CANLAR DEVEÇATAĞINDA BULUŞTU
Göksu ailesinin acı günü
BELEDİYE PERSONEL ALIMI SONA ERDİ
“PROJELERİNİZE TAM DESTEK VERECEĞİZ”
Bu yazı 10 Mart 2022, Perşembe 09:01:17 tarihinde eklendi. 768 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

KADIN VE ERKEK ARASINDA EŞİTLİK VE ADALET KAVRAMI,İSLAMIN KADINA VERDİĞİ DEĞER(1.BÖLÜM) - Eyyüp Sabri Erdem

KADIN VE ERKEK ARASINDA EŞİTLİK VE ADALET KAVRAMI,İSLAMIN KADINA VERDİĞİ DEĞER(1.BÖLÜM)

KADIN VE ERKEK ARASINDA EŞİTLİK VE ADALET KAVRAMI,İSLAMIN KADINA VERDİĞİ DEĞER(1.BÖLÜM)

 

Dinimiz İslâm kadına büyük bir değer, şerefli ve yüksek bir makam vermiştir. Cenab-ı Hakk Kur'an-ı Kerim'de “Ana-babanıza öf bile demeyin.” (İsra sûresi 28) buyurmuştur. Peygamber efendimiz de (Aleyhisselat-u ves selam) “Cennet anaların ayakları altındadır.” (Suyûtî, el-Camiü’s-sağir) buyurmuş ve annelere çok büyük bir makam vermiştir.

“Bir şahıs, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem’e gelerek;Kendisine en iyi davranmam gereken kimdir?”diye sordu. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;Annen! buyurdu. O sahâbî;Ondan sonra kimdir? diye sordu. Efendimiz;Annen! buyurdu. Sahâbî tekrar;Ondan sonra kim gelir? diye sordu. Allah Rasûlü yine;Annen! buyurdu. Sahâbî tekrar;Sonra kim gelir? diye sorunca Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve  sellem  bu sefer;

Baban! cevabını verdi.

İslâm Dininde Kadın ve Erkeğin Eşitliği Meselesi;

Alemlerin Rabbi olan Allah mutlak kuvvet ve kudret sahibidir bununla birlikte bildiğimiz veyahut bilmediğimiz sonsuz hikmetlerin de sahibidir. Yarattığı mahlukatını, hikmetinin icabına,iktizasına göre, istediği gibi yaratma kuvvet,kudretine sahiptir ve dilediği gibi yaratır. Yaratmış olduğu kullarından bazılarına diğerlerinden farklı kabiliyetler, meziyetler ve özellikler verir. Yaratmış olduğu mahlukatın, bu hüküm ve iradeye müdahale etmeye hakkı ve gücü yoktur.

Alemlerin Rabbi olan Allah -u Teala kadınları ve erkekleri meziyet ve özellikleri yönünden eşit yaratmamıştır. 

Allah(Celle Celaluhu)tarafından yaratılan bu iki cinsi her yönden eşit kılmaya çalışmak ancak yaratılışından gelen fıtri özellikleri değiştirmekle mümkündür, bu ise adil değildir,her ne kadar değiştirmeye çalışılsa da temel özellikleri itibariyle mümkün değildir.Erkek ve kadın yaradılıştan gelen özellikleri ve istidatları itibariyle birçok yönden farklılık gösterir.

Bunlardan da yola çıkarak şunlar söylenebilir;

Erkekler, “güç ve kuvvette, cesaret, teşebbüs ve girişkenlik ve yönetme kabiliyetinde, kadınlara göre ” kadınlar ise, “şefkat, merhamet,hassasiyet, vefa ve sadakatte”erkeklere göre  daha ileri ve daha donanımlıdırlar.

Kadın ve erkek kıyaslandığında birbirinden farklı meziyetleri ve birbirlerinden üstün tarafları vardır. Aile dediğimiz toplumun temel taşı olan çatı altında, iki tarafında üstün meziyetleri ve özellikleri birleştirilir ise  ailenin dünyevi ihtiyaçlarının yanında, hem dünya saadeti hemde ahiret saadeti temin edilmiş olur.

