Kooperatifçilik faaliyetlerine hız verildi
Ahmet Sezal Özbek’in acı günü
Çetin Altay Lüleburgaz’a geldi
Yağışlar geliyor
Bu yazı 23 Eylül 2020, Çarşamba 09:13:48 tarihinde eklendi. 1342 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

KONYA KADAR HOLLANDA - Metin ATLI

KONYA KADAR HOLLANDA

 

               Hollanda’nın yüzölçümü  Konya kadar. Tarım ihracatı yılda yaklaşık 95 milyar Euro. Türkiye’nin ihracatı  yaklaşık 15 milyar Euro. Hollanda da tarım arazisi 1 milyon hektar. Türkiye’de tarım arazisi 23 milyon hektar. Hollanda, deniz seviyesinin altında ve çok az güneş görüyor. Bu kadar korkunç fark nasıl olabiliyor.

       Avrupa da 14 ülkeye gittim. Onlarda kooperatifçilik var. Ama bizdeki gibi değil. Her çiftçi bir kooperatife üye. Örneğin soğan ekmek istiyorsun. Kooperatife bildiriyorsun. Kooperatif sana soğana ihtiyacımız yok. Sen nohut, fasulye vb bir şey ek diyor. Mesela nohut seçiyorsun. Kooperatif ziraat mühendisleri senin tarla nohut ekimi için uygun mu diye gelip inceliyor. Sonra seni nohut hakkında kısa bir teste tabi tutup bilgini ölçüyorlar. Eksik bilgilerini gideriyorlar.

       Nohut tohumunu sana kooperatif veriyor. Gübreni kooperatif veriyor. İlacını kooperatif veriyor. Kooperatif toplu alım yaptığı için ucuza alıyor. Nohut ekiyorsun. Traktörün var, pulluğun var ama çapa makinen yok. Sende yoksa kooperatifte var. Sana çapa makinesin, bir ücret karşılığı veriyor. Böylelikle gereksiz yere makine almıyorsun. Nohut hasat zamanı geliyor. Kooperatif  ürettiğin nohutu  alıyor. Kooperatife ait işletmede  temizliyor, ayıklıyor, paketliyor. Kooperatife ait soğuk hava deposunda saklıyor. Sonra direk bakkala veriyor veya kendi marketinde satıyor. Aracılar değil üretici kazanıyor. Hasat sonunda kooperatif senin hesabını yapıyor. Bu kadar gübre aldın, bu kadar ilaç aldın masraflarını düşüyor. Sana kalan paranı veriyor. Arada aracı olmadığı için üreticiye iyi para kalıyor.

     Fransa’da hayvancılıkla ilgili bir kooperatife ait biogaz tesisi bile gördüm.  Üyelerinin hayvan pisliklerini topluyorlar. Bunlardan metan gazı elde ediyorlar. Metanı yakarak elektrik elde ediyorlar. Çok ucuza üyelerine elektrik veriyorlar. Sütlerden kooperatif peynir yapıyor, yağ yapıyor. Aracı olmadan direk kendi markaları ile satıyorlar.

       Mazot derdin yok, gübre derdin yok, ürünü nasıl satacağım derdin yok. Bu sene nohut para yapmadı elimde kaldı derdin yok. Pekiyi bizde böylemi,  hiç alakası yok.

       Anladık mı Konya kadar Hollanda tarımdan nasıl para kazanıyor.

       Dünyada tarım yapmanın 2 yolu var. Ya bahsettiğim gibi kooperatifçilik olacak. Ya da  bir şirket binlerce dönüm arazi alıp  tarımı şirketler yapacak. Bizim çocuklarımız da o şirketlerde ırgat olarak çalışacak. Küçük çiftçi yok olacak. 1000 dönüm tarlası olan kendini büyük çiftçi sanmasın. Kooperatif olmazsa onlarda yok olacak. Büyük ihtimalle bu şirketlerde yabancı gıda devi şirketler olacak. Kooperatifçiliği oturtan ülkeler ayakta kalacak. Diğerleri dışa bağımlı tok karnına yaşayacak. Tabii bu hemen yarın olmayacak ama adım-adım iş bu tarafa gidiyor.

