LEHÇE ve ŞİVE AYRIMI, TÜRKÇENİN ŞİVE FARKLILIKLARI

Yazar - Kader Ekiz

LEHÇE ve ŞİVE AYRIMI, TÜRKÇENİN ŞİVE FARKLILIKLARI  

Sesli işaretler sistemi olan dil, aynı toplulukta yaşayan veya aynı milletten olan insanların anlaşabilmelerini sağlayan en gelişmiş iletişim aracıdır. Kaynağı çok eskilere dayanır. Dilin kendinden doğma kuralları vardır. Toplumun ortaklaşa meydana getirdiği ve kullandığı canlı bir varlık, sosyal bir kurumdur.

Ana dil ise bugün ses yapısı, şekil ve anlam bakımından birbirinden az ya da çok farklılaşmış bulunan dil veya lehçelerin kök bakımından bilinmeyen bir tarihte birleştikleri ortak dildir. Ana dili Türkçe ana dili Altayca vb. yani kendisinden başka diller veya lehçeler türemiş olan dildir.

İşte burada “Anadil”, “Ana dili”, “lehçe” ve “şive” kavramı farklı noktalarda birbirinden farklı anlamlar taşıyarak ayrılıyor. Burada bu farklılıkları örnekleri ile açıklamaya çalışacağım.

Her milletin bir ana dili vardır. Ana dil, insanın doğup büyüdüğü, aile ve soyca bağlı bulunduğu toplum çevresinden öğrendiği, bilinçaltına inen ve kişilerle toplum arasındaki ilişkilerde en güçlü bağı oluşturan dildir. İnsanlar kendi ana dili ile düşünür ve o dilin kelimeleri ile akıl yürütür. Coğrafyalara göre değişen ortak kökenden veya soydan gelen ancak ırkların, milletlerin farklı coğrafyalardan oluşturdukları, kendilerine ait “Ana Dili” vardır. Yani farklı coğrafyalarda yaşayan milletlerin “lehçe” dediğimiz ses, yapı ve söz dizimi özellikleriyle ayrılan kollarından oluşan kendi ana dilleri vardır. O halde lehçe, bir ana dilin tarihsel, bölgesel ve kültürel nedenlerle ses, yapı ve söz dizimi yönlerinden oldukça büyük farklılıklar gösteren koludur.

Oysaki şive; bir dilin konuşulduğu sınırlar içerisinde, bölgelere ve değişik kültür düzeylerine göre söyleyiş özelliği olan kısımlarıdır. Yani dilin aynı ülke sınırları içindeki milletin farklı coğrafi bölgelerde gösterdikleri farklılıklardır. Türkiye Türkçesi ile konuşan Türk milleti Karadeniz’de farklı bir şive ile Trakya’da farklı bir şive ile, Ege Bölgesinde farklı bir şive ile konuşmaktadır. Türkiye Türkçesinde örneğin “Hemen geliyorum.” cümlesi, Karadeniz şivesinde “Hemen celiyrum.”, Ege şivesinde “Hemen gelipdurum.” Ya da “geliveriyom” şeklinde ifade edilir. Trakya’da ise “Hemen geliyom.” Şeklinde söyleyiş değişikliğine uğrar. İşte biz buna şive diyoruz.

Leçe ayrımını da şu şekilde açıklarsak burada kavram karışıklığını da gidermiş oluruz. Türkçenin yakın lehçeleri Azerice, Türkmence, Özbekçe, Kazakça, Kırgızca, Tatarca, Uygurca, Başkurtça, Gagavuzca, Nogayca, Altayca, Çuvaşça, Yakutça vb. dir. Örneğin Türkiye Türkçesinde “Yeni yılınız kutlu olsun.” Cümlesi, Azericede “Yeni iliniz mübarek olsun.”, Özbekçede “Yangı yilingiz kutli bolsın.” şeklindedir.

Verdiğimiz örneklerden de anlaşıldığı gibi bazı kelimeleri anlarken –ki ben burada en anlaşılır, kolay kelimelerle cümle örneği verdim- zorlanmazken bazılarını ise hiç anlayamıyoruz. Ayrıca örneklerden de gördüğümüz gibi lehçeleri farklı milletlerin ortak ana dilden gelmelerine rağmen farklı coğrafyaya yerleştikten sonra kendilerine ait yaşayan canlı kelimeler seçtikleri ve “öz ana dili” kavramından bazen az ya da çok uzaklaşarak dillerine zamanla yeni kelimeler kazandırdıklarını görüyoruz.

Benzer durum Türkiye Türkçesi içerisinde de yüzyıllar boyunca gerçekleşmiştir. Yazımızın başında dilin tanımını yaparken “dil” yaşayan canlı bir varlıktır demiştim. Altı yüz yıllık Osmanlı Türkçesinde ve daha sonraki Türkiye Türkçesinde zamanla değişen kelimeler kullanımdan düşmüş, terk edilmiş, sadece TDK’de kalmış kelimeler ve yerini dilin teknoloji ve diğer sebepler ile oluşan yeni kelimeleri almıştır.

Konumuzu özetlersek dilin kendi coğrafyasında ana dilini oluşturduğu ve o yüzyılın nesli tarafından o coğrafyada kullanıldığı sürece varlığını sürdürdüğüdür.

http://www.hurfikir.com.tr adresinden 24 Mayıs 2024, 07:07 tarihinde yazdırılmıştır.