Trakya Birlik 280 bin ton ürün aldı
Salı günü su kesintisi var
Zafer Mahallesinde bugün elektrik yok
Hava kapalı yağış yok
Bu haber 23 Ağustos 2019, Cuma 09:28 tarihinde eklendi. 289 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

KESK’ten toplu sözleşme açıklaması

KESK Kırklareli i Şubeler Platformu adına açıklama yapan Eğitim Sen Kırklareli Şube Örgütlenme Sekreteri Eser Çolak yaptığı açıklamada; “Kamu İşveren Heyeti başkanı Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk tarafından açıklanan teklife göre; Kamu emekçilerinin ve kamu emekçisi emeklilerinin maaşlarında 2020 yılı için altışar aylık dilimler halinde %3,5 + %3 2021 yılı için ise %3 +%2,5 artış önerilmiştir.
KESK’ten toplu sözleşme açıklaması  

 Bakan Selçuk teklifi sunarken büyük bir lütufmuş gibi,  altışar aylık dönemlerde enflasyon farkının oluşması durumunda söz konusu farkın maaşlara yansıtılacağını ifade etmiştir. Daha sonra da 0,5 puanlık artış yapılacağı ifade edilmiştir.” Dedi.

 

Çolak yaptığı açıklamada şunları söyledi; “1 Ağustos 2019  tarihinde başlayan “toplu sözleşme” görüşmelerinde bugün Kamu İşveren Heyeti,  2020-2021 yıllarını kapsayan döneme ilişkin teklifini açıklamıştır.

Hemen başta ifade edelim ki Kamu İşveren Heyeti tarafından bugün sunulan teklif; ciddiyetten yoksun, 3 milyon kamu emekçisi ve 2 milyon kamu emekçisi emeklisi ile açıkça dalga geçilen, bir tekliftir.

Söz konusu teklifte sözleşmelilerin kadroya geçirilmesi, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması, gelir vergisi ve ek gösterge adaletsizliğine son verilmesi bir yıl önceki seçimlerde verilen 3.600 ek gösterge sözünün gereğinin yerine getirilmesi, maaşların insanca yaşamaya yetecek bir seviyeye çekilmesi başta olmak üzere kamu emekçilerinin temel talepleri bir kez daha görmezden gelinmiştir. Deyim yerinde ise dağ fare bile doğurmamıştır.

Kamu İşveren Heyeti başkanı Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk tarafından açıklanan teklife göre; Kamu emekçilerinin ve kamu emekçisi emeklilerinin maaşlarında 2020 yılı için altışar aylık dilimler halinde %3,5 + %3 2021 yılı için ise %3 +%2,5 artış önerilmiştir. Bakan Selçuk teklifi sunarken büyük bir lütufmuş gibi,  altışar aylık dönemlerde enflasyon farkının oluşması durumunda söz konusu farkın maaşlara yansıtılacağını ifade etmiştir. Daha sonra da 0,5 puanlık artış yapılacağı ifade edilmiştir.

Gerçek enflasyon ile TÜİK’in açıkladığı rakamlar arasındaki uçurumu,  satın alma gücünün her gün düştüğünü, gelirinin eridiğini görmektedir. Dolayısıyla iktidarın “işçiyi, memuru enflasyona ezdirmedik” sözlerinin hiçbir karşılığı yoktur. Çünkü işçiyi, memuru, dar gelirli, asgari ücretli, emekliyi TÜİK vasıtası ile açıklanan enflasyon değil,  hayatın gerçek enflasyonu ezim ezim ezmeye devam etmektedir.

Öte yandan bugün masaya getirilene teklifte apar topar imzalanan kamu işçileri toplu sözleşmesinin referans alındığı görülmektedir. Hükümet açıkça “kamu işçisi 2020 yılı için %3+%3 artışa,  temel haklarında hiçbir iyileştirme yapılmamasına razı oldu. Siz de razı olmak zorundasınız” demektedir.  Böylece yıllardır oynanan, işçi ve kamu emekçisini karşı karşıya getirme oyunu sürdürülmek istenmektedir. 

Oysa 200 bin kamu işçisinin ve ‘taşerondan kadroya geçirilmesine’ rağmen kapsama dahi alınmayan 300 bin işçinin dört gün önce alel acele altına imza atılan mutabakatta razı olmadığı açıktır. 500 bin kamu işçisi hak kayıplarını derinleştiren, ücret artışlarını yaşanan gerçek enflasyona değil, TÜİK’in çarpık enflasyon rakamlarına indirgeyen, tüm bunlara rağmen birileri tarafından ‘Sarayın lütfu’ gibi gösterilen mutabakata karşı haklı tepkisini sürdürmektedir.

Buna rağmen hükümet dört gün önce sahnelenen oyunu yenilemek, açlık sınırının 2.100, yoksulluk sınırının 6.800 TL’yi aştığı, emekçi kesimlerin yaşadığı gerçek enflasyonun %30’ları bulduğu koşullarda toplam 5 milyon kamu emekçisine ve emeklisine, aileleri ile birlikte 20 milyonluk devasa bir kitleye sefalet, yoksulluk, güvencesizlik teklif etmektedir.

Sadece maaş artışları konusunda değil, kamu emekçilerinin yıllardır yaşadığı temel sorunlarda da hiçbir çözüm sunmayan teklif “toplu sözleşme” olarak yutturmak istemektedir. Kısacası teklif ortadadır. Hiç kimsenin 3 milyon kamu emekçisinin, 2 milyon kamu emekçisi emeklisinin temel hiçbir sorununu çözmeyen, aksine hepimizle dalga geçilen bu teklifi kabul etmeye, müzakereye değer görmeye yetkisi yoktur. 