      Çoğumuz köy çocuğuyuz. Eskiden 100 dönüm tarlan, 2 tane de ineğin varsa gül gibi geçinebiliyordun. Köylü sütü köyün kooperatifine satardı. Kooperatifin bakkalından her türlü ihtiyacını alırdı. Ay sonu hesap yapılır, üstüne  3-5 kuruşta para alırdı. Tarladan kazandığı para ona kalırdı. Orta sınıf bir çiftçi tüm oğullarına Lüleburgaz’dan daire alabilirdi.

     Bugün 100 dönüm, 200 dönüm tarla ile çiftçilikten geçim sağlanamıyor. Giderler çok arttı. Böyle olunca köylü tarlasını satıyor. Trakya’da  tarlaların yarısı satıldı. Tarlaları satın alanların her köyde adamları var. Satılan tarlayı hemen alıyorlar.  Bir şirket binlerce dönüm tarla satın alıyor. Doğru bir tarım politikası değil.

                        Tohumculuk ta ayrı bir problem. Sertifikalı tohum adı altında hibrit tohum satmaya başladılar. Hibrit tohumdan tohumluk ayırıp ekersen ürün olmuyor. Seneye tekrar bu şirketlerden tohum satın almak zorundasın. Bu tohumu ekince hastalık oluyor, o şirketten ilacını almazsan ürün yetişmiyor, o şirketin gübresini almazsan olmuyor. Yani senin tarımını bu şirketler yönlendiriyor. Maalesef bu tohum ve ilaç şirketlerinin büyük çoğunluğu yabancı şirketler. Adına da güzel bir isim buluyorlar. Sertifikalı tohum. Senin yerli tohumların kaybolup gidiyor. Sertifikalı tohum almazsan devletten destek alamıyorsun, ilginç değil mi?

            Bu tohumlardan GDO’lu ürünler çıkıyor. GDO genetiği değiştirilmiş organizmalar demek. Biraz daha açıklayalım. Örneğin bir buğday türü çok yağmur yağan yerde yetişmiyor. Yağmura dayanıklı ne var, atıyorum mısır. Mısırın yağmurlu havadan etkilenmemesini sağlayan geni alıyorlar bu buğdaya ekliyorlar. Al sana yağmura dayanıklı buğday. Tabii içerisine bilmem ne hastalığı yapan bir gen daha ekliyorlar. İlacı da gene bu şirketler de. Mecbur o ilacı alıyorsun.

                 Bizim midelerimiz binlerce yıldır yerli Siyez buğdayına alışmış. GDO’lu undan ekmek gelince vücut onu tanımadığı yabancı bir nesne gibi algılıyor ve tepki veriyor. Bunun sonucu olarak hastalanıyorsun. Mesela şeker hastası oluyorsun, kanser hastası oluyorsun. Bu sefer bu firmaların ilaç şirketleri devreye giriyor. Hastamı oldun, çok geçmiş olsun diyorlar. Şimdi biz seni ilaçlarımızla tedavi edeceğiz diyorlar. “İyileşecek miyim?” diye soruyorsun. “Hayır tamamen iyileşmeyeceksin, iyileşirsen biz nasıl sana ilaç satarız, biz taş mı yiyeceğiz?” diyorlar. Tabii bunu içinden söylüyorlar. Sana tam olarak iyileşemeyeceğini, ömür boyu onların ilacından alman gerektiğini, eğer bu ilaçları almazsan fazla yaşamayacağını söylüyorlar. Ömür boyu şeker hapı veya ömür boyu tansiyon hapı veya ömür boyu kemoterapi ilacı alıyorsun.

      Pekiyi bizim tarım politikamız bunlardan hangisi olacak? ‘Onu da oy verdiğimiz yöneticilerle biz belirleyeceğiz.

Sağlıklı günler dileğiyle.

 

 

Yazdır Paylaş
Diğer Metin ATLI Yazıları
hurfikir.com.tr’da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hürfikir Gazetesi sorumlu tutulamaz.
Tasarım by Webdestek