Şeker Gübre depoları 10 Ağustos’ta satış ihalesine çıkıyor
Önce lastik çarptı, sonra otomobil
LÜLEBURGAZ’DA FECİ KAZA
Lüleburgaz’a Arefe günü iki Pazar kurulacak
Bu haber 27 Mayıs 2022, Cuma 09:11 tarihinde eklendi. 935 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

RUMELİ’DE 665 YILLIK VATAN LÜLEBURGAZ…

Lüleburgazlı araştırmacı ve yazar Bahri Berberoğulları, Lüleburgaz’ın tarihi ve Lüleburgaz’ın Osmanlı İmparatorluğu tarafından nasıl alındığını gazetemize anlattı.
RUMELİ’DE 665 YILLIK VATAN LÜLEBURGAZ…  

Bahri BERBEROĞULLARI- Araştırmacı Yazar

İşte Bahri Berberoğulları’nın kaleminden Lüleburgaz’ın tarihi ve Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirilmesi;

“Ulusların olduğu gibi şehirlerin de kendilerine ait tarihleri vardır. Yaşadığımız Lüleburgaz’ın çok derin, engin, zengin tarihi olmasına karşın ne yazık ki bunu anlatan, gösteren, günümüze getiren yazılmış bir eser yoktur. O nedenle, 50. yıla varan araştırmalarım (1972-2022) beni : “Lüleburgaz, yaşanmış ama yazılmamış kenttir!” yargısına vardırdı. Öyle ya;  Yerli Trakyalı, Trak, Klasik Yunan Helenistik, Roma-Bizans, Osmanlı-Türk tarih ve kültürlerini yaşamış, izlerini taşıyan bu toprakların dönemlerini gösteren anıt ve izleri vardır da o dönemleri anlatan yazılı belgeleri yoktur.

 Eskiler, Roma’yı-Bizans’ı boş ver Osmanlı’ya bak derlerdi. Tamam, bıraktık Roma-Bizans’ı hani nere de Osmanlı ile ilgili bilgiler, ne biliyorsun Osmanlı konusunda anlat bakalım? Yaşadığın kentin Osmanlı dönemi fethinden haberin bile yok. Cevap hazır, hepsi sözbirliği etmişçesine; Lüleburgaz I. Murat tarafından 1361 yılında zapt edildi. Bir yetmedi ikinci kez 1362 de zapt edildi. Kaymakamlık kayıtları, Beledi ye kayıtları, Müftülük kayıtları ve kendisine tarihçi, araştırmacı diyenler de sözbirliği etmişçesine böyle diyor, böyle yazıyor böyle ahkam kesiyorlar.

 Sevgili okurlarım, Osmanlı Beyliği 1299 da Osman Bey tarafından Söğüt’te kuruldu. Beylikten devlete geçiş oğlu Orhan Gazi döneminde başladı. Orhan Gazi döneminde, büyük oğlu Süleyman Paşa komut asında 39 yiğitle Rumeli’ye Geçiş ve ardından Ece Bey-Gazi Fazıl’ın Gelibolu, Hacı İlbegi-Gazi Evrenos ’un Malkara, Keşan(1354) ile Süleyman Paşa Başkomutanlığında Hacı İlbegi, Gazi Evrenos ve Şehzade Murad (I. Murat) Tekirdağ (1357 yılı Ocak) ve Çorlu’nun Fethi (Mart 1357) çok kanlı savaşlar sonucu zapt edildi. Sırada, Bizans (İstanbul) –Edirne arasında önemli bir kale olan Arcadiaopolis(Lüleburgaz) vardı. Çorlu’da Başkomutan Süleyman Paşa otağında toplanan Savaş konseyi daha önce Rumeli’nin Fethi planını Gelibolu’da ki toplantıda kararlaştırmışlardı, şimdi onu uyguluyorlardı. Bu plan gereğince Başkomutan kendi emrindeki kuvvetleri ile olası bir Bizans saldırısını püskürtmek üzere Çorlu da kalacak, kardeşi Şehzade Murad Bey (sonra I. Murat olacak), ordusu ile Ergene Nehri’ni batı yönünde izleyerek Hayrabolu’ya, Süleyman Paşa’nın Rumeli harekatının başlangıcından beri yanında olan Kom utanlarından Hacı İlbegi ile Gazi Evrenos, komutalarındaki Gazi Akıncı Ordusu da,  Misinli,  Karıştıran, Evrensekiz, Lüleburgaz zaptı için hareket edeceklerdi. Bu iki komutandan Hacı İlbegi Komutan Gazi Evrenos Komutan yardımcısıydı.

Arcadiaopolis (Lüleburgaz) 8-10 Nisan 1357 de Hacı İlbegi Komutasındaki Gazi Akıncı Ordusu Tarafından zapt edildi.