Erkeklerin güç,kuvvet ve fiziki özellikleri yönünden kadınlara göre daha ileri ve üstün olmaları sebebiyle, Allah ailenin bütün görev ve sorumluluklarını, birinci derecede, erkeğe yüklemiştir. Erkekleri kadınların maddi ve manevi ihtiyaçlarını yerine getirmede,onları maddî ve manevî manada her tehlikeden koruyup gözetmekte mükellef kılmıştır. Bu hakikat şu ayet-i kerimede açıkça beyan buyurulmuştur:

“Erkekler kadınlar üzerine yönetici ve koruyucudurlar. Çünkü bir kere Allah bazılarını diğerlerinden üstün kılmıştır. Bir de erkekler mallarından (kadınlarına) nafaka verirler. Onun için iyi kadınlar, itaatkârdır. Allah onları (kocalarının himayesine vermekle) koruduğu gibi, onlar da gaybı (namuslarını ve kocalarının mallarını) korurlar.” (Nisa, 4/34)

Dinimiz İslam erkeğin kadına karşı yaptığı bu göreve karşı, kadına da kocasına karşı itaati vacip kılmış ve bu itaatten dolayı ona sevap kazanacağını bildirmiştir,bunun yanında erkeğinde kadına karşı  sorumlulukları olduğunu bildirmiş ve bu sorumlulukları yerine getirmeyi mecbur kılmış ve bundan dolayı da sevap kazanacağını bildirmiştir.

Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bu ayet-i kerime ile bir taraftan erkeklerin hakimiyetini ve sorumluluklarını, diğer taraftan da kadınların kıymet ve faziletini bize bildirmektedir.

Gözden kaçırılmaması gereken önemli bir hususta vardır ki; aile reisi olmak başka bir şeydir, Allah katında üstün olmak daha başka bir şeydir. Allah'ın kitabı Kur’an-ı Kerimin bize bildirdiğine göre, üstünlüğün ölçüsü kadınlık ve erkeklik ile değil takva iledir. Takva ise en kısa ifadeyle, Allah’tan korkmak, günahlardan sakınmak,şüphelilerden uzak durmak, Allah’ın razı olmadığı hareket, tavır, hâl ve sözleri tamamen terketmektir, Onun rızasına kavuşmayı ve razı olduğu kul olmayı en büyük maksat ve gaye kabul edip, bunu kaybetmekten son derece korkmak ve bunun için gayret etmektir.

Aile içindeki nizam,ahengin ve mutluluğun devamlı olması için erkeğin aile reisi olması ve kadının da ona itaat ile mükellef kılınması gereklidir. Kadın ve erkek için yapılmaya çalışılan mutlak eşitlik bu itaati kırmakla birlikte ailedeki düzeni ve nizamı bozar; huzur ve saadeti ortadan kaldırır ve çoğu zaman boşanmalara yol açarak aileleri parçalar ve topluma en büyük zararı verir.

Kadının aile içinde erkeğine itaati ne kadar lüzumlu ve gerekli  ise, erkeğin de kadının hakkını ve hukukunu gözetmesi o ölçüde  vaciptir. İslam dininin bu anlayış ve kurallarına  göre İslâm dininde “kadınların erkeklerin esiri oldukları” iddiası tamamen asılsız ve batıldır. Aksine İslâm dininde kadın erkekten çok daha fazla zevk ve sefa imkânlarına sahiptir. Zira İslâm, erkeği kadının nafakasını ve geçimini temin ile mükellef ve mecbur kılarken, kadını bundan muaf tutmuş, bu mükellefiyet yerine kadına zevklerin en büyüğü olan annelik vazifesini yükleyerek  “çocuk terbiyesini” vermiştir. Bundan dolayıdır ki, Allah, şefkat ve merhamet hissini kadınlara, erkeklerden çok daha fazla lütfetmiştir.

