Kooperatifçilik faaliyetlerine hız verildi
Ahmet Sezal Özbek’in acı günü
Çetin Altay Lüleburgaz’a geldi
Yağışlar geliyor
Bu yazı 04 Mart 2020, Çarşamba 09:22:44 tarihinde eklendi. 2165 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

NE YAPSANIZ NE SÖYLESENİZ HEP EKSİK - Burcu Çalışkan

NE YAPSANIZ NE SÖYLESENİZ HEP EKSİK

 

İnsan bir yakınını kaybedince dünyası başına yıkılır, tüm renkler griye döner ve duygular anlamsızlaşır. Tüm seslere kulaklarınızı tıkarsınız, sadece kaybettiğiniz sevdiğinizin sesini duymak isterseniz. Önce olayın ciddiyetini fark edemezsiniz, hala inanamamışsınızdır ve inanmak için bir çabanız da yoktur; sanki bir anda kapıdan girecekmiş gibi hissedersiniz. Ortalık cenaze için gelenlerle kalabalıktır ama kimseyle konuşmak istemezsiniz, sanki boşluktasınızdır. Oturup öylece boş boş bakarsınız, etrafı pek de umursamadan, umursayamadan. Şaşkın olduğunuzu hissedemeyecek kadar şaşkınsınızdır aslında. İlk söylendiği zaman tepki verememişsinizdir çünkü ölüm ve o insanın adını aynı cümlede bile düşünemezken şimdi beyninizde bundan başka bir şey yoktur ve bunu anlamlandırmaya çalışırsınız. O an onlar sadece sözcüklerdir ve ifade ettikleri bir şey yoktur. İnanamazsınız. Ya hiçbir şey düşünemezsiniz, ya da aklınıza o an düşünebileceğiniz en saçma şeyler gelir, gittikçe daha da bir saçmalaşarak: "bu insanlar ağlıyor, ben neden ağlayamıyorum, neden hissizleştim? Ağlamam mı gerekiyor? Acaba görüyor mu beni şimdi? Ağlamıyorum diye üzülmediğimi mi düşünür?”

Bu saçma düşünceler ve inanamama durumu bir süre daha devam eder. Ta ki gömülene kadar... Gömülürken üstüne atılan her toprak parçasıyla beraber ölüm kelimesi kafanızda daha da bir anlamlanır. Her an kapıdan girebileceğini sandığınız kişinin bedeni toprak altında kayboldukça sizin de onun tekrar canlanacağına dair içinizde bulunan garip ümidiniz yok olur.

