Torba yasa Meclis’ten geçti
Serdar Türker, hastaneye kaldırıldı
Erol Özgür’ün testi pozitif çıktı
İsviçreli çiftin durağı LYMBA oldu
Bu yazı 19 Şubat 2020, Çarşamba 09:15:20 tarihinde eklendi. 2699 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

SEVDİĞİN İŞİ YAPMAK MI, YAPTIĞIN İŞİ SEVMEK Mİ? - Burcu Çalışkan

SEVDİĞİN İŞİ YAPMAK MI, YAPTIĞIN İŞİ SEVMEK Mİ?

 

Konfüçyüs’ün bir sözü vardır; "Sevdiğiniz işi yaparsanız, bir gün bile çalışmış sayılmazsınız".

İşini sevgiyle ve aşk ile yapmak, işi sevmemenin yarattığı bütün negatif durumları ortadan kaldırır.

Yaşam içerisinde hayatımızı idame ettirebilmek için her birimiz farklı meslek gruplarına atılmış bulunmaktayız. Kimimiz doktor, kimimiz öğretmen, ressam, gazeteci, avukat, güvenlik görevlisi, mimar... Her bir mesleğin karşıladığı ihtiyaç alanı farklı ve de önemli. Ayrıca her meslek bir bakıma bir başka meslek grubunun ihtiyaç ve konfor alanını sağlamak için de gerekli. 

Peki tüm bu meslek dallarına dağılmış kaç kişi işini severek ve tutkuyla yapıyor? Ya da daha değişik bir bakış açısıyla konuyu ele alalım? Sevdiğimiz işi mi yapmalıyız, yaptığımız işi mi sevmeliyiz? 

Ne yazık ki herkes günümüz şartlarında hayalini kurduğu, yapmayı istediği iş alanında çalışamıyor. Gönül ister ki herkes mutlu olacağı işi yapsın. Fakat koşullar ve bazen de şans insanları eğitim aldıkları ya da yapmayı canı gönülden istedikleri mesleklerin dışına sürükleyebiliyor. 

Öyle ya da böyle hepimiz bir işe sahibiz. Aslında "iş" hayatın her alanında var. Bir öğrencinin işi ders çalışmak, işsiz olan bir insanın işi iş aramak, bir ev kadınının görevi ise evde çalışmaktır. Dolayısıyla hayatımız aslında çalışmaktan, "iş"ten ibaret.

Hâl böyle de olunca mevcut işimizi severek yapmaktan başka çare kalmıyor. Evet belki hayalimiz iyi bir yazar olmak iken, bir sağlık görevlisi olmuş olabiliriz ancak bu durum o dalda başarılı olmamıza engel değil. Gerçekler çoğu zaman hayallerle örtüşmüyor maalesef. 

Bu durumda hayatımızın çekilir olmasını istiyorsak yaptığımız işi sevmek, zevk almak durumundayız. Düşünsenize bir günün büyük çoğunluğu iş ortamında geçerken; her gün paydos saatini dakikaları sayarak beklemek ne büyük bir eziyettir. 

Sevmeden çalışılan her iş bir çile haline gelir ki bu durum ise yaşam sevincimizi bile yok eder. Öte yandan yaptığımız işi benimsemek, kabullenmek ve başarılı olmaya kilitlenmek; layıkıyla görevimizi yapmak kazandığımız parayı hak etmemizi; dolayısıyla başımızı yastığa rahat koymamızı sağlar. 

İnsanların emeklerinin karşılığında aldığı ücret, çalıştığı ortamın fiziki koşulları, iş arkadaşları ve yöneticilerinin tutumu ise kişinin iş tatmini ve işteki mutluluğunu belirleyen unsurlardır. Ancak tüm bu şartların iyi anlamda yerine getirildiği koşullarda dahi işini sevmeyenler vardır. Bunun nedeni ise beyinde kendini şartlamaktır. Eğer işinizi sevmemeye kendinizi koşulladıysanız tüm olumlu yönlerine rağmen mutlu olamayacaksınızdır. Oysaki "Bu benim işim sahip çıkmalıyım" mantığıyla hareket etmek ise belki de derinlerde kalmış bir potansiyeli de açığa çıkaracaktır. 

Öte yandan insanın yaptığı iş o insanın toplumsal kimliğini oluşturur. İlk tanıştığımızda sormaz mıyız hep karşımızdakinin ne iş yaptığını? Tanımadığımız halde ilk etapta biraz da yaptığı işe göre çıkarımlarda bulunmaz mıyız insanlar hakkında? Dolayısıyla bu toplumsal etiket de işimizi önemsememizi, değerli bulmamızı gerekli kılar. 

Bunun yanı sıra bir insanın yaptığı işi değerli bulması için ise illa o insanın bir doktor olup hayat kurtarması gerekmez. Her iş, o işi yapan insanın tavrına, yaklaşımına göre önem ve anlam kazanır. Bazı insanlar vardır ki yaptıkları iş ne olursa olsun işlerini bir misyon olarak görür, böyle yaklaşır ve daha yüksek bir doyum yaşarlar. 

