Yolda yürürken kolunu köpek ısırdı
Muhtar Ali Teker, gözyaşlarını tutamadı
Vatan Partisi; “çözüm milli direnme ekonomisi”
Trakya’nın tek kadın hakemi göğsümüzü kabartıyor
Bu yazı 12 Haziran 2017, Pazartesi 10:55:05 tarihinde eklendi. 805 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

SÖZÜN DEĞERİ - Uğur PİRPOR

SÖZÜN DEĞERİ

Hadi Antik Yunan Coğrafyasına bir yolculuk yapalım bu hafta. Çağın en büyük filozofu Sokrates.  Sokrates o kadar büyük bir filozof ki, Yunanistan başta olmak üzere dünyanın birçok yerinden felsefe meraklıları, Sokratesin sohbetlerine katılmak şayet mümkünse ondan ders almak için şanlarını deniyorlar. Bir gün bir delikanlı Soratese ders konusunda epey ısrar edince Sokrates bu delikanlıya “Diğerlerinden farkın nedir?” diye sorar. Delikanlı çok istekli olduğunu söyler ve Sokratesi ikna etmek için çok astronomik bir ders ücreti önerir. “Size bana vereceğiniz her ders için… ücret ödemeyi taahhüt ediyorum” deyince Sokrates sakallarını kurcalayıp ders vermeyi kabul eder.  Bu ısrarcı öğrencinin adının Platon. Böylece dersler başlar. Platon hocası Sokratesten iki yıl boyunca ders alır. Platon hocasına “sizden iki yıldır ders alıyorum, peki ben ne zaman mezun olacağım? Yani ne zaman kendimi filozof diyeceğim diye sorunca Sokrates gülümseyerek öğrencisine hak verir. Yarın gün doğarken bahçede buluşalım. İmtihan sorunu hazırladım. Eğer bu soruyu bilirsen filozof olduğunu ispat etmiş olursun.  Sabah olur, Platon büyük bir heyecanla bahçenin kapısını ittirip girince bugün emsallerine tarihi arkeoloji müzelerinde rastlayacağımız türden üç tane Roma heykeliyle karşılaşır. Platon şaşkın şaşkın heykellere bakınca Sokrates gür bir sesle “İşte sınav sorun evlat. Bu üç heykelden biri diğerlerinden farklıdır. Senin için bu üç heykelden farklı olanı bulmandır. İyi düşün, dikkatli ol. İpucun “SÖZÜN DEĞERİDİR” der.

 

Platon şaşkınlığına ara vermeden heykellerin yanına gider ve üç heykele de tek tek dokunur. Üç heykelin boyu, ağırlıkları, renkleri, omuz genişliği, sakalları, burunları aynıdır. Platon bir hafta boyunca farklı heykeli bulmaya çalışır ancak bulamaz. Bu esnada Platon gibi başarılı bir öğrencinin bu soruya cevap vermediği dünyaya yayılır. Haberi duyan yüzlerce filozof adayı bu imtihana girmek için bahçeye gelirler. Sokrates bütün adayları kabul eder. Soru herkesin merak ettiği bir hal almıştır artık. Bir gün bir delikanlı daha sınava girmek ister. Sokrates üç heykeli göstererek sınav sorusunu tekrarlar. Delikanlı tam çekip gitmeye karar verdiğinde ipucunu yani sözün değerini düşünür. Heykellere daha yakından baktığında ağız ve kulak deliklerinin açık olduğunu fark eder. Hemen bakır bir tel bulur. Elindeki bakır teli heykellerin kulağına sokar. Ardından büyük bir mutlulukla “Buldum” der.

 

Sokrates başta olmak üzere herkes şaşırır.  Sokrates, “Söyle” der. Delikanlı heykelleri göstererek “Elime bir tel aldım ve ilk heykelin kulağına soktum. Tel heykelin bir kulağından girdi bir kulağından çıktı. Bu değersiz bir sözü temsil eder. Yani siz birisine bir söz söylersiniz, onun bir kulağından girer diğerinden çıkar. İkinci heykelin kulağından teli soktum. Bu kez tel kulaktan girip ağızdan çıktı. Bu daha değersiz bir sözü ifade eder. Yani siz birisinin kulağına eğilip ona bir sır verirsiniz o sizin ona verdiğiniz sırrı gidip başkasına söyler. Ama üçüncü heykelin kulağından teli soktuğum zaman, tel bir süre gittikten sonra durdu, artık hareket etmedi. İşte bu heykelin kulağından teli çıkarıp kulak ile telin arasındaki mesafeyi ölçünce, mu mesafenin kulak ile kalp arasındaki mesafeye tekabül ettiğini gördüm. İşte farklı ve değerli olan heykel budur efendim. Siz birisine bir söz söylersiniz onun kulağından girip kalbine gider. Sokrates afallamış bir şekilde, “Doğru” der ve ardından ekler. Adın ne senin evladım? Delikanlı “Aristo”der.

 

Bu hikayeyi anlatmak istedim çünkü belki de söze, edebiyata, kitaplara en çok ihtiyaç duyduğumuz bir çağdan geçiyoruz. Söze, güzel konuşmaya önem vermiyoruz.  Hepimiz büyük bir koşuşturmanın içerisindeyiz. Niye koştuğumuzu, nereye koştuğumuzu bilmeden büyük bir kargaşanın içinde buluyoruz kendimizi. Koşmayı bilmeden önce yürümeyi öğrenmeyi bilmeyi gerektiğimiz gibi, Bir söz söylemeden önce iki kere de düşünmeyi de bilmemiz gerekiyor belki de.

 

 

 

Yazdır Paylaş
Diğer Uğur PİRPOR Yazıları
hurfikir.com.tr’da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hürfikir Gazetesi sorumlu tutulamaz.
Uzmanındanal.com ---Yeni neslin alışveriş tercihi--