PTT'nin 180. kuruluş yıl dönümü kutlandı
Belediye “Kent Ormanı” için hazır
LTSO’dan yeni indirim protokolü
Başsavcı Gökçen’den  Esnaf Kefalet Kooperatifi’ne ziyaret
Bu yazı 10 Haziran 2020, Çarşamba 09:42:36 tarihinde eklendi. 2087 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

“SINAV MOTİVASYONU” - Burcu Çalışkan

“SINAV MOTİVASYONU”

 

Başarının altında yatan sebeplerin en önemlisi doğru motivasyondur.

Motivasyonun en işlevsel ve kalıcı olanı içsel motivasyondur. Motivasyon, insanın istek ve ihtiyaçlarının farkına varması ve bunları gerçekleştirmek için harekete geçmesidir. Motivasyonu olumlu ya da olumsuz etkileyen bazı faktörler vardır. Bunlardan biri ailedir. Aile fakında olarak ya da olmayarak, gencin motivasyon düzeyini etkiler. Bu etkileme olumlu yönde olabildiği gibi zaman zaman da olumsuz yönde olabilir. Tabii ki hiçbir anne baba, bu kadar önemli bir dönemde çocuğunun motivasyonunu olumsuz etkilemek istemez. Ancak gencin iyiliği adına yapılan bazı davranışlar ya da söylenen bazı sözler onu olumsuz etkileyebilir; motivasyonunu düşürüp, kaygı düzeyini yükseltebilir. Bu da gencin kaygılı, mutsuz ve verimsiz bir hazırlık süreci geçirmesine neden olur. Eminim ki hiçbir anne baba çocuğuna böyle bir zarar vermek istemez. Tam tersine çocuğuna böylesine önemli bir dönemde olumlu destek olmak, motivasyonunun artmasına yardım etmek ister.  Kısaca her anne baba çocuğunun başarısının artmasında kendi payına düşeni en iyi şekilde yerine getirmek ister. Motivasyonun sağlanmasında ailenin olumlu rol oynayabilmesinin ilk şartı; genci anlamaktır. Ne denli zor bir dönem yaşadığının farkında olmak ve bunu da gence yansıtmak gerekmektedir. Bunun olabilmesinin yolu da aile içinde “olumlu bir iletişim ortamı” kurulmasıyla olur. Olumlu bir iletişim ortamının olduğu ailelerde, aile üyeleri birbirini tanır, olduğu gibi kabul eder, hiçbir koşula bağlı olmaksızın sever ve birbirine güvenir. Böyle bir ortamda yetişen genç, sevildiğini, kendisine güven duyulduğunu, anlaşıldığını bilir bu da ona güç verir.  Aile gencin zorluklarını anlamalı ve bunu ona aktarmalıdır. “Bu zor dönemde senin yanındayım, benden istediğin desteği vermeye hazırım." şeklinde bir ifade gencin aileye olan güvenini daha da pekiştirecektir. Anlaşıldığının farkına varan genç yaşadığı zorlukları rahatça ailesiyle paylaşacak, sorumluluklarına da daha sıkı sarılacaktır.    Sorumluluktan bahsetmişken hemen belirtmeliyiz ki,  sınava hazırlanmak sadece ve sadece gencin sorumluluğudur. Bu sorumluluk ne ailenin ne de öğretmeninindir. Bu gencin, sorumluluğudur. Aile bu sorumluluğu gencin yerine üstlenmemelidir. Gencin eksik olduğu konuları, kapatması gereken açıkları, çalışmadığı dersleri saptamak hangi derse ne kadar çalışacağını belirlemek ve takibini yapmak ailenin değil gencin sorumluluğudur. Aile, bu sorumlulukları gencin yerine üstlendiğinde gencin motivasyonu da doğal olarak düşecektir. O nedenle aile, bu sorumlulukların gence ait olduğunu bilmelidir. Aileye düşen, sorumluluklarını üstlenen ve yerine getiren gence, istediği desteği sağlamaktır. (Uygun bir çalışma ortamı temin etmek, yaşadığı zorlukları aktardığında birlikte çözüm üretmeye çalışmak... gibi)

Çocuğunun motivasyonunu arttırmak isteyen aileler, çocuğun yapamadıklarının değil yapabildiklerinin üzerinde durmalıdır ki takdir edildiğini, desteklendiğini gören çocuk o davranışı daha sık göstersin.