 Sevgili okurlarım, Lüleburgaz 1357 yılı Nisan ayı 8-10 Nisan da zapt edilmiş o günden bu yana tam 665 yıldır vatanın parçasıdır. Dönem; Sultan Orhan Gazi dönemi olup Sultan sağ-hayattadır. Rumeli Fethine Büyük oğlu Gazi Süleyman Paşa’yı; Rumeli Beylerbeyi- Başkomutan olarak atamış o sağ ve görevi başındadır. Orhan Gazi, Bursa’daki küçük oğlu Şehzade Murad Bey’e;” hadi toparlan bakalım, hazırlıklarını en kısa zamanda tamamlayıp Rumeli Fethine çıkan ağabeyine eriş” diyerek Rumeli’nin Fethine çıkan ağabeyinin yanına göndermiş, Şehzade Murad, Tekirdağ’da bekleyen ağabeyi Başkomutan Süleyman Paşa komutasındaki orduya erişmiş, bu arada babaları Orhan Bey, özel bir ulakla Büyükoğlu Süleyman Paşa’ya bir mektup göndererek; “Kardeşin bugüne kadar savaşta orduya kom uta etmedi, ona önemli görevler ver de komutanlık ve savaş deneyimi artsın..” önerisini, babasının emri sayan Süleyman Paşa, Tekirdağ  ve Çorlu’nun zaptı savaşlarında kendisi Başkomutan olarak şehrin hakim bir köşesinden savaşı yönetti, kardeşi Şehzade Murad Bey’i komutan ve diğer deneyimli, savaş kurdu nice savaşlara girmiş Hacı İlbegi ve Gazi Evrenos’la beraber savaşa sürdü. Olay budur. Ne olmuştur biliyor musunuz?  Gidin Tekirdağ’a bir anıt yapmış Belediye 2007 yılında, şehrin Murad Hüdavendigar (ki o zaman ne I. Murad, ne de Murad Hüdavendigar idi, Şehzade Murad Bey idi) tarafından zapt edildiği için bu şükran anıtını dikmişler. Bir de ne demişler biliyor musunuz; “ I. Murad Hüdavendigar ve ağabeyi Gazi Süleyman Paşa komutasındaki ordu tarafından Tekirdağ’ın Türk yurdu yapıldığı” yazıyor. Tekirdağ Belediyesi öyle yaparda diğer resmi, özel tüzel makamlar da; geri kalmayıp  , Çorlu, Hayrabolu, Lüleburgaz neresi varsa I. Murat tarafından alınmış. Öyle bir I. Murad mış ki, ayni tarihte ayni günler de hem Hayrabolu’yu aynı zamanda Lüleburgaz’ı zapt ediyor, Süpermen olsa hele o günkü koşullarda bu mümkün değildi..

  Sevgili okurlarım, Lüleburgaz’ın zaptında Şehzade Murad Bey’in (o zaman konumu oydu) in zerre kadar ama zerrecik kadar dahli, katkısı yoktur.. Olay, tamamen yukarıda anlattığım gibidir.

 Osmanlı’da (1300-1600) yılları yani Rumeli’ye çıkış, fethi dönemleri Klasik Dönemdir. Sislerle kaplı,  Bilinmeyenlerle ara dönemidir. Bu dönem yakın zamana kadar daha doğrusu Prof. Dr. Halil İNALCIK ile Prof. Dr. İlber ORTAYLI, Prof. Dr. Cemal KAFADAR a kadar sislerle, bilinmeyenlerle, karanlıkta kaldı.

Arcadiaopolis (Lüleburgaz) İmparator Arcadıus (Arkadyüs) ün Kurduğu Kale Şehirdir..

  Sevgili okurlarım, bugünkü Türkiye Trakyası’nda, Roma İmparatorlarının kurduğu üç şehir vardır. Bir incisi Costanstinaopolis (İstanbul), ikincisi Hadrianaopolis (Edirne), üçüncüsü de, Arcadiaopolis, (Lüle burgaz) dır. Arcadiaopolis, V. yy.da Roma İmparatoru Arcadıus tarafından kurulmuş, etrafı fırdolayı Kale surları, surların dibinde derin hendekleri olan dönemine göre modern büyük Kale Şehri’dir. Şehir inşa edilirken imparatorluk sınırlarında çağının en önemli inşa ve su mühendisleri, kanalizasyon mim arları, ustalar getirilip daha o zaman alt ve üst yapısı ile modern planlı bir şehir inşa edilmişti. Şehrin suyu Kaynarca’dan dereyi izleyen su kanalları ile şehre getirilip çeşmelere, ünlü Arcadiaopolis Roma Hamamına verilmişti. Bu hamamın 1923-25 lere kadar şehir halkına hizmet verdiğini de hemen belirtelim.

                                                       İLBEGİ BERGOS DERLERDİ…

 Lüleburgaz 1357 yılı Nisan ayında Osmanlı-Türk yönetimine geçmesiyle şehrin komutanı Hacı İlbegi, kurduğu adil, şefkatli düzen ile yerli Rum halkın gönlünü fethetmişti. Yerli Rum halkın dini inanç ve ibadetine karışmamış, Kiliselerini Cami’ye çevirmemişti. Sarmısaklı’dan Tatarköy’e kadar ünlü Bağları, aşağıda meyve ve sebze bahçeleri, geniş ovasındaki ekili dikili arazisi, sürülerle hayvan varlığı ile çok zengin, varlıklı bir Kent ti Lüleburgaz. Savaş bu zenginliği kısa zamanda yoksulluğa döndürmüştü. Şehirdeki genç Rumlar savaşta öldü. Bir bölümü savaştan kaçtıkları için şehri terketmişler, şehir kad ınlar, çocuklar, yaşlılar ve sakatlara kalmıştı. Onlar da bağ, bahçe, tarla işleriyle hayvanlarına mı, ev işlerine çoluk, çocuk yaşlılara mı baksınlar dı?  Bütün yük kadınlara kalmıştı. Bu sıkıntıyı çeken, yükü omuzlayan şehirdeki kadınlar, bir gün topluca, Kilisenin papazına gidip durumlarını anlatıp kendilerine yardım edilmesini istediler. Papaz kendilerini dinleyip;

