1. Haberler
  2. BİR BİLİM ADAMININ FERYADI…

BİR BİLİM ADAMININ FERYADI…

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

BİR BİLİM ADAMININ FERYADI… 

Bahri  BERBEROĞULLARI

ARAŞTIRMACI  YAZAR

 Sevgili okurlarım, konuya geçmeden evvel, Türk Tarihinde her günü şan şerefle dolu Ağustos ayı içersinde TÜRKLERİN ANADOLU’yu VATAN edinmesini  sağlayan  1071 MALAZGİRT  ZAFERİ ile yurdumuzu  işgal eden Batılı emperyalistlerin maşası  Yunan’a karşı  26 Ağustos 1922 de başlatılan BÜYÜK TAARRUZ  ve 30 Ağustos  1922 de Yunan’ın denize dökülmesi ile kazanılan 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMINIZI  kutluyorum.

Üzerinde yaşadığımız toprakların tarihinden haberdar olmadığımız gibi, öğrenmek için de ne mera- kımız, ne ilgimiz ne de bilgimiz vardır. Varsa yoksa kim Milletvekili, Kim Belediye Başkanı, şu bu maka- ma seçilecek. Türkiye’nin dört bir yanı ateş çemberine dönmüş, içerde onlarca sorun almış başını gidi-  yor beyler post peşinde…

Bu karmaşa arasında kime Tarihi bilgi, Kırklareli merkez İlçe dolaylarındaki Arkeolojik  kazıların 20 senede ulaştığı boyut, elde edilen bulguların Bölge tarihi bakımından önemi, bu kazılara akademik  ömrünü vermiş  bilim adamının ulusal ve yerel basında  çıkan  feryadına sessiz kalan tarihe KÜLTÜR KENTİ olarak geçen KIRKLARELİ, Soyadı  KÜLTÜR  olduğu safsatasıyla avunan  LÜLEBURGAZ  ile ilin di- ğer şehir ve kentleri bu siyaset  panayırında,  KIRKLARELİ  ARKEOLOJİK  KAZILARI  ile kazıları yöneten Prof.Dr. Mehmet  Özdoğan’ın  sesini  duyacak ne zamanı ne de  ilgisi-bilgisi olacaktır ki  aradan onca zaman geçtiği halde  duyulduğunu(!) gösteren bir yanıt  gelmemesinden  anlaşılıyor…

Kırklareli dolayında  sürdürülen Arkeolojik kazılar 1993 yılında başladı ( aslında daha öncesi de var 1980-1986 yıllarında Prof.Dr. Mehmet Özdoğan’ın  Trakya’da Lüleburgaz-Çorlu’yu da kapsayan alan  taraması  ile başlatılıyor) derken ,(1936-1939)yılında Atatürk’ün emriyle (1936- 1939) yıllarında İstan- bul  Müzeler  Müdürü  Arif  Müfit MANSEL  Başkanlığındaki  Lüleburgaz  Umurca Höyükleri’nin de bul- unduğu Trakya  kazılarını göz ardı etmiyoruz…

Bugün bulunduğumuz coğrafya, adına  TRAKYA  denilen  geniş  bölgede  geçmişten günümüze  dek  sürdürülen ve  günümüzde  Kırklareli, Enez, Marmara Ereğlisi ve Bulgaristan’da Balkan Dağlarını aşar- ak  Bulgaristan içlerinde Tuna kıyılarına kadar yayılmış olan, Bilim adamlarının adına:” FİKİRTEPE  KÜL- TÜRÜ “ adını verdikleri “ NEOLOTİK  DEVRİM” ya da “ İLK ÜRETİM DEVRİMİ “ olarak adlandırılan görü- şe göre :