Her şey aslında bundan sonra başlar. Etrafınızda üzüntüden intihar edeceğinizi düşünerek peşinizde dolanan kişiler kalmamıştır artık, cenaze kalabalığı da dağılmıştır. Artık siz size kalmışsınızdır. Sofraya bir kişi eksik oturduğunuzda hissedersiniz asıl yokluğu ve acıyı. Artık yokluğu daha belirgindir, o ana kadar tüm ağlatma çabalarına rağmen gözünüzden tek damla yaş çıkmamışsa bile o an farkında olmadan yaşlar süzülür. Ağlamasanız bile istemsiz bir şekilde yaşlar akmaya devam eder. Bundan sonraki ilk dönemlerde gitgide artan özlemle beraber acı da artar çünkü ilk şoku atlattınız, aklınız başınıza geldi ve acıyı bilinçli olarak hissetmeye başladınız, yara derindir artık. Her şeyde onu hatırlarsınız, dalıp gidersiniz. Farkında olmadan saatlerce onu düşünebilirsiniz. Akla pişmanlıklar gelir, "keşke" ile başlayan cümleler kurulur: "keşke geçen gün ona o ters lafı etmeseydim", "keşke sarılıp öpüp aslında onu ne kadar çok sevdiğimi söyleseydim"...
Belki "o hayatı boyunca didindi durdu da ne oldu işte, bak sonunda bunun keyfini süremeden gitti. Ben didinsem neye yarar, benim de sonum öyle olacak, her şey boş..." düşünceleriyle kendinizi bırakırsınız belki de yaptığınız her hareketi onu düşünerek yapmaya başlarsınız, "o şimdi olsa böyle yapmamı isterdi" veya "o beni böyle görmek istemezdi" diyerek. Bazen onun sizi görüyor olmasını çok istersiniz, desteğine çok ihtiyacınız olur ama bazen de kendinizi saldığınız öyle anlar olur ki görüp de üzülmesini istemezsiniz.
Zaman geçer ve yapılması gereken işlerin farkına varılır. Eşyalarını toparlamak da bunların başında gelir. Elbise dolabını açtığınızda o ana kadar hissetmediğiniz bir kokuyu duyarsınız. Onun kokusudur bu, gariptir ki önceden hiç bunun farkına varmamışsınızdır. O an öyle keskin gelir ki burnunuza, daha önce fark etmediğinize şaşırırsınız. Ağlayacak gibi olursunuz ama tutarsınız kendinizi, çünkü bilirsiniz ki siz koptuğunuzda herkes arkanızdan gelecektir, bu yüzden güçlü durursunuz. Bu dönemlerde resmine saatlerce bakabilirsiniz, kafanızdan hiçbir şey geçmese bile... Gözünüzü ayırmadan saatlerce izleyebilirsiniz.
Aradan zaman geçtikçe acı azalmıştır, özlem de katlanılır hale gelmiştir artık. Belki de bu hale gelebilmek için birkaç sene geçmiştir... Artık gün boyunca aklınıza çok sık gelmez ama gece yatıp kendinizle baş başa kaldığınızda mutlaka düşünceleriniz arasında yerini alır. Artık ne geceleri düşünürken ne de resmini görünce ilk günlerdeki gibi içiniz bir el tarafından sıkılıyormuş gibi hissetmezsiniz. Çok daha farklıdır duruşunuz. Suratta buruk bir gülümseme oluşur, belki bir anınız gelir aklınıza ve gülersiniz, sonra gene buruk bir ifade oluşur. Konuşma sırasında farkında olmadan "ona da söylerdim böyle..." gibi aniden ağzınızdan çıkan cümlelerden sonra ne diyeceğinizi bilemediğiniz durumlar yaşarsınız. Zaman zaman gözünüzü kapatıp yüzünü aklınıza getirmeye çalışırsınız, anıları hatırlamaya çalışırsınız çünkü onu kaybetmekten sonra en çok üzülüp vicdan azabı çekmenize neden olacak şey anılarını da kaybetmek olacaktır. Korkarsınız onu unutacaksınız diye. Hayatınıza, kişiliğinizin oluşumuna, benliğinize öyle güzel bir damga vurmuştur ki bu insan, bu güzel etkileri için şükran duyarsınız ve hakkını ödeyememenin verdiği burukluğu yaşayıp kızarsınız kendinize. Vefa borcunuzu ödemek namına yapabileceğiniz tek şeyin unutmamak olduğunu düşünürsünüz.

Zaman geçtikçe onun tatlı anılarıyla yaşamayı iyice öğrenirsiniz, bazen duygulansanız da genelde gülümseyerek hatırlarsınız ve zaman zaman onun için bir şeyler yapmak istersiniz. Belki "o beni böyle görmek isterdi" diyerek hayatınıza öyle devam edersiniz, belki anısına yazılar yazarsınız, belki onun için her gece dua eder veya sadece düşünürsünüz. Boş bir hayal de olsa sanki bir gün gelecek ve geri dönecek sanırsın, umarsın, beklersin. Herkes onu unutsa da sen asla unutamazsın. Yaşamadan da bu duyguları anlayamazsın. Evladını, yakınını kaybeden tüm anneler ve aile  fertleri bundan daha da acı duygular yaşar. Yüreklerde yangın sönmez, o çok sevilenler yürekte kalmaya devam eder.

Ne yapsanız, ne söyleseniz hep eksik ve susulmuş olsa da çığlık çığlığadır.
Ateş düştüğü yeri yakıyor. Allah kimseye yakınlarının acısını yaşatmasın.

Sevdiklerinizle kalın…

Yazdır Paylaş
Diğer Burcu Çalışkan Yazıları
hurfikir.com.tr’da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hürfikir Gazetesi sorumlu tutulamaz.
Tasarım by Webdestek