“ Hanımlar, çok haklısınız ama unutmayın şehrin yeni idaresi var, bundan böyle dertlerinizi, isteklerini zi şehrin yeni komutanına bildirmelisiniz”  diye cevap verdiğinde yerli Rum kadınları ertesi günü sabah erkenden Hacı İlbegi’nin çadırının önünde toplanıp durumu kendisine anlattılar;

“ Sayın komutanımız, savaşta erkeklerimiz öldü, kaçanların bir bölümü geri dönmedi. Bütün işler, güç ler, hayvanların bakımı, çocuklar, yaşlıların bakımı bize kaldı. Bağlarımız, bahçelerimiz bakımsızlıktan kuruyor, mahsülümüz tarlada çürüyor, hayvanlarımız ölüyor bize yardım edin komutan bey!”

  Hacı İlbegi, baktı gördü ki durum gerçekten ciddi, kadınlar çaresiz. Bursa’da Orhan Beye, fethettiği miz yerlere tez konar-göçer gönderilsin diye haber salınmıştı ama bu hemen olacak değil, zaman alan, uzun süre isteyen bir işti. Kadınlara gönül alıcı, tatlı sözler, güler yüzle gönderdikten tam iki gün çare bulmak için çadırından çıkmadı. Üçüncü gün sabah içtimaında aslanları Gazi Akıncılarının karşısında idi. Uzun uzun onları süzüyor, gözleriyle okşuyordu adeta. Gaziler bu durumu bilirlerdi, yeni bir sefer yeni bir akın öncesi onları böyle süzerdi. İçlerinden, bu sefer nereye akın var diye geçirirken, Hacı İlbegi’nin gür sesi ile irkildiler: “Gazilerim, içinizde hazır eve, hazır işe, hazır eşe sahip olmak isteyen varsa üç adım ileri çıksın..” Gaziler şaşkın, duyduklarına anlam verememişler birbirlerine bakışıp dur  urken, Hacı İlbegi sözlerini yükselterek  üç kez tekrarlayınca durum anlaşılmıştı..

  Sevgili okurlarım, Lüleburgaz’ın ilk yerlileri, gacallarını, Türk nüfusunu sorup dururlar. İşte ilk Türk nüfus, dul Rum kadınları ve kızları ile evlenen Gazi Akıncılarıdır. İslam’da Kitap indirilmiş (Musevi, Hıristiyan ve Müslüman) üç dinin kadınları ile evlenmek caizdir, onları Müslümanlığa kabul etmek ayrıca hayırlı bir iştir ve sevabı da cabasıdır.

  Sonuç? Tabii çok olumlu, verimli ve de Anadolu’dan Karesi dolaylarından Türkmen Konar-Göçerler şehre ve bölgeye gelene kadar -ki bu 1360 ları buluyor- Lüleburgaz nüfusu artmış, şehre canlılık gel miş, bağlar, bahçeler tekrar verimliliğe başlamış, kırlar yeşillenmiş, hayvanlar bakımlılığından o  eski duruma dönmüştü. Halkın gözünde Hacı İlbegi, kurtarıcı, müşfik bir baba, adaletli bir devlet adamı, dinlerine diyanetlerine karışmadığından aziz idi. O nedenle Halk, Bergos’a: İlbegi Bergos (Hacı İlbegi ’nin Şehri) diyor, dönemin şairlerinden Hadidi de şu mısraları diziyordu:

                                                      Meriç suyu kenarında erişip

                                                     Alır HACI İLBEGİ anı dirişip

                                                     Anı zikr eyleyince ol iller

                                                     Dahi şimdi İLBEGİ BERGOS dirler.

(Meriç suyu kenarına erişip, gelip, varıp ( o dönem Lüleburgaz Deresi, Ergene nehri yok hepsi Rumeli ’de nehir-akarsu Meriç var, onunla anılıyor), orasını Hacı İlbegi savaşarak alır, fetheder. Nerede Ber gos-Lüleburgaz’dan söz edilirse, yani Bergos’un adı nerede geçerse, Bergos’tan söz edilirse, oradakiler bu yerden, bu şehirden: İlbegi Bergos olarak söz eder).

  Sevgili okurlarım, günümüzde bu şehir insanlarının yiğit Hacı İlbegi’ nden, haberi var mı da; İlbegi Bergos’dan olsun? Hani bu şehri zapteden bu yiğit komutanın adı hangi caddede, hangi meydanda hangi etkinlikte var? Varsa yoksa I. Murat, Murat Hüdavendigar. Kim inkar ediyor I.Murad’ı, Murad Hüdavendigar ı? Ben Tarihçi değilim. Araştırmacıyım. Ama, titiz, sabırlı, israrcı, inatçı. Ulaştıklarıma, bulduklarımı titizlikle analiz eder, toplar tarihlerine göre sentezini yapıp derler toparlar 50 yıla varan belge ve bilgilerimle tarihlendirmem sonucu tarih bilgisine ulaşmamı sağladı, yine de tarihçi diyemem kendime ..

                                LÜLEBURGAZ BİR ÇORLU İKİNCİ DEFA ZAPTEDİLDİ..