Bugün modern (!!!) kabul edilen toplumlarda kadın hürriyeti olarak ortaya atılan şeyler, kadınların ancak sefahate düşmelerini ve sefaletlerini netice vermiş, izzetlerini zillete çevirmiştir. İslâm dini ise onların iffet ve namuslarını muhafaza altına almakla, şeref,onur ve haysiyetlerini korumuştur.

Bazı çevreler tarafından, İslâm dininin örtünme emri kadının hürriyetinin kısıtlanması şeklinde takdim edilmektedir. Öncelikle şu bilinmelidir ki : Kadınların örtünmeleri bütün semavi dinlerde ortak hükümdür. Rahibelerin örtünmeleri bunu gösteren açık bir delildir.

Öte yandan, örtünme sadece kadınlar için değil, bütün insanlar için doğuştan gelen fıtrî bir vazifedir. Hiçbir millette toplum içerisinde aleni bir şekilde erkeklerin veya kadınların çıplak olarak gezdikleri görülmez. Ancak örtünmenin sınırında münakaşalar olmuştur.

Dinimiz İslama göre kadın, yabancı erkeklerin dikkatini çekecek şekilde giyinmekten kaçınmalıdır.

Ayrıca kadınlar, İslâm’ın yasakladığı  şekilde açılıp saçılmakla, erkekleri günaha sokmakta ve “Sebep olan işleyen gibidir.” hükmünce, onların günahlarının bir katı da kendilerine yazılmaktadır.Dinimiz İslâm, örtünme emriyle kadınları bu tehlikeden de muhafaza etmiş olur.

Erkek ve kadının her konuda eşit olması mümkün değildir. Bazı noktalarda kadın üstündür. Peygamber efendimiz aleyhisselat-u ves-selam “Cennet, annelerin ayağı altındadır.” buyurarak İslam'ın kadına verdiği değeri ortaya koymuştur.

Eşitlik iddiaları toplumsal bir kışkırtma ve toplumları bozma gayretidir.

Kadın erkek tam eşit olmaz, olamaz, Birlikte yaşanılan ailede görev bölümü ve dağılımı vardır,yaratılıştan gelen özellikler ile alakalı hayata yansımalar ve kendine has özellikler vardır, meselâ erkek doğuramaz, çocuk, emziremez.Kadının fıtri yapısından kaynaklanan ve ona kolay gelen aile içindeki işler vardır.

Kadın erkek, ayrı ayrı fizyolojik ve psikolojik özelliklere sahiptir.

Peygamber efendimiz (aleyhisselat-u ves-selam) : “İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittirler” diyerek hangi ırktan ve hangi milletten olursa olsun insanların eşitliğini ilân etmiştir, yalnız şunu unutmamak gerekir ki bu eşitlik kadın ve erkek olarak eşitlik değildir,yine Peygamber efendimiz aleyhisselat-u ves-selam kadına değer verilmeyen ve kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir toplumda  Kızların öldürülmesine son vermiştir.

İslam dini gelmezden önceki dönemin anlayışı ile kız çocuklara erkek çocuklardan farklı davranılmasını Hz. Peygamber (Aleyhisselam) hoş görmemiştir. Hz. Peygamber (Aleyhisselam)’in yanında bir adam otururken bir erkek çocuğu çıkageldi. Adam onu öpüp dizlerine oturttu. Daha sonra bir kız çocuğu geldi. Onu da yanına oturttu (fakat öpmedi). Bunun üzerine Rasûlüllah (Aleyhisselam), adama: “Niçin ikisini bir tutmadın?”buyurarak tepki gösterdi.