Sınavla ilgili olarak, gencin değerini sınavdaki başarısıyla eş tutmak, sonuçlarla ilgili olarak korkutmak, tehdit etmek, "Sen hele bir kazanama, o zaman görüşürüz" ya da "Kazanamazsan arkadaşlarının yüzüne nasıl bakarsın, aile dostlarımızın hepsine rezil oluruz" gibi ifadeler gencin motivasyonunu değil kaygısını arttırır. Genç ailesinin ve başkalarının gözünde kendisinin değil, sınavdaki başarısının önemli olduğunu düşünür ve sınava gerçek dışı bir anlam yükler. Bu da kaygısını arttırır. Kaygı, öğrenmenin ve öğrendiğini kullanmanın önündeki en önemli engeldir. Kaygısı artan, sınava olduğundan farklı anlamlar veren öğrenciler için her sınav bir "Kriz" dir. Kendisini ispatlaması gereken, değerli olduğunu herkesin görmesi gereken ve mutlaka kazanılması gereken bir savaş. Bu duygularla sınava hazırlanan genç her bir sınavı, hatta her bir çalışma testini, kazanılması gereken bir savaş olarak görecek, yapamadığı her bir soruyu kaybedilmiş bir savaş olarak yorumlayacaktır. Bu da umutsuzluk duygusunu ortaya çıkaracaktır. "Bir soruyu bile çözemiyorum, koskoca bir sınavı nasıl kazanırım" diye umutsuzluğa düşecek belki de çalışmayı bırakacaktır. Oysa sınav gencin gözünde kriz değil "fırsata" dönüştürülebilmelidir. LGS ya da Üniversite sınavının "amaç" değil, amaçlarına ulaşılmasını kolaylaştıracak bir "araç" olduğu bilinmelidir.

Gence, sınavın, amaçlarına ulaşabilmesi için bildiklerini, öğrendiklerini kullanabileceği amaçlarına ulaşmasını kolaylaştıracak bir "fırsat" olduğu söylenmelidir. Gence düşen de bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmektir. Deneme sınavlarının sonuçlarını yorumlarken de "bak kaç tane yanlışın var, bu yanlışlarla sınavı nasıl kazanacağını merak ediyorum" veya "bak yine yanlış yapmışsın, nasıl kapanacak bu açıklar" demek yerine "doğru cevapların geçen sınava göre artmış, demek ki bir önceki sınavda ki açıklarını kapatmaya başlamışsın" şeklinde bir ifade kullanmak gencin motivasyonunu arttıracak derslere daha sıkı sarılmasını sağlayacaktır.

Anne babalar genci her zaman tehdit etmeyebilir, bazen de genci olumlu etkilemek düşüncesiyle "ben sana güveniyorum sen en iyi bölümlere layıksın, senin kazanamaman gibi bir ihtimali düşünemiyorum bile" gibi ifadeler kullanırlar, bu da gence taşıyabileceğinden fazla yük yükler. Kendisinden ne kadar büyük beklentiler olduğunu gören genç gerçekçi olmayan hedefler belirler ve bu hedefe ulaşmak için tüm gücüyle çabalar. Ancak bir süre sonra, taşıyamayacağı kadar ağır olan bu yükün altında ezilmeye başlar. Yükün ağırlığını hissettikçe öğrenmesi ve öğrendiklerini kullanması zorlaşır, çok çalışmasına rağmen beklediği karşılığı alamaz. Gencin bunları yaşamaması için, aile gençten, verebileceğinden fazlasını beklememelidir.