Çalışmak, üretmek ve başkalarına yararlı olmak, insana varoluşsal bir doyum ve mutluluk yaşatır. En mutlu insanlar, yaptıkları işe anlam yükleyen ve işlerini bir misyona dönüştürebilen insanlar değil midir?

Ünlü filozof Maksim Gorki'nin şu sözü ne de güzel özetler tüm konuyu: "İş mutluluk verici olduğunda hayat eğlencelidir; bir görev olduğunda ise esarettir."

 

Dünyanın acil olarak işini severek yapan insanlara ihtiyacı var. Canlı hayallere, parlak umutlara ve sonsuz arzuya ihtiyacı var. Göz alıcı umutlara, yoğun sevgiye ve kesintisiz dürüstlüğe ihtiyacı var. “Dünyanın en çok sevdikleri, içlerini kıpır kıpır eden şeye kendilerini adadıktan sonra keyifle gözleri ışıl ışıl parlayan insanlara ihtiyacı var. Hiç vazgeçmeyen ve motivasyonlarını kaybetmeyen insanlara ihtiyacı var.

Zaman zaman ilgisizlik kendini gösterse de onlar bunun üstesinden gelmeyi, her kötülükten bir iyilik yaratmayı başarırlar. Mükemmel bir iş yapmanın tek yolu onu severek yapmaktır.”

Dünyanın işini severek yapan, sadece iş hayatında değil, sosyal hayatında, özel hayatında, kişisel hayatında ve ailesiyle beraberken tutku dolu olan insanlara ihtiyacı var. Dünyanın insanlığını yitirmemiş insanlara ihtiyacı var.

Dünyanın, kimsenin bir şey demesine gerek kalmadan, her zaman daha iyi olmak için çalışan, başarısız olduklarında yılmayan, yeniden denemenin binlerce yolunu bulabilen insanlara ihtiyacı var. Engel tanımayan hevesli, cesur, kararlı insanlara ihtiyacımız var.

Adım adım, sabırla ve büyük bir istekle yol kat etmeyi seven, engeller yollarını tıkadığında bile alınlarından ter damlayarak yorgunluğa teslim olmayan idealist ve hayalperest insanlara ihtiyacımız var. Onlar yorgunluğa teslim olmazlar çünkü bir şeyi isteyen insanın onun için savaşması gerektiğini bilirler.

Hayallerini ve ne yapabileceklerini belirleyen, tüm zorluklara rağmen hayallerinin peşinden giden, onları yılmadan şekillendiren insanlara ihtiyacımız var.

Krizleri fırsata çevirebilen, hatalarını ders olarak gören ve zorlukları başarılarının ölçüsü olarak gören; hedefleri olan insanlara ihtiyacımız var. Davranışlarına sevgi ve duygu katan; gözlerinin içinde baktığımızda, derinlerde doğuştan gelen bir parıltı olduğunu fark ettiğimiz insanlara ihtiyacımız var.

Samimi duygulara sahip olan, doğal bir şekilde sarılan, tutkuyla öpmekten, içtenlikle gülümsemekten çekinmeyen insanlara ihtiyacımız var. Kendileri olmayı seven özgün insanlara ihtiyacımız var. Onlar için, kimliklerinin simgesi olan, kim olduklarını ortaya koyan, kendilerini tanımlayan özelliklerden ve farklılıklardan güzel bir şey yoktur.

Yaptıkları şeyleri sorumluluğunu üstlenen, bahanelerin ve gerekçelerin arkasına saklanmayan, gerektiğinde hatalarını telafi etmeye hazır insanlara ihtiyacımız var. Böyle insanlar sorumluluk duygusunun içten gelen bir duygu olduğunu bilir. Dünya tutku duymayan, bilinçli yaşamaktansa otomatik pilota bağlı yaşamayı tercih eden insanlardan bıktı.

Böyle insanları nerede bulabiliriz?

Böyle insanların, orada, burada ve her yerde olduklarına eminim.

Onlar, siz, ben… Yalnızca uyanmalı ve otomatik pilota bağlı gitmeyi bırakmalıyız. Farkında olmaya başlamalıyız. İçimizdeki ateşi yakacak kıvılcımı ve anlamını bulmalıyız. Onu bulduğumuzda, şekillendirmeli, amacımıza hayat vermeliyiz. Fırtınanın içinde dinginliği yakalamalıyız.

Sevdiğimiz şeyi bulalım, denemekten vazgeçmeyelim, rutin günlük hayatımızın içinde de bu küçük güzellikleri yakalamayı unutmayalım.

“Herkesin hayatta belirli bir misyonu ya da yeteneği vardır; herkes yerine getirmesi gereken görevin altından kalkmasını bilmeli. Kimsenin onun yerini alamayacağını ya da hayatının bir tekrarı olmadığını bilmeli. Bu nedenle herkesin görevi benzersizdir ve herkesin görevini uygulamak için fırsatı vardır.”

Sevgiyle kalın…

 

 

 

Yazdır Paylaş
Diğer Burcu Çalışkan Yazıları
hurfikir.com.tr’da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hürfikir Gazetesi sorumlu tutulamaz.
Tasarım by Webdestek