(İbni Mace)

Rasulüllah (Aleyhisselam): "Allah’dan korkun, çocuklarınız arasında adaletli davranın.”Ebu Davud)“Allah (Celle celâlühu); çocuklarınızı öperken bile eşit davranmanızı sever."(Buhârî) “Bağışlarınızda çocuklarınızı eşit tutunuz. Eğer birisini üstün tutacak olsaydım, kız çocuklarını üstün tutardım.(Buhâri)“Kimin kız çocuğu olur da, ona eziyet etmez, onu diri diri toprağa gömmez, onu hor görmez ve erkek çocuğunu ona tercih etmezse, o kız çocuğu sebebiyle, Allah bu kimseyi cennete sokar."(Buhârî) buyurarak kız çocuklarının dolayısıyla Annenin,annelerimizin layık olduğu değeri vermiş ve bunu kız evlatlarına ve eşlerine Allah'ın emrettiği şekilde davranarak bize örnek olmuştur.

Hz.Aişe (Radyallahu anh), Peygamberimiz (Aleyhisselam) ile kızı Fatıma (Radyallahu anha)’nın birbirlerine sevgi ve saygısını şöyle anlatır;

Ben, Rasulullah (Aleyhisselam)’a her bakımdan Fatıma’dan daha fazla benzeyen hiç bir kimseyi görmedim. Fatıma Peygamber (Aleyhisselam)’in yanına girince Rasûlullah (Aleyhisselam) ayağa kalkar, onu öper ve meclisine alırdı. Peygamber (Aleyhisselam) Fatıma’nın yanına girince, Fatıma ayağa kalkar, onu öper ve meclisine alırdı.

Peygamberimiz (Aleyhisselam), bir sefere çıkacağı zaman en son Hz. Fatıma’ya uğrardı. Dönüşünde de ilk önce Fatıma’yı ziyaret ederdi. "

Rasûlullah (Aleyhisselam) "Kim, erginlik çağına varan iki kızına, onlar yanında kaldıkları veya kendisi onların yanında kaldığı müddetçe iyilik yapar, ihsanda bulunursa, bu kızlar onun mutlaka cennete girmesini sağlarlar."(Müslim)  "Büluğa erinceye kadar, kim iki kız çocuğu yetiştirirse; (parmaklarını birleştirerek) kıyamet günü o ve ben beraber oluruz.’’ buyurmuştur(Tirmizi)

Hz. Aişe validemiz, fıkıh dersleri(İslam hukuku dersleri) vermiştir.

Peygamber efendimizin halası Hz. Nesibe, Uhut harbi sırasında yaralılara su verdiği su kabını bırakıp, yerdeki kılıcı alarak peygamberi korumaya çalışmıştır.

Diyecekler dir ki,mahkemede yapılan şahitlikte eşitlik yok. Bir erkek yerine iki kadın, Kadın, çok hassastır, ince kalplidir, duyguludur, çabuk ve çok fazla etkilenir. Bir cinayetten, bir kazadan çok etkilenebilir ve bu yüzden şahitlik durumunda adaletsizlik olabilir.

Mirasta eşit değil diye söylenenlere ise verilecek cevap ise İslam dini gelmezden önce kadının miras hakkı hiçbir toplumda yoktu. Kadının kendisi miras malıydı.

Nisâ suresi 11. âyette mirasta kadına yarı pay verilmiştir.

Nedenleri şu şekilde açıklanmıştır;

1-Sorumluluk erkektedir.

2-Evin geçimi erkeğe aittir. Kadına böyle bir sorumluluk yüklenmemiştir.

3-Erkek eşine, çocuklarına, ana babasına, kız kardeşine bakmakla mükelleftir.

4-Erkeğin mehir verme nafaka mecburiyeti vardır.

5-Erkeğin tam hisse alması, erkeğin üstünlüğünden değildir, sorumluluklarındandır.

6-Paylar eşit olsa, denge erkek aleyhine bozulacaktır. Erkek, görevlerini yerine getiremez hale gelecek aile ayakta duramayacaktır.

Yazımıza yarın devam edeceğiz inşaAllah

Eyyup Sabri Erdem

Ensar Vakfı Lüleburgaz Şube Başkanı

Yazdır Paylaş
Diğer Eyyüp Sabri Erdem Yazıları
hurfikir.com.tr’da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hürfikir Gazetesi sorumlu tutulamaz.
Tasarım by Webdestek