“M.Ö: 11000 yıllarından başlayarak M.Ö:7000 yıllarına kadar  Anadolu’da  Neolotik  Devir yani İlk Üre- tim devri-dönemi gelişirken Balkanlar, Avrupa’da yani  üzerinde bulunduğumuz topraklar-coğrafyada henüz AVCILIK-TOPLAYICILIK  yaşam sürmekte idi. Nasıl ki, Anadolu’dan yaklaşık olarak M.Ö: 7000 – 6800 yıllarında Çiftçi topluluklarının bazılarının batıya, yani Avrupa-Balkanlar-Trakya’ya  göç etmeye başladığını  ve beraberlerinde Neolotik Yaşamın gereği olan tarıma alınıp ekilen tahıllar, evcilleşme sürecini  tamamlamış koyun, keçi, sığır, domuz  gibi hayvanları, SÜRMETAŞ (Cilalı Taş ) alet ve teknolojisini  ve Yapı Bilgisini getirdiklerini görmekteyiz…” Bu göçe yol açan nedenler, bu  yazı  kapsamında ele alınmayacak kadar  karmaşıktır. Ancak bizim bölgemiz, oturduğumuz şehrin tarihi bakımından önemli olanı; Böyle bir göçün ,  bilgi ve teknoloji  aktarımını getirmesi  bakımından tarihi olgusudur…

Söz konusu göç hareketi , ilk önceleri küçük grupların  seyrek  ve düzensiz hareketi olarak görülüyor . Bu ilk  göç  Marmara Bölgesine  ulaştıktan sonra –ki bunu FİKİRTEPE  KÜLTÜRÜ olarak Doğu Marmara  da Fikirtepe,Pendik ve Ilıkpınar kazılarından ayrıntlı olarak tanımaktayız.  Bu kültürün, yukarda da değindiğimiz  gibi Türkiye Trakyası   ile Balkan Dağlarını aşarak Tuna boylarına kadar yayıldığı yapılan kazılar sonucu kesin olarak anlaşılıyor. Daha sonra M.Ö: 6400 yıllarında Anadolu’dan Trakya-Balkanlar-Avrupa’ya  (elbette bulunduğumuz bölgeye)  daha kalabalık ve düzenli  İKİNCİ BİR GÖÇ DALGASI’ nın  geldiğini görmekteyiz.Bu İkinci Göç Dalgasının Macaristan ve Romanya içlerine kadar hızla  yayılmış ve yayıldıktan sonra Orta Avrupa üzerinden  Hollanda’ya kadar gittiğini bilim adamları söylüyor…

Bir kere daha tekrar edelim,20. Senesini dolduran KIRKLARELİ ARKEOLOJİ KAZILARINI  yöneten  Prof Dr. Mehmet ÖZDOĞAN ve kazı ekibi ile  onun kadar eski hala sürmekte olan Bulgaristan’ın  Malko Tır- novo  şehrinde ayni kazıları sürdüren  Bulgar Bilim adamlarının bir araya gelmesiyle 23 Mayıs 2006 da   Kırklareli’de  gerçekleştirilen  toplantı- ki bu toplantının düzenlenmesinde Kavaklı Belediye Başkanlığı- nın katkıları her türlü takdirin üzerindedir-evet bu toplantı ile; Trakya’da  Kırklareli ile (elbette bulun- duğumuz coğrafya  da söz konusudur) Bulgaristan’ın Burgas  şehrindeki  (elbette Bulgaristan toprakları) ortak kültür mirasının ,ortak bilgi ağları kurularak  karşılıklı kültürel  etkileşim  ve tanıtıma büyük katkısı  olmuştur. Nitekim Türk ve Bulgar ilim adamlarının karşılıkı bir araya gelmeleri  devam etmekte  olup ben gitmeden bir hafta önce Bulgar Bilim adamları Kırklareli’ne gelmişlerdi.

