Her gelen günün, geçen günü aratır hale geldiğini de belirten Yelken şöyle konuştu; “ Çalışma koşullarımız, sosyal haklarımız, ücretlerimiz dün kötüydü, bugün daha kötü oldu… Eğer bir şeyler yapmazsak, yarın daha da kötü olacağı çok açık… Çünkü kapitalizmin yeni krizi kapıda! 2008’deki krizi işçi ve emekçilerin sırtına yıkıp krizi fırsata dönüştüren patronlar ve AKP Hükümeti, yeni krizi de işçi ve emekçilerin sırtına yıkmak için hazırlıklara başladı bile. Doğalgaza, elektriğe, akaryakıta v.s. yapılan zamlar, vergilerdeki artışlar, çalışma yaşamını patronların istekleri doğrultusunda düzenleyen yeni yasa tasarıları, gelecek günlerin daha kötü geçeceğinin kanıtı sayılmalı.
Peki, ne yapmalıyız?
Tabi ki geleceğimize sahip çıkmalıyız. Geleceğimize sahip çıkmak için de birleşmeliyiz, örgütlenmeliyiz, güçlü olmalıyız. Ekmeğimizi küçülten, bizi insan değil köle gibi gören patronların ve patronlara hizmet eden AKP Hükümeti’nin karşısına dikilmeliyiz.
Neden sendika?
İşçi, emeğini satan kişidir. Örgütsüz bir işçi, ücretinin, çalışma koşullarının, sosyal haklarının pazarlığını, gerektiği gibi yapamaz. Çünkü patronun karşısına, tam da patronun istediği gibi, tek başına oturmaktadır, hiçbir yaptırım gücü yoktur. Patronun belirlediği koşullarda çalışmak zorundadır. Patronlar, örgütlü işçi istemez. Patronlar gücünü, işçilerin örgütsüzlüğünden almaktadır. Sendika demek, işçilerin, elinde grev silahı, patronun karşısına topluca oturup; ücretten çalışma koşullarına, servisten yemeklere, çay ve sigara molasından bayram parasına kadar her konuda dişe diş pazarlık yapması demektir. Sendikalı bir işyerine patronun muhatabı tek tek işçiler değil, sendikadır. Sendika, bir işçi örgütüdür. Sendika işçinin evidir, yuvasıdır, arkadaşıdır, dostudur, yoldaşıdır…
Bunun için işçiler, patronlara inat sendikalı olmalı, sendikalarına sahip çıkmalı, sendikaları, emek mücadelesinin güçlü merkezleri haline getirmelidir. İşçiler isterlerse, bütün zorluklara rağmen, bunu başarabilirler. İşçi sınıfı tarihi, bunun örnekleriyle doludur. Biz, TEKSİF İrtibat Bürosu olarak Lüleburgaz’da, TEKSİF’in bir şubesini kurmak, bu kötü gidişe müdahale etmek istiyoruz, bunun mücadelesini veriyoruz.
Tekstil işçisi arkadaş!
Sen de çok iyi biliyorsun ki, örgütsüz, sendikasız, tek başına bir şeyleri düzeltmen, değiştirmen mümkün değildir.
Gel, birleşelim. Gel, güçlenelim. Gel, yönetim kurulunu, işyeri temsilcini senin seçtiğin, senin denetlediğin, senin yönettiğin, mücadeleci, kararlı, sınıftan yana bir şubeyi, TEKSİF’in Lüleburgaz Şubesi’ni birlikte kuralım. Gel, patronların karşısına tek başına değil, birlikte oturalım, hakkımızı, hukukumuzu birlikte koruyalım, geliştirelim.
İşçilerin malı olan sendika lokalinin nasıl çalıştırılması gerektiğine birlikte karar verelim. İrtibat bürosu toplantı salonunda işçilere, işçi eşlerine, işçi çocuklarına kurslar açalım, eğitim çalışmaları yapalım, söyleşiler, sanat ve kültür etkinlikleri düzenleyelim. Bu mekanı, işçilerin ve işçi ailelerinin kaynaştığı, bilgilendiği, dinlendiği, hoşça vakit geçirdiği bir dayanışma merkezi haline getirelim. Gelirseniz, bize omuz verirseniz, birleşirsek bunu başarırız. Yaşasın işçilerin birliği! Yaşasın sınıf dayanışması!”