  Dönem Osmanlı’nın Anadolu ve Rumeli’de Kuruluş Dönemi, Sultan Orhan Gazi’nin saltanat dönemi  dir.1358 Kış ayında Rumeli Fatihi Gazi Süleyman Paşa Bolayır yakınlarında av esnasında atının tökezle nip düşmesi sonucu şehit olup Bolayır’a defnedilmesi ardından Sultan Orhan Gazi, küçük oğlu Şehza de Murat Beyi Rumeli Beylerbeyi ilan etti. Yeni Rumeli Beylerbeyi Murad Bey, bu arada gevşeklikten yararlanan Bizans Çorlu ve Bergos’u geri alma hamlesi yapıp Çorlu’yu geri aldı. Bergos’u alamadı çünkü Bergos da Hacı İlbegi vardı ve halk Bizans a karşı koydu, istemedi. Durum bu iken, bilgi sahibi olmayan yerel tarihçi ve araştırmacı meraklıları genel Tarih yazarlarına uyarak Lüleburgaz’ın da ikin ciye zaptedildiğinden söz ederler. Yok böyle bir olay. Olmadığına dair tarihi bir kanıt; Lüleburgaz’ın Osmanlı Türkler tarafından zaptedildiğinin -ki bu tarih Nisan 1357 dir- O dönem seyyah adı altında misyonerler yani Avrupalı casuslar kol geziyordu bunlardan B.de La Broquére’nin bölgeye gelip Lüleburgaz konusunda yazdıklarını sizlerle paylaşayım;   Pirgasi (Lüleburgaz) çok çetin, kanlı savaş sonucu harben alınmış, yerli Rum ahaliye dokunulmamış, yerlerinden, evlerinden, barklarından edilmemiş, başka amiller altında Türk Müslüman ahaliyle yaşamlarını iç içe sürdürmüşlerdir…” diyor. Bu başka amiller dediği de; Hacı İlbegi’nin burada kurduğu adil, hoşgörülü yönetimidir.

  Yeni Rumeli Beylerbeyi Murad Bey (hala I. Murad ve Murad Hüdavendigar değil dikkatinizi çekerim)  

Çorlu’yu çok kanlı savaş sonucu ikinci kez zaptetmesi çok güç ve fazla kayıpla olduğu için Kalelere çok kızdı hemen Çorlu Kalesini yıktırdı, kızgınlığı geçmedi bir süre sonra Bergos’a (Lüleburgaz) ziyarete gel ip Kaleyi sapa sağlam görünce Hacı İlbegi’ne şiddetle; “ Bu kale niye yıkılmamıştır?” diye avazının çık tığı kadar bağırdı. Hacı İlbegi; “Şehzadem, kaleden bir direnme, karşı koyuş olmadı. Ahali irademizi kabul etmiş, bize biat etmiştir.” Dediğinde öfkesi dinmeyen Rumeli Beylerbeyi: Bu kaleler daha önce yıkılmalıydı. Yıkılmış olsaydı Çorlu’da onca zaman onca zayiat (şehit) vermezdik. Tez yıkıla bu kale surları…” emri üzerine Bergos’un (Lüleburgaz) kale surları yıkılıp, kala kala bugünkü kalıntılar kalmıştı.

               BERGOS-LÜLEBURGAZ HARBEN ALINMIŞ SULHEN TÜRKLEŞMİŞ ŞEHİRDİR..

  Hacı İlbegi’nin adına hitaben; İLBEGİ BERGOS tanınıp, söylenen şehir yıllarca kurtarıcısının bu ad ve namla anılıp söylendi. Hacı İlbegi, şehirde hayatta tek erkek evladı Gazi Ali Bey adına Külliye inşa etti (1360-1364). Bu Külliyeden Gazi Ali Bey Cami (Kadı Ali) bugün hayatta ve ayaktadır. 1361 yılında Baba eski’nin fethi, 1362 de Edirne’nin Fethi’nde yiğit Hacı İlbegi, Gazi Akıncılarının başında hep en önde idi. Yanında Gazi Evrenos vardı. 1362 de Edirne zaptından bir süre sonra Osmanlının İkinci Sultanı Orhan Gazi vefat etti.  Rumeli Beylerbeyi hayattaki oğlu Şehzade Murad, I. Murad olarak tahta geçti. Kendine bir sürü unvanlar verdi biri de Hüdavendigar idi. I. Murad, Edirne’ye Lalası Rum dönmesi Lala Şahin’i komutan tayin edip kendisi Başkent Bursa’ya döndü. 1363 de Osmanlı Batıdan bir Haçlı saldırı sına uğradı. Edirne yakınlarına Sırp Sındığı denilen yere kadar gelen Haçlılar Osmanlı’yı geldiği yere ya ni A nadolu’ya geri sürmek üzere 40 bin kişilik ordu ile geldiklerinde Rum dönmesi ürkek, korkak Lala  Şahin Bursa’da olan Sultan I. Murad’a tez acele yardım göndermesi için haber yolluyor, tehlike büyük ken Lala Şahin’in gönderdiği ulak Edirne’den Bursa’ya kaç günde gider? I. Murad, ordusuyla kaç hafta da Bursa’dan Edirne’ye gelirdi? Olacak iş değildi. Yiğit Hacı İlbegi Lala Şahin’i savaşmaya ikna edemi yordu. Sonunda onun karşı çıkmasına rağmen, 10 bin kişilik Gazi Akıncı ordusuyla Haçlıları gece baskı nı ile imha ediyordu. Tarihte buna ünlü Sırp Sındığı Savaşı (1363) deniyor. Yiğit Hacı İlbegi,  savaş dön üşü Edirne halkı tarafından sevgi ve coşku ile kahramanlara gösterilen sevgi ile karşılanırken devletten tek kişi yoktu. Oysa yeni kurulmakta olan Devleti büyük bir beladan kurtarıp, Rumeli-Balkanlar’da Türk varlığının korunması, yeni fetihlere devam edilmesi bakımından 1071 Malazgirt Savaşı, Türklerin Rumeli’ye geçişi (1352-1354) kadar önemli tarihi olaydır. Sırp Sındığı kahramanının törenle karşılanıp taltif edilmesi gerekirken mükafatı ne oluyor biliyormusunuz Lüleburgazlılar? Bir tas zehir…Evet kork ak, haset Lala Şahin bu yiğidi zehirle öldürüyor, Kahramanın mükafatı bir tas zehir oluyordu.