Trakya’da  (l936- 1939) yıllarında başlamış  olan Prof.Dr. Arif Müfit Mansel Başkanlığındaki kazılar ile sonrası devam edip   ve halen sürmekte- sürdürülmekte olan  Kırklareli, Enez arkeolojik kazıları ile Bulgaristan  Burgas  şehri kazıları bulunduğumuz ,yaşadığımız coğrafyanın  insan ve  kültür tarihini her türlü tartışmadan çıkarıp  ortaya koymaktadır.  Bu,  bu  kadar net ve kesindir . Kırklareli kazılarında 8. Tabakaya erişilmiştir. Binlerce  bulgu kazı alanında, Kırklareli Müzesinde  sergilenmekte, bir o kadarı da Kırklareli  Ahmetçe Köyü’ndeki : “TRAKYA ARAŞTIRMALARI MERKEZİ’ “nde toplanıp , tasnif edilip teşhir edilecekleri yere  gitmeyi beklemektedir.

Çalışmaları 20. Yıl dönümünde  yerinde görmek üzere  Kırklareli’ne gittim. İl Kültür Müdürlüğü Folklor araştırmacısı sevgili kardeşim  Zekeriya KURTULUŞ ile uzun zamandır telefonlaşıyoruz , sağ olsun .bana zamanını ayırdı beraber onun arabası ile kazı alanına gittik. Hemen burada bir vurgu yapmalıyım; Trakya’daki tüm arkeolojik kazılar gibi Kırklareli Arkeolojik kazılarının tüm aşamalarından bilgi sahibiyim ,bütün fotoğraflar bende var.Nereden var?.Dedim ya sağ olsun Zekeriya   KURTULUŞ  Bilgisayarındaki tüm bilgileri benimle paylaştı.O yetmedi sayın Prof.Dr. Mehmet ÖZDOĞAN’ın  kendisine hediye ettiği kitaplarını okumam için bana verdi. O nedenle ben ,Kırklareli’ne kazı yerine giderken  kazıların başından bu güne olan gelişme ve bilgilerden haberli ve  bilgiliydim. Kazı Başkanı sayın Prof.Dr Mehmet  ÖZDOĞAN  Ahmatça’daki Araştırma Merkezinde imiş. Onun yokluğunda görevi  üstlenen  ufak tefek şirin mi şirin, tatlı dilli, güleç yüzlü ,cin gibi benimle konuşurken bile gözünü kazı ekibinin üzerinden ayırmayan Doç.Dr. Eylem ÖZDOĞAN hanım (Soyadına bakıp Prfesörü ile baba-kız  veya akraba sanmayın, hoş bir rastlantı olarak soyadları aynı) bana kazılar konusunda bilgi veriyor.Ye- ni  ulaşıp buldukları :” ADAK  ÇUKURU” ndaki  çömlek kırıklarını sulu boya fırçası ile ortaya çıkarma işlemine odaklanan ekibin adeta nefeslerini tuttuğu sırada  Doç.Dr. Eylem Hanımın : “ Çömlek içinde oğlak kemiklerini meydana çıkarıyorlar…” diyor.İstediğim bilgileri almıştım.Kendisine :” 653 YILLIK VATAN LÜLEBURGAZ VE GAZİ ALİ BEY CAMİİ  TARİHİ “ kitabımı hediye edip,ayrıldık.Sıra kazı alanındaki  kazılarda  elde edilmiş  eserlerin sergilendiği   alana gelmişti.Ekipte yer alan Araştırma Görevlisi  Şafak NERGİZ adında genç  bir bilim adamı- ki kendisi Almanya’da sanırım doktora yapıyor- bize dört ayrı ayrı saptan baraka  ama içleri oldukça muhafazalı cam bölmelerde ve açıkta  teşhir edilen eserleri  gezdirip,tek tek bilgi verdi, sorularımızı açık biçimde yanıtladı. Kendisin teşekkür edip ,ayrılıyorduk ki karşıdan gelmekte olan  sayın Prof.Dr.Mehmet ÖZDOĞAN ‘la karşılaştık.Zekeriya KURTULUŞ  beni tanıttığında :” Sizi tanıyorum …”dedi.Daveti üzerine Baraka önündeki masa etrafındaki  taburelere oturup hoş beş sonrası  benim soruma  meydan vermeden  sorunları  anlatmaya başladı.

