Pınarhisar’la başlayacak Babaeski ile bitecek
Vecdi Gündoğdu, İnsan Hakları Günü’nü kutladı
Kırklareli’nde Atatürk’ün Sevdiği Şarkılar konseri düzenlenecek
Halebak ailesinin 34. yıl sevinci
Bu yazı 31 Ocak 2019, Perşembe 09:55:13 tarihinde eklendi. 2028 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Susmak; konuşmaktır aslında… - Metin Büyükavcılar

Yerel seçim sürecinde tüm siyasi partilerin belediye başkan adaylarını, meclis üyeleri belirleme sürecini yakından gözlemliyoruz.
Susmak; konuşmaktır aslında…

 

Başkan adaylarının belirlenmesinde olduğu gibi, meclis üyelerinin belirlenmesinde de liyakat, deneyim, mesleki bilgi sanırım çok önemli değil. Benden olsun, dediğimi yapsın, kardeşim olsun, hemşerim olsun, bana oy versin koltuğu kapsın. “Bugün imar komisyonları kaldırılsa belediye meclis üyesi aday adayı bile bulamayız! sanırım.

Partilerin kimi daha fazla kimi daha az iddia taşıyabilir ama her partinin oylarını arttırması ve geleceğe yönelik mesajlar verebilmesi için “en yakınlar” yerine “en ehillerden” oluşan listelerle seçmenin karşısına çıkması gerektiğini düşünüyoruz değil mi? Olur mu? Olmasa da hayal etmesi bile güzel. Belki de bu hayalle avunacağız. 

 Albert Einstein; "Dünya, kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir." demiştir. Yerelde başarılı olmanın temel kuralı ve koşulu, seçmen ile iyi iletişim kurmaktır. Gönül birlikteliğini sağlamaktır. Siyaset ve ticareti aynı görüp seçmeni de müşteri gibi görmemek gerekiyor. Siyaset ruhla yapılır, o ruhu da ideoloji yaratır.

Ne yazık ki konuşması gerekenlerin ekseriyetle sustuğu, susması gerekenlerin de çok ama çok konuştuğu zamanlarda yaşıyoruz. Konuşmanın faydasız olacağı yerlerde, belki de susmak gerçeği anlatmanın tek yoludur. Eğer bir söz dilden çıkıp kalplere ulaşmıyorsa, saatlerce konuşsan kime ne fayda. Ama bazı insanlar vardır ki bir sözü bile kalpleri mest etmeye yeter de artar. Bu nedenle, asıl konuşması gerekenlerin sustuğu, susması gerekenlerin ise konuştuğu bir toplumda, haksızlıkları önlemek ve adaleti sağlamak mümkün değildir.

Osmanlı zamanında yaşanmış bir olay sanırım içinde bulunduğumuz durumu yeterince açıklıyor.

 "Maarif nazırı Tahir Münif Paşa nazır olunca, Menas Efendi de onu tebrik etmeye gelmiş.

Paşa, Menas Efendi’yi diğer dostlarıyla şöyle tanıştırmış:

Menas Efendi, benim kalem arkadaşımdır. Ben vezir oldum ama o dilinin yüzünden vezir olamadı.

Menas Efendi hemen araya girerek cümleyi şöyle sürdürmüş:

Paşa’nın söylediği doğrudur. Yalnız, dilimin konuşmasının belasını sadece ben çekiyorum. Vezir efendilerimizin susmalarının belasını ise bütün Osmanlılar çekiyor!"

Bazen, gerçekler karşısında konuşması gerektiği halde konuşmayıp susanların cezasını bütün toplum çeker. Bu yüzden konuşanlara ceza verirken, susanlarında durumunu iyi değerlendirmek gerekir… Sevgiyle kalın.

 

Yazdır Paylaş
Diğer Metin Büyükavcılar Yazıları
hurfikir.com.tr’da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hürfikir Gazetesi sorumlu tutulamaz.
Tasarım by Webdestek