  Osmanlının Kuruluş Devri, Trakya-Rumeli’nin Fethi en önde gelen kahramanı, Sırp Sındığı yiğidi HACI İLBEGİ’yi Osmanlı, Rum dönmesi Lala Şahin Paşa’nın hasedine uğrayıp, kurban edilip bir tas agu(zehir) ile zehirleyerek ödüllendiriyordu(!)

HACI İLBEGİ’NİN OSMANLI TAHRİR DEFTERLERİ’NDE ADINA MÜLK ve VAKIF KAYDI YOKTUR…

  Sevgili okurlarım, Aydınoğlu Beyliği’nde başlayıp, Karesi Beyliği Başkomutanlığı ve ardından Karesi Beyliğini götürüp savaşsız, hiçbir makam, ikbal bekleyip,  istemeden Osmanlı Beyliği’ne bağlayıp, Osmanlı’nın genişleyip, Ege Denizi’ne ulaşmasını sağlayan, Orhan Bey’in adeta üçüncü oğlu konu munda olup, can dostu Gazi Süleyman Paşa ile Rumeli’ye geçip, Fetihlerde (Lüleburgaz bir tanesi) hep önde hep ileride bulunup, Sırp Sındığı’ nda Haçlı Ordusunu bozguna uğratan Hacı İlbegi, Lüleburgaz da iken yardımcısı Gazi Evrenos gibi Vakıf kurdu. Bu Vakfın, Lüleburgaz ve Trakya’da birçok yerlerde arazileri mal varlığı vardı. Hatta bu vakfın Lüleburgaz’da içinde GAZİ ALİ BEY CAMİİ (Kadı Ali deniyor ki yanlıştır) n de bulunduğu Külliyeyi tek erkek evladı GAZİ ALİ BEY adına inşa ettirdi (1360-1364) açılışını yapamadı, namaz kılamadı, göremedi çünkü Lala Şahin kendisini zehirledi. Daha sonra Hacı İlbegi Vakfı, Vakfiye arazi ve mal varlığı ailesinin ellerinden alınıp ailesi yoksulluğa terkedildi. Vakıf arazi ve mal varlığı miri mal (Devlete) geçirilip, tümü tapu kayıt ve defterlerinden silinip gitti. Bütün bunların sebebi inancı ve kendisine duyulan haset idi. Anlatalım kısaca;

  Sevgili okurlarım, Karesi Beyliği ‘nin Osmanlı’ya katılıp Ege Denizi’ne ulaşılması ile sahip olunan top raklara Osmanlı’da Batı Anadolu, o dönemdeki başta Orhan Bey, Büyük oğlu Gazi Süleyman Paşa, Karesi’den katılan Hacı İlbegi, Gazi Evrenos, Ece Bey, Gazi Fazıl ve diğerlerine; Batı Anadolu Gazileri deniyor.  Seyyid Ali Sultan velayetnamesi’ nde; Burada, Batı Anadolu Gazileri’nin en parlak başarı larından biri olan; Trakya’nın Fethi onur ve olayını, bilinen bütün vekayetnamelerden değişik biçim de, diğerlerine isyan, ağır itham edercesine Osmanlı tarih yazıcılığına meydan okuma tarzı var. Bu vekayetnameleri bulup, okuyup, öğrenmek sonra da yazmak sabır ve azmi var. Kendine Tarihçi diyen çakma tarihçi, kaç koleksiyoncu var? Olmadığı için de hemen I. Murat’a sarılıyorlar. Kesinlikle yalan, yanlış..Bunları anlattıktan sonra gelelim konumuza;

  Hacı İlbegi kökleri-ataları Rum’a yani Anadolu’ya Horasan’dan gelme, Kızıl Deli denen, Hacı Bektaş Veli dergahına bağlı İslami görüş sahibi biridir. Osmanlı Beylik hanedanı Osman Bey olsun, Orhan Bey olsun İslam’ın birliği yayılması için kendilerini mücahit gören samimi Müslümanlardır ancak şehzade Murad Bey (I.Murat) koyu Sunni inançta çok katı biridir.

  Horasan Müslümanları ile Osmanlı hanedanı gibi Selçuklu Müslümanları başlangıçta aynı amaçta yani Osmanlı’nın kuruluş davasını birlikte yürütmekte bir ayrım yoktur ama Şehzade Murat bunu    gizli gizli içinden konu etmektedir.

