ve ne de Kürt olurdu. Ege, Trakya, Batı Anadolu ve belki de Karadeniz ‘Büyük Yunanistan’, Trabzon, Siirt, Antalya üçgeni de ‘Büyük Ermenistan’… Antalya bölgesi ise İtalyan mandası. Hepimiz, Balkan Müslümanları gibi ya ezilmiş bir azınlık olur veya asimile edilirdik. Bugün Türk kapitalizmi de olamazdı, Türkiye işçi sınıfı da. Sevr, bu demekti.”
Ve unutulmamalıdır ki, “Kurtuluş Savaşı’nın ve Anadolu İhtilâlinin en muhâtaralı aşamalarında; en ünlü Türkçülerde, en ünlü Müslümanlar da, en ünlü Komünistler de Gazi’nin yanı başındaydılar”.
Büyük önderi ve arkadaşlarını, sevgi, saygı, minnet ve özlemle bir kere daha anıyor, arıyor ve özlüyorum.
Cumhuriyetimizin 90. Yılı Kutlu Olsun!.. Ertan BAYER