Hiç kuşkusuz, gençlerin yaşamlarının bu önemli dönemlerinde onlara en iyi şekilde destek olmak her anne babanın isteğidir. Ancak önemli olan, gence "doğru ve onun başarısını arttırabilecek şekilde" destek vermektir. Bunun için de, sınavın asla bir dönüm noktası olmadığını ama yaşamdaki amaçlara ulaşmayı kolaylaştıracak bir fırsat olduğunu vurgulamalı ve onlara, sınavdan alacakları sonuca değil kendilerine değer verdiğimiz mesajını iletebilmeliyiz. Onlara içtenlikle "sen benim için her şeyden önemli ve değerlisin. Hayatındaki bu önemli dönemde, sana istediğin desteği vermeye hazırım. Senin kendi üzerine düşenleri en iyi şekilde yapacağını biliyorum, ben de üzerime düşenleri yapmaya hazırım" diyebilmeliyiz.

Bu süreçte ebeveynlerin sınavı nasıl algıladıkları, çocukların da nasıl algıladığıyla paraleldir. Ailelerin endişeli olması çocukların da stresini arttırmaktadır.

Tek odağınız sınav başarısı olmasın. Ebeveyn olarak bu süreci en iyi nasıl yönetebilirsiniz ona odaklanmalısınız. Çocuğunuzun neler hissettiğini, endişelerinin neler olduğunu çok iyi anlamalısınız. Ailesi tarafından anlaşılmak, onların rahatlaması için en büyük ihtiyacıdır. Ama amacınız çocuğunuzun kaygısını tamamıyla yok etmek değil, belli bir düzeyde tutmaktır. Ergenlik dönem özellikleri, gençler aileleriyle zaman geçirmektense akranlarıyla zaman geçirmekten daha çok hoşlanırlar. Evde aileyle sıkça zaman geçirmenin onlar için oldukça zorlayıcı olabileceğini düşünün. Çocuğunuzun sergilediği her farklı davranışı, size yönelik değişken tutumlarını anlayışla karşılayın. Tek odağınız sınav başarısı olmasın, başarısızlık durumunda da onları seveceğinizi, her koşulda yanlarında olacağınızı söyleyin. Zor şartlarda sınava hazırlandıklarını kabul edin, bu sebeple sonuçtan bağımsız çabasını takdir edin. Geçmiş dönemlerde de kaygılı hissettiği durumlardaki başarılarını hatırlatın. En önemlisi çocuğunuzu başka öğrencilerle kıyaslamadan kaçının. Her insan tektir, kişilik örüntüsü, olaylar karşısında gösterdiği tepki farklıdır, stresle baş etme kabiliyetleri ayrı ayrıdır. Evde sürekli aynı ortamda ders çalışmak, sıcak havaların da artmasıyla zor olabilmektedir. Onlara çalışmama durumlarında anlayış gösterin, kendileri için yapabileceğiniz bir şey olup olmadığını sorun. Çocuklarınıza rehber olabilirsiniz, evde çalışma durumunuz varsa onlar ders çalışırken ortak alanlarda kendilerine eşlik edebilir, yanlarında kitap okuyabilir veya herhangi bir şeyle düzenli uğraşabilirsiniz. Aşırı kontrolcü, baskıcı bir ebeveyn tutumunuz varsa şu süreçte özellikle kontrol altına almaya çalışın. Eleştiriye ekstra duyarlı halde olabilirler.

Bir yola çıktığınızda koşulların tamamını sizin belirlemeniz mümkün değildir. İşte bu şansınızdır ya da şanssızlığınızdır. Covid-19 da bir etki yarattı. Doğal olarak kaygı taşıyorsunuz. Çok büyük efor veriyorsunuz, bu yüzden sınava hazırlanan tüm gençleri tebrik ediyorum.  

Çocuklarınıza bu önemli dönemde ne olursa olsun yanlarında olduğunuzu göstermenizi ve onları yüreklendirmenizi içtenlikle dilerim.

Sevgiyle, sağlıklı kalın.

 

Yazdır Paylaş
Diğer Burcu Çalışkan Yazıları
hurfikir.com.tr’da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hürfikir Gazetesi sorumlu tutulamaz.
Tasarım by Webdestek