  Hacı İlbegi komutasındaki Karesi Gazileri’ nin Osmanlı’ya katılımını genel olarak; “Osmanlı önderliği nde din uğruna savaşa hizmet vermekten mutlu aynı görüşteki savaşçıların kardeşçe bütünleşmesi “ gördüklerinden Osmanlı ile bütünleşmişlerdir. Anlaşıldığı gibi her şey  güllük gülistanlık değilmiş. Hele Şehzade Murat Bey’in Tekirdağ, Çorlu fetihlerinde Hacı İlbegi’nin bölge konusunda verdiği bilgil er, nerede ne yapılmalı nerden nasıl saldırılmalı tarzındaki sözlerine Şehzade Murat çok sinirleniyor,   açıkça öfkesini belli ediyordu hatta birkaç keresinde ağabeyi Gazi Süleyman Paşa, kardeşinin Hacı İlbegi’ne davranış ve sözleri üzerine: “hele bir dinle, Hacı İlbegi yıllardır bu bölgede özel timiyle çok akınlar yaptı bölgeyi avucunun içi gibi biliyor “ demek zorun da kalmıştı. Şehzade Murat’ın, Hacı İlbegi’ konusunda bir takıntısı daha vardı;  aileye yakınlaşıp babası Orhan Bey, ağabeyi Süleyman Paşa tarafından çok sevilmesinden hasedi, nefreti vardı bu yiğit adama karşı.

  1358 de Süleyman Paşa’nın şahadetiyle Rumeli Beylerbeyi-Rumeli Başkomutanı olan Şehzade Murat,  1362 de Edirne’nin Fethi ardından Sultan Orhan Gazi’nin vefatı ile I. MURAD olarak Padişah olunca dizginleri eline alıp, ilk işinden birinde Hacı İlbegi’nin kader arkadaşı Gazi Evrenos’u, Edirne Komutanı Lala Şahin Paşa yanına yaver tayin edince niyetini belli etmiş, iki Rum dönmesi paşayı birleştirmişti. Ardından gelen Sırp Sındığı zaferi ona en büyük payeyi vermesi gerekirken, Rum dönmesi Lala Şahin in hasedine kurban edilip, zehirlenecekti.

“vakfı, malı, mülkü herşeyi ailesinden, çoluk çocuğundan alınıp asimile edilmiş, ailesi yokluk, sefalete kurban edilip bütün kayıtlardan adı çıkarılmıştı?

  Sevgili okurlarım, Hacı İlbegi 1363 de zehirlenerek öldürülüyor. Dönem I. Murad dönemidir. Ardınd an Yıldırım Bayezıt dönemi geliyor, onun 1402 de Timur’a yenilmesi, on senelik Fetret Devri ve Çelebi Mehmet’in 1413 de Padişah olup, tekrar devleti toparlaması. İşte bu padişah döneminde Osmanlı’yı gafil avlayan, Şeyh Bedreddin ortalığı kasıp kavuruyor. Bu olayın başındaki Şeyh Bedreddin 1420 de asılarak öldürülüyor. Hacı İlbegi’nin ölümünden(1363), 53 yıl sonra Şeyh Badreddin olayı yaşayan  Osmanlı mezarı bile belli olmayan Hacı İlbegi den bir kere daha öç alıyor. Meğer, Şeyh Bedreddin’in dedesi Abdülaziz ile Hacı İlbegi yakın akraba imişler. Eee ne olmuş akraba ise? Şeyh Bedreddin’in öl üm fetvasını veren Heratlı Mevlana Haydar; “Şeran katli helal fakat yedi ced akrabalarının dahi malı mülkü haramdır” diye fetva vermemiş miydi? İşte bu fetva gereği şeyhin yakın akrabası olan Hacı İlbegi’nin tüm vakıf mal varlığı, malı mülkü neyi varsa ailesinin elinden alınıp, miri mal (Devletleştiril miş) olarak kayıtlara geçirilmişti. Dönem II. Mehmet -Fatih dönemidir. Bir de yasa çıkarılmış Devletin dini olan İslamiyetin Sunni inancı resmileştirilmiş, diğer inançlar yasaklanmıştır.

  Sevgili okurlarım ardı ardına gelişen olayları Hacı İlbegi’nin zehirlenip vefatına kadar getirdik. Şimdi burada durup, geriye gidip, Lüleburgaz’a Anadolu’dan gelen-getirilen Türkmen Konar-Göçerlerin Lüleburgaz Kırsalına(Köylere) ve şehir merkezine ilk yerleşime dönelim;     

 1360 SONRASI LÜLEBURGAZ’A ANADOLU’DAN KONAR-GÖÇER TÜRKMENLER GELİYOR-GETİRİLİYOR

  LÜLEBURGAZ 1357 NİSAN ayında HACI İLBEGİ -GAZİ EVRENOS komutasındaki Gazi Akıncı Ordusu ta rafından zaptedildi. İlk Türk-İslam nüfus yerli dul Rum kadın ve kızlarıyla evlenen Gazi Akıncı neferleri idi. Şehrin Komutanı Hacı İlbegi, Başkomutan Gazi Süleyman Paşa’ ya o da Bursa’da babası Sultan Orhan Bey’e; Rumeli’de zaptedilen yerlere yerleştirilmek üzere Anadolu’dan Konar-Göçer Türkmenler gönderilmesini istemişti. Bir taraftan Orhan Gazi Balıkesir Bursa yöresi kırsalındaki Konar*Göçer aşir etleri Rumeli’ye geçişlerini organize ediyorken, diğer taraftan da; Hacı İlbegi ve Gazi Evrenos da Karesi-Balıkesir dolaylarındaki kendi aşiretlerini zaptettikleri Bergos ve yöresine getirme girişimini çoktan başlatmışlardı.