Öte yandan hükümetin kamu emekçilerine,  işçilere bir bütün olarak emekçi kesimlere karşı bu kadar pervasız olması birden bire ortaya çıkan,  yeni bir durum değildir.

Devlet eli verilen kamu hizmetleri alanı gittikçe daraltılmış, eğitimden sağlığa tüm kamu hizmetleri piyasalaştırılmıştır. OECD ortalamasına göre 1 kamu emekçisi 15 vatandaşa hizmet verirken Türkiye’de 1 kamu emekçisi 29 vatandaşla hizmet veren angarya bir çalışmaya mahkûm edilmiştir.

Kamuda yıllardır ‘reform’, ‘dönüşüm’, ‘reform’ gibi cilalı kavramlarla hayata geçirilen düzenlemelerle sadece kamu emekçilerinin temel hakları değil, dar gelirli vatandaşlarımız başta olmak üzere tüm vatandaşlarımız nitelikli,  piyasaya göre daha makul fiyatlarla bir kamu hizmetine ulaşım hakkı da sınırlanmıştır.

Diğer taraftan bugün kamu görevine alınmada, görevde yükselmede KPPS ve yazılı sınavlar işlevsiz hale getirilmiştir. Adayların bilgisini, yeteneğini, mesleki yeterliliğini ölçmeye hizmet etmesi gereken sözlü sınav veya mülakatlar siyasal görüş, mezhep hatta doğum yeri gibi faktörlerin temel alındığı, siyasal iktidar ile farklı çizgide olan veya torpili olmayan adayların KPSS puanı, yazılı puanı ne kadar yüksek olursa olsun elenmesinin aracına dönüştürülmüştür. Böylece torpilin, kayırmanın, siyasal kadrolaşmanın kapsı sonuna kadar açılmış, kariyer ve liyakat ilkeleri tamamen ortadan kaldırılmıştır.

KPSS’yi, sözlü sınavları ya da mülakatları aşan adaylar amacından sapan, sadece adayı değil, yakınlarının da kapsayan Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması ile üçüncü bir elemeye tabi tutulmaktadır.

Emeği, emekçileri yok sayan tutum 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ile çok daha acımasız bir hal almıştır. İki yıllık OHAL döneminde çıkarılan KHK’lerle, hukuktan yoksun ihraçlarla emekçiler haklarını kullanamaz hale getirilmiştir.  Söz konusu KHK’lerin yasalaştırılması ile kâğıt üstünde kaldırılan OHAL düzeni Türkiye’de ne yazık ki kalıcı hale getirilmiştir.

Dolayısıyla hem emeğin haklarını yok sayan bu mevcut düzene hem de emeğin saflarına ‘Truva atı’ olarak yerleştirdikleri yandaş-besleme sendikacılığa sırtlarını dayayanların her geçen gün biraz daha pervasızlaşması kaçınılmazdır.

Tüm bunlar demokrasinin, barışın, adaletin, hukukun üstünlüğünün ortadan kaldırıldığı, OHAL’in kalıcı hale getirildiği sermaye yanlısı emek karşıtı düzenin kaçınılmaz, doğal sonuçlarıdır.

Doğal olmayan hakları ellerinden alınan, sefalet ve kölelik teklif edilen milyonların ortak çıkarları için bir araya gelememesidir.

Dünya şairi Nazım Hikmet’in tam 72 yıl önce yazdığı “açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak  kabahat senin,  demeye de dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!” dizelerinde tarif edilen durumu yaşamaya devam etmemizdir.

Evet, bu ülkenin tüm değerlerini üretenler olmamıza rağmen bize sefalet ve kölelik reva görülüp üstüne bir de dalga geçiliyorsa kabahatin çoğu ortak çıkarları için bir araya gelemeyen hepimizindir.

Buna son vermenin zamanı çoktan gelmiştir. Çünkü hangi sendikaya üye olursa olsun tüm kamu emekçileri çarpık enflasyon rakamlarına indirgenen maaş artışlarına,  kaşıkla verileni kepçe ile geri alan adaletsiz gelir vergisi sistemine, reel gelirinin gittikçe erimesine, güvencesiz-sözleşmeli çalışmanın daha yaygın hale getirilmesine hizmet eden sözde “toplu sözleşmelerin” bedelini ödemeye devam etmektedir.

Böyle bir tablo içinde hem tüm kamu emekçileri olarak bizler hem de kamu hizmeti alma hakkı alabildiğine sınırlanan vatandaşlarımız yıllardır kaybetmektedir. Hep beraber adım adım içine sürüklendiğimiz bu kara tabloyu değiştirmenin tek yolu siyasi iktidardan icazet bekleyen, kişisel çıkarlarını milyonların ortak çıkar ve kazanımlarının önüne koyan sözü ile özü yüz seksen derece farklı noktalara savrulmuş olanlarla değil, kamu emekçilerinin ortak talepleri ve halktan yana bir kamu hizmeti için mücadele edenlerle yürümekten geçmektedir.

Bunun için KESK olarak sendikalı, sendikasız tüm kamu emekçilerini; Halktan Yana Bir Kamu Hizmeti, Güvenceli İstihdam- Güvenli Gelecek, Demokratik- Adil Bir Çalışma Yaşamı, İnsanca Yaşamaya Yetecek Bir Ücret ve tüm taleplerin hayat bulması için Gerçek Bir Toplu Pazarlık Hakkı için birlikte mücadele etmeye,  yeni bir satış sözleşmesine izin vermemek için seslerini yükseltmeye çağırıyoruz.”

 

Ertan BAYER

 

Yazdır Paylaş
ETİKETLER :
Diğer Haberler
hurfikir.com.tr’da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Hürfikir Gazetesi sorumlu tutulamaz.
Tasarım by Webdestek