Ertan BAYER-Yapılan açıklama şöyle “Taksim Gezi Parkının yıkılarak yerine AVM ve Topçu Kışlası yapılmasının iktidar tarafından dayatılması ile başlayan protesto eylemleri bir anda tüm Türkiye’ye yayıldı ve halen devam ediyor. Gezi Parkının yıkılmasına karşı çıkan Taksim platformunun Gezi Parkında başlattığı eyleme, 31 Mayıs sabahında gerçekleştirilen polis saldırısı, bir kıvılcım etkisi yarattı ve bir anda tüm Türkiye’de milyonları sokağa döktü. Bir kıvılcımın ateş topuna dönüşmesinin nedenlerini ve niçinlerini araştırıp, buna yol açan politikalarını değiştirmesi gereken iktidarın, başında bulunan Başbakan açıklamaları ile olayları tahrik etmektedir. Aldığı oy oranı yüzünden ne oldum delisi olan ve her şeyi kendinden makul gören, her türlü muhalefeti aşağılayan, toplum bize oy verdi ve iktidar yaptı biz, hatta ben her şeyi yaparım şımarıklığının yol açtığı toplumsal travmanın dışa vurumu olan protestolara katılanları “çapulcu” diye nitelemesi ve ben sizden mi izin alacağım diyerek, uzun zamandır kullandığı aşağılama üslubunu tekrarlaması olayları okuyamamak değilse, tahrik edici bilinçli bir söylemdir. Başbakan Erdoğan, parkına sahip çıkmak için Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının ve milletlerarası sözleşmelerin tanıdığı barışçı gösteri hakkını kullananlarla inatlaşmayı o kadar ileriye vardırmıştır ki, “Biz iktidarız, Milletimiz bize yetki verdi. Size soracak değiliz Topçu Kışlasını yapacağız” dedikten sonra hızını alamamış olacak ki “Taksime Cami de yapacağız” diyecek kadar kendisini kaybetmiş ve “bize oy veren yüzde elliyi zor tutuyoruz” diyerek demokratik haklarını kullananları tehdit edecek kadar ileri gitmiştir. İstanbul 6. İdare Mahkemesi Topçu Kışlası Projesi için yürütmeyi durdurma kararı vermiş ise de Başbakan Mahkeme Kararını tanımayacağını ve projeyi uygulayacaklarını söylemiştir. Bu açıklama yürütmenin Yargı kararlarını tanımadığının açık beyanıdır. Bir ülkede yürütme yargı kararlarını tanımıyorsa o ülkede Hukuk devletinden ve demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Defalarca söyledik Erdoğan, konuşma yaptığı toplantılar da karşısında bulunan kitlenin nabzına göre şerbet verme sanatına sahip bir hatiptir. Dolayısıyla ne söylerse söylesin, eğer hitap ettiği topluluk kendisini alkışlıyorsa, derhal sorumluluk sahibi Başbakan kimliğini bir tarafa bırakıp, gerçek siyasi kimliğine bürünmektedir. Bugün yaşanan toplumsal olaylar, sadece gezi Parkının yıkılması ve Topçu Kışlası yapılması projesine karşı çıkışın yol açtığı olaylar olarak okunmamalıdır. Bu olayların asıl nedeni; Başbakanın insanları yok sayan ve aşağılayan üslubu ve konuşma tarzıdır. İktidarın ben çoğunluğum o zaman istediğimi yaparım diyerek, insanların yaşam tarzına müdahale anlamına gelen yasal düzenlemeler yapmasıdır. İnsanların yemesine içmesine ve toplum içindeki davranışlarına müdahale edilmesidir. Ailelerin yapacakları çocuk sayısının bizzat Başbakan tarafından belirlenmesidir. Eğitimin 4+4+4 yasası ile gericileştirilmesi ve piyasalaştırılmasıdır, her gün yaşanan kadın cinayetlerine karşı tedbir almayan hükümetin, kürtaj yasası ile kadın bedenine müdahale etmesidir. Roboski katliamıdır. Reyhanlı saldırısıdır. Suriye politikası ile izlenen Mezhep eksenli ayrıştırıcı politikadır. İşsizliktir, yoksulluktur, güvencesizlik ve geleceksizliktir. Sosyal devletin tasfiyesi ile halkın sağlık hakkının yok edilmesidir. 1 Mayıs’ta Taksim 1 Mayıs alanına çıkmak isteyen kitleye yapılan polis saldırısıdır. İşçi sınıfının grev hakkını kullanmasının engellenmesidir.
Uyguladığı polis şiddetini meşrulaştırmak amacıyla manipülasyonun her türlüsüne başvurulması ve her olayın marjinaller var, provokasyon olacak, bu demokrasi dışı arayış içinde olanların kışkırtmasıdır, darbe hazırlığıdır şeklinde açıklanmasının yanı sıra özellikle toplumsal duyarlılık sahibi geleceğimiz gençlerimizin yani çocuklarımızın, torunlarımızın polise hedef gösterilmesi, demokratik hak ve özgürlüklerin kullanımının yasaklanması, anayasal hakkını kullananların, tazyikli su, gaz bombası ve biber gazı eşliğinde polis şiddetine maruz kalmaları, günlerdir Türkiye’nin bütün ketlerinin polis terörüne teslim edilmesi, Türkiye’de yaşayan her insanın, polis tarafından atılan gaz bombasının kendisine isabet etmesi riski ile karşı karşıya olması, atılan gaz bombalarından yayılan gazların tüm insanlarımızın sağlığını tehdit etmesi kabul edilemez. Bütün bu tablo karşısında direnmek, hak ve özgürlüklerimize sahip çıkmak, önce insan olmanın sonra da yurttaş olmanın gereğidir. Her şeye tek başına karar verme yetkisini kendisinde gören Başbakan ve hükümete sesleniyoruz, gerginlik size bir şey kazandırmaz. Bu gün arkanızda olduğunu düşündüğünüz yüzde elli günü geldiğinde sizi terk edecektir. Çünkü bu ülke insanı gerginlik ve çatışma politikasına prim vermeyecek kadar bilinçlidir. Tarihe bakarsanız bunun örneklerini göreceksiniz, bu gün size oy vermiş olanlar bundan on yıl önce de sizden önceki iktidar partilerine oy vermişlerdi. Hiç kuşkunuz olmasın ki yarında başka partilere vereceklerdir. Bütün bu nedenlerle iktidarı aklını başına almaya ve yol açtığı bu gerginliğin sona ermesi için, toplumu kutuplaştıran açıklamaları terk ederek, toplumu yatıştıracak dil kullanmaya ve polisi sokaklardan çekmeye çağırıyoruz”