BİR BİLİM ADAMININ  FERYADI : 

Ak pak olmuş saçları, pos bıyıkları ilerlemiş yaşına rağmen, meslektaşlarının çoğu bilmem hangi sah-il kentinde  tatilini yaparken 40 derece güneş altında ekibiyle deyim yerindeyse; “ iğneyle kuyu kazar- ak “ Trakya’nın 10 bin yıllık kültürünü ortaya çıkarmak için usanmadan 20 yıldır çalışan bu bilim adamı çağrıldığı, katıldığı her yerde, her platformda şunları söylüyor:

    “- Projemiz geçmişe yönelik bilgi üretme çabalarının  yanı sıra, ortaya çıkan bilgiyi topluma ve özel- likle günümüzde  o bilgiyle birlikte yaşayanlara , yani Kırklarelililer’e  kazandırmaya   yönelik girişimleri de sürdürmektir.Devam ediyor sayın Hoca:

  “- Bu yıllara kadar ortaya çıkarttığımız bilgi, her ne kadar Avrupa’dan  Yakın doğuya kadar çok geniş bir coğrafyada uygarlık tarihinin  önemli bir dönemini ilgilendiren önemli veriler içermekteyse de,bu bilgilerin ham hali yalnızca konunun uzmanlarının  anlayabileceği şekildedir. Bu bilginin, özünü kaybet  meden  toplumun her kesiminin anlayabileceği  bir dile çevrilmesi ve böylelikle  bu bilgiyi içeren arke- olojik sitlerle yaşamak durumunda olanların  bununla kendilerini  özdeştirmelerinin sağlanması gerek- mektedir. Dolayısıyla  ekibimiz, iş tanımının içine bilgiyi üretmek  kadar , bu bilgiyi topluma  kazandır- mayı da katmıştır.Kuşkusuz bilgiyi üretmekten daha zor olan bu yükümlülüğümüz  uzun soluklu bir uğraşıyı  gerektirir. Bunların arasında kazı alanlarımızın , konunun uzmanı  olmayanların da tat alabile-  ceği, gezerken eğlenerek  bir şeyler öğrenebileceği  bir şekle dönüştürülmesi gerekmektedir.Bu ilke- den yola çıkarak Aşağı Pınar yerleşiminin bilimsel kazısı tamamlanmış olan kesimlerinde ,çağdaş anla- yışa uygun  bir Açık Hava Müzesine dönüştürülmesi için  proje çalışması yapılmış,proje 2005 yılında tamamlanmıştır.Bu projeler tamamlandığında,Kırklareli kentinin  güneyindeki farklı dönemlere ait di-ğer  arkeolojik merkezleri de içeren, farklı  proje  birimlerinden oluşan bu uygulama tamamlandığında sadece Kırklareli  ili merkez ilçe kültürü değil tüm Trakya  elbette bu  bölgenin kültürü ortaya çıkacak ,Müzenin yeri nedeniyle de Kırklareli  sosyal ve ekonomik  yaşamına katkıda bulunacak ve ülkemiz için yepyeni bir Müze anlayışının ortaya  çıkacağını da  düşünmekteyiz.Bu projenin gerçekleşebilmesi  yal- nızca kente bilim yapmak için dışarıdan gelen bizlerin çabasıyla gerçekleştirilemez.Bunun mutlaka yerel ilgi ve sahiplenme  gereği vardır.Zaten kültür mirasına  çağdaş yaklaşım da, bilim insanları ile ye- rel kimliğin ortak çabasını  onunun gereği olarak görmektir…”