  Sevgili okurlarım, şimdi, Osmanlı Türk Lüleburgaz’ın ilk Türk İslam yerleşiminden, gazete makalesin de yazılabilecek kadar kısa ve öz bilgilendirmek istiyorum; Bergos-Lüleburgaz’a Anadolu’dan kısa ara lıklarla 1360- 1362-1364 gelen ilk kafileler; Hacı İlbegi’nin Karesili Türkmen Aşiretleri’nin ve de Gazi Evrenos un aşiretlerinin içlerinde olduğu Türkmenler olup, yıl 1360 başlarıydı.

  Karesi ve dolaylarından toparlanıp gelen ya da getirilen bu aşiretler Anadolu’dan Venedik gemileriyle Tekirdağ’a oradan önlerinde sürüleri hayvanları, yaşlılar, çocuklu kadınlar at üzerinde diğerleri yayan yollara düşüp günümüz Muratlı’nın Arzulu Köyü’n den tarihi Trak-Avrupa Köprüsüz Yoldan Batıyı izle yerek bugünkü Davutlu-Çengelli Köyü’ne gelip bu kafileden Çengerli Aşireti Türkmenleri burada;  Çengelli- Davutlu-Seyitler, Kayabeyli, Ovacık arasında Kızlar Kırı Mezrağı’nda 10-15 çadır oba bırakar ak, Alacaoğlu, Oklalı, Sarıcaali, Düğüncülü, Alpullu, Hayrabolu, Uzunköprü, Edirne yönüne doğru git mişlerdir.

  Çengelli, Davutlu, Seyitler, Kayabeyli, Ovacık arasında KIZLAR KIRI Mezrağı’n da yerleşenler burada yaklaşık 100 yıla yakın çoğalıp mezrağa sığamayacak duruma geldiklerinde, üç beşer oba (çadır) ile, Davutlu, Seyitler, Kayabeyli, Ovacık, Eskibedir, Müsellim ve Çengelli Köylerimizin ilk Osmanlı Türk kurucularıdır. Çengerli Aşireti oldukça kalabalık göç kafilesi ile yola çıkmışlar, geldikleri güzergahta 3-5 obayı bırakıp yollarına devam etmişler, birkaç boyunun o zaman kurduğu Şarköy- Çengelli Köyü ha len o ad ve unvanı taşımakta ata soylarını yaşatmaktadır. Yine Lüleburgaz yöresinde ilk yerleştikleri Kızlar Kırı Mezrağı’ndan sonra kurdukları Çengelli Köyü müz ile o zamanlar yollarına devam edip git tikleri Babaeski yöresinde kurdukları Çengerli Köyü aşiretin adını bugün bile sürdürmektedir.

  Lüleburgaz yöresine Anadolu’dan Karesi yöresinden gelen ikinci göç kafilesi 1362 lerde olup onlar da ilk kafilenin göç yollarını izleyerek günümüz Oklalı, Sarıcaali, Sarmısaklı ( o zaman köydü), Hamitabat Köyleri mezralarına yerleşen ya da yerleştirilen Oğuzların Kayı Boyu Oglaklı- Oglaglı Obası-aşireti Türkmenleri olup bu aşiret Lüleburgaz Komutanı Hacı İlbegi nin aşireti-obası olup onun vakıf arazisi topraklarına yerleştirilmişlerdir.

  Lüleburgaz’a üçüncü büyük göç dalgası, 1364 ler de olduğu, birinci ve ikinci göç kafilelerinin göç yollarını izleyen Evrenos Göçmenleri adıyla geçen Gazi Evrenos Bey kabilesi göçmenleri olup, şimdiki Davutlu Köyü’ne gelip oradan aşağı kuzeye doğru o zaman Rum Çiftliği olan Çiftlikköy’ü geçip günüm üz B. Karıştıran, K. Karıştıran, Akçaköy ve Evrensekiz yerleşim yerlerine ulaştılar. Bunlardan B. Karıştır an ve Evrensekiz de o zamanki yerli Rumlar’dan uzakça yerleri mesken tutup, yerleştiler.

  Lüleburgaz merkeze gelen-getirilen Karesili Türkmen birkaç aşiret-oba’yı da yerli Rumlar’ın ikamet ettiği bugünkü Dere, Yılmaz, Yıldırım Mahallelerinin bulunduğu (Eski Burgaz) dışında günümüz Kocasinan Mahallesi odaklı yerleşim başlamıştı. Hemen belirteyim o zamanlar daha Camiler yoktu.

  Hacı İlbegi gelen Türk Müslümanların sayısı arttığında, onların dini inanç ve ibadetlerini gözönünde  bulundurarak hayatta tek erkek evladı Gazi Ali Bey adına içinde bugünkü Camii’nde olduğu Külliye yi inşa ettirdi (1360-1364). Bu da, yani Külliye konusu da, çok önemli neden? Sorun Lüleburgaz’da otur

up yaşayanlara: “ Lüleburgaz’da Külliye var mı?”, belki birkaçı : “Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi” diye cevap verir, başka, başka var mı? Dediğinizde cevap veremez. Bilmez ki, haberi yoktur. Öğrenme me rakı da yoktur. Lüleburgaz’ın ilk Külliyesi; “Gazi Ali Bey Külliyesi, ikincisi: B. Karıştıran Rüstem Paşa Külliyesi. Üçüncüsü de: Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi” dir.

