Muhtarlardan sıkı denetim
Kent Ormanı, halk ile el ele temizlendi
DEVA Partisi’nde mazbata töreni gerçekleşti
Kooperatifçilik faaliyetlerine hız verildi
Bu yazı 12 Ağustos 2020, Çarşamba 09:04:33 tarihinde eklendi. 973 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

ESKİ KÖY ENSTİTÜSÜ - KEPİRTEPE - Metin ATLI

 ESKİ KÖY ENSTİTÜSÜ - KEPİRTEPE

 

 

                                                                                         Kepirtepe mezunuyum. 1975- 1981 yılları arası 6 yıl yatılı okudum. 1964 doğumluyum. Demek ki 11 yaşında gitmişim. Yani daha donumuzu toplayamazken aileden uzak yatılı okumuşum. İşin bu kısmına geleceğim. Önce şu Köy Enstitüsü olayını yazayım,

     Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkmışız. Ülkede her köye okul yapacak para yok, öğretmen yok. Eğitim şart,  Halk eğitimsiz. “Ne yaparız?” diye kafa yoruyorlar. Muhteşem bir fikir çıkıyor.

Diyorlar ki;  Ülkenin birkaç bölgesine okul yapalım. Bu okulların adına köy enstitüleri diyelim. Her köyden birkaç çocuk alalım bu okullarda yatılı okutalım. Sonra bu çocuklar okul bitince köylerine dönsün. Kendi köyünü eğitsin, okuma yazma öğretsin. Hatta çiftçilik hayvancılık öğretsin.”

  Okullar yapılmaya başlanıyor. Trakya’da da Kepirtepe Köy Enstitüsü’nü kuruyorlar. Köylerden çocuklar geliyor. Kepir’de eğitiliyorlar. Sadece matematik fizik değil, çiftçilik, bağcılık, hayvancılık, resmi yazışmalar bunları da öğreniyorlar.

       Okul bitince herkes kendi köyüne dönüyor. Çok-çok başarılı oluyorlar. Halk bilgiye aç. Köylü bilinçleniyor. Ürün verimleri artıyor. Sonuç muhteşem. Hala bu eğitim sistemi dünyada hayranlıkla incelenir. Herkes çok memnun.

             Madem herkes çok memnun köy enstitüleri neden kaldırıldı?  Maalesef bu durumdan herkes memnun olmuyor…  Köy ağaları ve emperyalist devletler bu durumdan çok rahatsız oluyor. Fırsat kolluyorlar.

 Emperyalist devletler başka ülkelerin gelirlerini sömüren devletlerdir. Misal kişi başı 5.000 dolar kazanırlar ama 10.000 dolar harcarlar. Diğer 5000 doları sömürdükleri ülkelerden alırlar. Petrolünü sömürürler, madenlerini sömürürler, tarımını sömürürler. Sömürülen ülkeler de kişi başı 10.000 dolar kazanır ama 5.000 dolar harcayabilirler. Çünkü diğer 5,000 dolarlarını sömüren emperyalist ülkeler alır. Emperyalist ülkelere gelişmiş ülkeler, sömürülen ülkelere de gelişmekte olan ülkeler gibi güzel isimler bulurlar. Halk bilinçliyse kendini sömürtmez. O yüzden cahil kalmalıdır.

       İkinci Dünya Savaşı bitiyor. Avrupa dahil bir çok ülke ekonomileri çöküyor. Amerika yardım etmeye karar veriyor. Adına da Marshall Yardımı diyorlar. Türkiye’de çaresiz bu yardımı istiyor. Amerika şartlar koşuyor. Şartlardan biri ne biliyor musunuz ?  Borç veririz ama Köy Enstitüleri’ni kaldıracaksınız.”  Yani senin halkının cahil kalmasını istiyorlar.

   Sonuç ortada dediklerini yapıyorlar. Köy enstitülerini kaldırıyorlar. Çıkarmamız gereken ders borçluysan çok şeye boyun eğersin.

      Gelelim bizim dönemimize. Köyden Kepirtepe’yi 3 kişi kazandık. O zaman da sınav var. Biz 2 arkadaş muhtardan babasının geliri azdır yani fakirdir yazısını aldık. Diğer arkadaşın babasının tarla tablası vardı. Muhtar O’na fakir kağıdı vermedi. O’nu Kepir’e almadılar.

     İlk geceyi unutmuyorum. Koğuşta 24 kişi kalıyoruz. Ranzalarda yatıyoruz. İlk geceden elektrikler kesik. Yataklara yattık ama kimse kimseyi görmüyor. Koğuşta bir muhabbet başladı. Sanki 40 yıllık arkadaşız. Halbuki daha o gün tanıştık. Sonra bir ara bir sessizlik oldu. Bir yataktan bir hıçkırık sesi geldi. Bir ses daha, bir ses daha. Bütün koğuş koro halinde ağladık. Daha çocuğuz. İlk defa ana babamızdan ayrılıyoruz. Belki  anne- babamızda o gece kendi yataklarında ağladı. Çünkü onlar da ilk defa kuzularından ayrıldı.

     Kahvaltı da 5 tane zeytin verirlerdi. Ekmeğe dayanmazsak doymazdık. Gece yemekhaneden biri kuru ekmek çalar da yatakhaneye getirirse bayram olurdu. Gece acıkırdık. Biraz göbekli kepirli görürseniz normaldir. Hala ekmek yemezsek doymayız.

      Devlet bize ayakkabı, gömlek hatta takım elbise verirdi. Son takım elbisemizi hatırlıyorum. Sümerbank’ın elde kalmış satamadığı kalın çizgili kumaştan yapmışlar. Gaffur’un pijaması desenindeydi.  Lüleburgaz’a haftada bir gün inebilirdik. O gün kalın çizgili takım elbiselerimizle Burgaz’a indik. Zebra sürüsü gibiydik. Gençtik utanıyorduk. Bugün o takım elbisem olsa Burgaz’ı boydan boya gururla gezerim.

  Kepirli can dostlarıma selamlarımla.

 

Yazdır Paylaş
Diğer Metin ATLI Yazıları
hurfikir.com.tr’da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hürfikir Gazetesi sorumlu tutulamaz.
Tasarım by Webdestek