Değerli Bilim adamının 2005 yılında proje  olarak tamamladıkları çalışmaları ne yazık ki hayata geç- memiş , geçirilememiştir. Kazı alanının bitişiğindeki arazinin alımı Yer sahiplerinin yüksek fiyat isteme- si nedeniyle gerçekleşmemiştir. Elbette daha nice sorunlar, ilgisizlik, elbette maddiyatsızlık…

Prof.Dr. Mehmet ÖZDOĞAN’ın en büyük hayallerinden biri; geniş bir alanda TAŞ DEVRİ’nden başla- yıp ,CİLALI TAŞ DEVRİ,MADEN DEVRİ, TRAKLAR, ROMA BİZANS, OSMANLI DÖNEMİ ve CUMHURİYET DÖNEMLERİNİ ayrı ayrı canlandıran,gez enlere, görenlere  Bölgenin geçirdiği  10 BİN YILLIK EVRİMİ  bir AÇIK HAVA MÜZESİ nde  göstermek-anlatmak… Nasıl ?. Ne dersiniz ?. İşte bunun için destek, ilgi istiyor…

    Sayın Prof.Dr. Mehmet ÖZDOĞAN’a tek bir soru  sordum:

 “-Hocam , Kırklareli kazılarındaki bulgularınız, Trakya’daki tüm  yerleşim  merkezleri için geçerli mi- dir, Lüleburgaz’daki olası bir  kazı da aynı sonuçlara varılır mı ?  Hoca şu yanıtı verdi:

“- Trakya’da Çatalca’nın bir bölgesi dışında-ki orada topoğrafik  yapı değişikliği vardır-ayni kültürel sonuçlara  varırız…” .Bu sorunun  yanıtını bildiğim halde sayın Bilim adamına bile bile, okurlarım için sordum. Hoca benim sorma amacımı anlamış olmalı ki ne desin?

“-  Biz alan araştırmaları yaparken (1980 ler ),Çorlu ve Lüleburgaz’a da geldik. Birkaç gün kalıp,çalıştık. Kaymakmından,Belediye Başkanına  , ilgili kurum ve kuruluşlara  kentin zengin  arkeolojik  yapısını an- lattık .İlgilenen olmadı ,hepsi  sessiz kaldı. Roma’dan kalan Lüle Fırınları nerede? Nerede Roma Su yol- ları,  Nerede Surlar?. Lüleburgaz Tarihi halen toprak altında, binaların , yolların altında öyle değil mi? İstemediler,gelin çalışın denmedi.Kırklareli’ne geldik  20 yılda çalışmalarımız ortada .Çorlu’da,Lülebur- gaz’da çalışsaydık bu bulgulara orada ulaşacaktık …”  Hoca sözlerini şöyle tamamladı:

 “-Herkes bilmelidir ki Kırklareli’deki  bulgular,ortaya çıkarılanlar TRAKYA’nın  ORTAK KÜLTÜRÜNÜN  ÜRÜNLERİDİR .Trakya’da sadece bir şehre özgü olmayıp tüm TRAKYA’daki yaşamı  yansıtmakta, yaşat- makta olup bu anlayışla paylaşılması, desteklenmesi  gerekir…”

Sevgili okurlarım, Kırklareli, Vize, Enez, Marmara Ereğlisi,Bulgaristan –Burgaz şehrinde yapılan kazı- ları göstermiştir ki Trakya’da(bulunduğumuz bölge – şehrimizi   de  içine almaktadır) 11 Bin Yıldır insan varlığına ve kültürüne tanık olmaktadır.  Lüleburgaz  tarihini 6500 yıllık bir zamana oturtup, onu da dönemlerine göre anlatamayanlar , Trakya’daki insan varlığını Traklar ile başlatanlar  bakalım  bu yeni  bilimsel kazılar ve veriler karşısında ne söyleyeceklerdir?

    

 

 

 

   

    

   

 

  

BİR BİLİM ADAMININ FERYADI…
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

hurfikir.com.tr Güncel bilgi ve dökümanlar, haber, resim galerisi, bilgi bankası sosyal portal ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!