Hakan Dedeoğlu
TEMA Vakfı Lüleburgaz Gön.
Tasarım dünyasında bir söz vardır, benim de fazlasıyla benimsediğim bir söz: “En basit tasarım, en iyi tasarımdır.” İnsanların hayatını mümkün olan en basit ilkelere göre düzenleyerek kolaylaştırmak, tasarım açısından en üst düzeyde verimliliği sağlamak anlamına gelir. Ülkeleri ve kentleri tasarlatan yöneticilerin de bu gereği gözden kaçırmaması önemlidir. Bu, çok ciddi bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun yerine getirilebilmesi noktasında iyi çalışan bir alt yapı, sağlıklı bir çevre, dengeli bir mimari vb. minimum kriterlerdir. Ama bunlar yeterli değildir. Bu noktada en önemlisi dürüstlük ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde ayrım gözetmeksizin hizmet etmektir.
Burada soru şudur: Kim apartman yöneticisinin kötü olmasını, verilen aidatların yanlış ve çoğu zaman da usulsüz şekillerde harcanmasını ister? Bu yöneticinin kim olduğu, hangi ideolojiye mensup olduğu önemli midir? Apartman gelirinden kişisel bir menfaat beklentisi yoksa bu sorulara olumlu yanıt veren kişi bulamayız. Peki, hal böyle iken neden yereldeki ve merkezdeki yöneticileri seçerken aynı yaklaşımda olamıyoruz. Mesele gözden ırak olunca gönülden de mi ırak olmaktadır. Yoksa bize siyasetin anlamı yanlış mı öğretilmiş?
Günümüzde rant temelli siyaset oyunu o kadar olağanlaştı ki maalesef toplumun büyük bir kesimini içine çekmiş durumda. İnsanlar, siyasetin “yalan söyleme, çalıp çırpma sanatı” olduğu konusunda neredeyse hemfikir. Bu durum açıktır ki siyasi kültürümüzün yönetenler eliyle yozlaştırılmış olduğuna işaret etmektedir. İster yerelde ister merkezde olsun kamu gücünü kişisel menfaatleri için kullanmaktan geri durmayan yöneticilerin bize ikramıdır bu kültür.
Bu açıdan, mesele, dönüp dolaşıp taşın altına elini koyma meselesine dönüşüyor. Siyasetin 4-5 yılda bir oy verme işi olmadığını sanırım artık hepimiz anlamış bulunmaktayız; ama ne yapılabilir noktasında hala yeterince organize değiliz. Hayatın akışı içerisinde herkes kendi derdine düşmüş görünürken aslında hepimiz ortak dertleri çözecek adımların uzağında kalmaktayız. Ortak dert, yani toprakları doğru yöneticilere teslim etme derdi, geleceğimizi en çok etkileyen durum iken bunun farkında olamıyoruz.
Lüleburgaz’da yaşayan bizler için de durum benzer şekilde cereyan ediyor. Dışarıdan kentimizi ziyaret eden birisi için burası ilk bakışta herhangi bir yerleşim yeri gibi gelebilir. Neden sonra hiçbir yere benzemediği anlaşılır. Söz konusu benzemezliğin sebebi kentin insanlarıdır. Bu insan profili açık görüşlü, bağnazlıktan uzak, dost yaklaşımlı, mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamak isteyen bir profildir. İşte bu profilin hak ettiği hizmeti alması dışında bir seçenek siyaseten var olmamalıdır. Lüleburgaz insanı ancak bölge gerçekleriyle uyumlu yatırımlarla, eğitim, sağlık ve ulaşım gibi hizmetlerin evrensel ilkelere uygun bir şekilde geliştirilmesiyle, hiç kimsenin gelecek kaygısını taşımadan yaşayabileceği fizik ve sosyal çevrenin oluşturulmasıyla, kültür projelerinin devreye sokulmasıyla mutlu edilebilir. Zaten, bu, insanca yaşamanın gereğidir, olması gerekendir.
HAKLARINA SAHİP ÇIK!