  Sevgili Lüleburgazlılar, yaşadığımız Kent Lüleburgaz’ın Rumeli’de Vatan Olmasının 665. Yıldönümü nedeniyle kaleme aldığım bu makalede yer alan bilgileri: “RUMELİ’DE 665 YILLIK VATAN LÜLEBURGAZ ve GAZİ ALİ BEY CAMİİ TARİHİ” isimli kitabımın genişletilmiş İkinci Baskısından aldım. Kitabın Birinci baskısı 2010 yılında; “Rumeli’de 653 Yıllık Vatan Lüleburgaz ve Gazi Ali Bey Camii Tarihi” olarak yayınlanmıştı. Bin adet basılıp mevcudu tükendiği için genişletilmiş ikinci baskıya gidildi. Burada ilk baskıda ki “653 Yıllık” sözcüğü ile buradaki “665 Yıllık” tarihler tahmin edeceğiniz gibi; 2010 da Lüleburgaz’ın zaptının 653 Yılı olduğu, günümüzde –ki 2022 Yılı itibari ile- ise; 665 yılı olmasından bu tarihlerdeki değişiklikleri  açıklamak gereğini duydum..

 RAMAZAN-ŞEKER BAYRAMINIZI en halisane duygularımla Tebrik Ediyorum, bu yazının devamı olarak Gazi Ali Bey Camii’nin (Kadı Ali) ibadete açılışının 658. Yıldönümü olan yazım olacak.

 Selam ve saygılarımla…

11 yaşında Cumhuriyet Gazetesi okumaya başladım. Zaman buldukça, Lüleburgaz cadde ve sokak larını tek tek dolaşır, mahalle düğünlerini, cenazeleri kaçırmaz, tanıdıklarımla sohbet ederdim. Bir gün kendi kendime şu sözü verdim;” Ben bu şehre Belediye Başkanı olacağım, olamazsam da bu şehrin tarihini yazacağım.” CHP de 1980 öncesi aday adayı oldum. Önseçimi kazanamadım. Kimse ye küsmedim, kırılmadım. Yılmadım, birinci etabı tutturamadım, olmadı, sözümün ikinci aşamasını gerçekleştirmek için 1972 yılında Ankara’da öğrencilik-öğretmenlik yıllarımda başta Milli Kütüpha ne, Türk Tarih Kurumu arşiv ve kütüphanesi, Genel Kurmay Kütüphane ve yayınları, Türk Dil Kurum u ve öğrencisi olduğum D.T.C.F Kütüphanesi ve diğerlerinde vakit buldukça, yılmadan, usanmadan, sabırla, inatla kendi olanaklarımla araştırmalarıma başladım. Sonra İstanbul, Edirne, Bursa, Çanak kale, Lüleburgaz Kütüphane ve mekanlarında  sürdürdüm, birçok kişi ile görüştüm. ve 50. Yıla ulaştım. Sonuç; LÜLEBURGAZ TARİHİ’ni dönemlerine göre; 1- TRAKLAR ÖNCESİ, 2-TRAKLAR DÖNE Mİ, 3-HELENİSTİK DÖNEM, 4-ROMA- BİZANS DÖNEMİ ve 5-OSMANLI-TÜRK DÖNEMİ LÜLEBURGAZ TARİHİ ni ulaştığım kaynak ve kişilerden kendi olanaklarımla yazdım. Eksiklerim yok mu çook. Mutlaka Atina’da; “ Küçük Asya Medeniyetleri Müzesi’ne gitmem “ gerekiyor orada elimde not aldığım belge ve bilgilere ulaşmam gerekiyor. Bugüne kadar tevazu gösterdim. Ancak ünlü Bilim ve düşün adamı: İbn-i HALDUN’un dediği gibi; “ Fazla tevazuunun sonu, Vasat adamdan nasihat dinle mektir..”  En mükemmeli değil, ama mevcut Lüleburgaz Tarihi’nin en gerçeği, en iyisi bende. Bu güne kadar sahaya inmedim. Artık sahalara inip, ilgili platformlarda olacağım. Buradan açıkça Lüleburgaz Tarihi ilgili hangi döneme ait olursa olsun, herkesin önünde sempozyumlar düzenleyip tartışalım, yaşadığımız Lüleburgaz Tarihini, Emrullah Efendi’yi, Cahit Irgat’ı. Unutmayın yerel tarih yerel araştırmacı ve yerel

 tarihçilerin işi, bu işi organize etmekte başta Belediye’nin görevidir. Belediye de bu görevini; Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü’ne; Lüleburgaz’ın tarihi eserlerinin dökümünü yaptırmakla yapmış sayılmaz. O’nu da bekliyoruz, göreceğiz !... Lüleburgaz Dostlarına Selam ve Sevgilerimle… Bahri Berberoğulları (Araştırmacı-Yazar) ”

Haber; Uğurcan KARAOĞLU

Yazdır Paylaş
ETİKETLER :
Diğer Haberler
hurfikir.com.tr’da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hürfikir Gazetesi sorumlu tutulamaz.
Tasarım by Webdestek